İzmir'de sanat rotası bir süredir sessiz ama istikrarlı bir biçimde büyüyor. Bu büyümenin en güzel tarafı da tek bir merkezde toplanmaması; kentin farklı noktalarına yayılarak daha doğal, daha gündelik bir akış yaratması. Bir sergi için yola çıkıyorsunuz, başka bir etkinlikten haberdar oluyorsunuz, ardından o şehirde sanatın aslında ne kadar canlı ve çok katmanlı bir yapıya dönüştüğünü fark ediyorsunuz. Bence bugün kültür sanat alanında en değerli olan şeylerden biri de tam olarak bu: izleyiciyi yalnızca tek seferlik bir ziyaretçi olarak görmeyen, onu tekrar tekrar o dünyanın içine çağıran bir devamlılık duygusu yaratmak. İzmir'in son dönemde kurmaya başladığı kültür haritası da bu açıdan oldukça dikkat çekici. Yeni açılan her merkez, yalnızca bir mekân haberi değil; şehrin sanatla kurduğu bağı biraz daha genişleten yeni bir adım gibi okunuyor. Lucien Arkas Sanat Merkezi de tam böyle bir yerde duruyor. Bayraklı'daki Mistral İzmir'de konumlanan merkez; konferans salonu, fuaye ve atölye bölümleriyle sergi gezilen bir yapı olmanın ötesine geçiyor.
Buradaki önemli noktalardan biri de merkezin, Arkas Sanat'ın İzmir genelinde kurduğu sanat rotasının yedinci durağı olması. Kent merkezinden Urla ve Alaçatı'ya uzanan bu ağ, yeni merkezle birlikte daha da genişlerken, İzmir'de sanat izleyicisinin farklı duraklar arasında dolaşabildiği daha güçlü bir kültür haritası da ortaya çıkıyor. Yani mesele sadece yeni bir kapının açılması değil; uzun süredir örülen bir kültür yapısının yeni bir halkaya kavuşması.
Merkezi daha dikkat çekici kılan bir başka başlık ise Centre Pompidou ile yürütülen iş birliği. Önümüzdeki beş yıl boyunca Centre Pompidou koleksiyonundan yılda iki serginin burada izleyiciyle buluşacak olması, bu adresi daha ilk andan uluslararası ölçekte ayrı bir yere taşıyor. Böyle iş birlikleri sadece güçlü bir isim ortaklığı anlamına gelmiyor; aynı zamanda bir şehrin sanatla kurduğu ilişkiyi daha katmanlı, daha güncel ve daha iddialı hale getiriyor. İzmir açısından bakıldığında da bu, kentin kültür hayatına uzun vadeli bir program eklenmesi anlamında.
Açılışın, "Sonia & Robert Delaunay: Modern Rengin İcadı" seçkisiyle yapılmış olması da bu vizyonun ilk işaretlerinden biri. Centre Pompidou koleksiyonundan seçilen iki eserle gerçekleşen bu başlangıç, Eylül ayında görülecek daha kapsamlı serginin de ön izlemesi niteliğinde.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak bu tür yapılar. Sadece bir sergi gezip çıkılan değil, zaman içinde tekrar dönmek isteyeceğiniz, farklı programlarla yeniden karşılaşacağınız, şehrin kültür hayatına karışan mekânlar. Lucien Arkas Sanat Merkezi de ilk bakışta böyle bir potansiyel taşıyor. Ölçeği, çok işlevli yapısı ve uluslararası iş birlikleriyle İzmir'de sanat rotasının bundan sonraki en dikkat çekici duraklarından biri olmaya aday görünüyor.