Contemporary Istanbul'un galeri seçkisi yalnızca fuar haftasında ortaya çıkan bir liste değil; yıl boyunca gelişen bir araştırma ve ilişki kurma sürecinin sonucu. Bu seçkiyi nasıl oluşturuyor, galerileri değerlendirirken hangi kriterleri önceliklendiriyorsunuz?
Galeri seçkisini oluştururken temel düşünce, bir galerinin İstanbul'a nasıl bir perspektif taşıdığı. Programının tutarlılığı, sanatçıyla kurduğu ilişki, temsil ettiği isimler arasındaki düşünsel bağ ve şehrin mevcut sanat ortamına ekleyebileceği yeni referanslar belirleyici oluyor. Çünkü bir fuarda yapılan her yeni karşılaşma, zaman içinde o şehrin sanat hafızasının bir parçası haline gelebiliyor. İstanbul bu anlamda çok zengin bir birikime sahip. 1980'lerden itibaren güçlenen galeri yapısı, 1987'de başlayan İstanbul Bienali; ardından İstanbul Modern, SALT, Arter, sanatçı inisiyatifleri, özel koleksiyonlar ve vakıflar, şehrin uluslararası sanat dünyasıyla ilişkisini farklı dönemlerde derinleştirdi. Bu birikim, seçkiyi yalnızca bugünün görünürlüğü üzerinden değil, süreklilik üzerinden düşünmemizi sağlıyor. Bir sanatçıyla ilk kez bir galeride karşılaşıp yıllar sonra onu bir kurum sergisinde veya müze koleksiyonunda yeniden görebiliyoruz; bazen de kurumsal alanda tanıdığımız bir isim galerisiyle İstanbul'a geri geliyor. Bu tekrarlar, şehrin sanat hafızasını canlı tutuyor. Bu nedenle yıl boyunca Art Basel Basel, Art Basel Paris, Frieze London, Frieze Abu Dhabi, Art Basel Miami Beach, artgenève, Art Basel Qatar ve ARCO Madrid gibi uluslararası fuarları ziyaret ediyor; galerilerin programlarını ve sanatçılarıyla nasıl ilerlediklerini izliyoruz. Özellikle İstanbul'a ilk kez gelen galerilerin şehirle kalıcı bir ilişki kurmasını istiyoruz. Galerilerin koleksiyonerlerini, müze gruplarını, kurum temsilcilerini ve kültür profesyonellerini de davet ediyoruz. Galeriyle birlikte onun çevresindeki ilişki ağının da İstanbul'a gelmesi, fuarda başlayan temasların sonrasında devam etmesini sağlıyor. Seçkinin uzun vadeli tarafı da burada başlıyor: bugün ilk kez karşılaştığımız bir sanatçının beş yıl sonra İstanbul'da nasıl bir yer edinebileceğini, hangi galerinin şehirle kalıcı bir bağ kurabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle seçki, yıl boyunca süren araştırmanın sonunda verilen editoryal bir karar kadar, İstanbul'un gelecekteki sanat hafızasına dair bir pozisyon.
Bu yıl Focus Asia, CI21'in en belirgin odaklarından biri. Bugün Asya'ya odaklanmayı neden önemli buluyorsunuz ve Focus Asia'yı hangi düşünsel çerçeve üzerinden kurguladınız?
Focus Asia, İstanbul ile Asya'daki sanat merkezleri arasında var olan, ancak çoğu zaman Londra, Paris ya da Basel gibi merkezler üzerinden ilerleyen dolaşımı daha doğrudan kurma fikrinden doğdu. Amacımız Tokyo, Seoul, Hong Kong, New Delhi ve Singapore gibi farklı merkezlerle İstanbul arasında devam edebilecek ilişkiler oluşturmak. Bu çerçevede "Asya sanatı"nı tek bir kategori olarak ele almıyoruz. Bu şehirlerin modernleşme süreçleri, kurumları, galeri kültürü ve koleksiyonerlik tarihleri birbirinden çok farklı. Focus Asia'nın ilginç tarafı da bu farklılıkları ortak bir başlık altında eritmek yerine, kendi özgünlükleriyle yan yana getirmek. Pearl Lam Project, Whitestone Gallery, Takato Kano Gallery, Method Gallery ve Silk Art House gibi Asya merkezli galeriler seçkide yer alıyor. Tatsuo Miyajima, Jin Meyerson, Cody Choi, Isaac Chong Wai ve Mizuki Nishiyama gibi sanatçılar ise fuarın farklı galerilerine dağılıyor. CIF Dialogues, özel projeler, kurumlar ve koleksiyonerlerin katılımıyla Focus Asia fuarın geneline yayılan bir program olarak kurgulandı. Başarıyı galeri sayısıyla ölçmüyoruz. Bu galerilerin İstanbul'da kimlerle tanıştığı, hangi sanatçıların yeni bir izleyici ve koleksiyoner çevresine ulaştığı, kurumlar arasında hangi temasların başladığı ve bunların fuardan sonra sürüp sürmediği. Tersane ve Haliç de bu düşünceye güçlü bir mekânsal bağlam sağlıyor. Haliç yüzyıllar boyunca gemilerin, zanaatin, hammaddenin, bilginin ve insanların dolaşımda olduğu bir üretim alanıydı. Bugün farklı coğrafyalardan sanatçıların, galerilerin, koleksiyonerlerin ve kurumların aynı yerde buluşması, bu geçmişle doğal bir süreklilik kuruyor. Focus Asia'yı bir yıllık tema olarak görmüyoruz. Hedef, İstanbul ile Asya'daki sanat merkezleri arasındaki ilişkileri daha doğrudan ve sürekli hale getirmek. Bu yıl başlayan bir galeri, sanatçı, kurum ya da koleksiyoner ilişkisi Tokyo'da, Seoul'da, Hong Kong'da veya İstanbul'da devam ediyorsa, program amacına ulaşmış demektir.
CI21'de 22 galeri ilk kez Contemporary Istanbul'a katılıyor. Türk ve uluslararası galeriler arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz ve bu yılki yeni katılımcılar fuarın yönü hakkında bize ne söylüyor?
Türk ve uluslararası galeriler arasındaki dengeyi sayısal bir eşitlik olarak görmüyoruz. Türkiye'den galeriler fuarın yerel bilgisini ve sürekliliğini taşırken, uluslararası katılımcılar programa yeni sanatçılar, koleksiyoner çevreleri ve kurumsal bağlantılar ekliyor. Bu yıl 22 galerinin ilk kez katılması ve bunların 21'inin uluslararası olması, CI'nin dışarıdaki galeri ağını belirgin biçimde genişlettiğini gösteriyor. Thomas Schulte bunun güçlü örneklerinden biri. Galerinin programındaki Richard Deacon İstanbul için yeni bir isim değil; House Version İstanbul Modern koleksiyonunda yer alıyor. Schulte'nin katılımı, İstanbul'da izi bulunan bir sanatçıyı yıllar sonra galerisiyle yeniden buluşturarak bu ilişkiyi devam ettiriyor. Francisco Fino, Ali Kazma ve Helena Almeida'yı aynı sunumda buluşturuyor. Kazma beden, emek, zaman, mekân ve üretim sistemleri üzerinden çalışırken; Almeida 1960'lardan itibaren kendi bedenini fotoğraf, resim ve performans arasında bir araca dönüştürdü. İki farklı kuşağın bedeni bir kayıt, temsil ve düşünme aracı olarak nasıl ele aldığını yan yana görmek, sunuma güçlü bir kavramsal gerilim kazandırıyor. Yeni isimler arasında Sıla Candansayar da öne çıkıyor. Ankara doğumlu, eğitimini Paris'te tamamlayan ve Paris'te yaşayan Candansayar, Michel Rein ve Villa Magdalena'nın ortak katılımıyla İstanbul'a geliyor. Kariyerinin ilk önemli uluslararası adımlarını yurt dışında attıktan sonra galerileriyle İstanbul'da görünür olması, bu yılki seçkinin dikkat çekici noktalarından biri. Bedensel formları mitoloji, bilimkurgu ve mimari referanslarla birleştiren heykelleri kendine özgü bir dil kuruyor. carlier | gebauer'in ilk katılımı da daha önce başlamış bir ilişkiyi devam ettiriyor. Lucia Koch'un üretimi Arter'deki enstalasyonu aracılığıyla İstanbul izleyicisiyle buluşmuştu; şimdi sanatçının kendi galerisiyle fuarda yer alması bu tanışıklığı koleksiyonerlik alanına taşıyor. Laure Prouvost gibi farklı kuşaklardan isimler de galerinin programının genişliğini gösteriyor. Jessica Silverman ise İstanbul doğumlu Hayal Pozanti ile Judy Chicago'yu getiriyor. Chicago'nun beden, kadın temsili ve sanat tarihindeki görünürlük üzerine onlarca yıldır sürdürdüğü sorgulama ile Pozanti'nin soyutlama, doğayla ilişki ve fiziksel üretim üzerinden gelişen güncel dili, iki farklı kuşağın kendi dönemlerinin meselelerine nasıl cevap verdiğini gösteriyor. Yeni katılımcılara bir arada bakıldığında, Richard Deacon ve Judy Chicago gibi sanat tarihindeki yeri uzun zamandır belirgin isimlerle Sıla Candansayar gibi kariyerinin başındaki sanatçıların; Helena Almeida, Lucia Koch ve Hayal Pozanti gibi farklı kuşaklardan pratiklerin aynı programda yer alması, bu yılki seçkinin genişliğini ortaya koyuyor. Contemporary Istanbul'un hedefi, fuar haftasının ötesine geçen bir dolaşım yaratmak: burada ilk kez görülen bir sanatçının ilerleyen yıllarda bir kurumda ya da koleksiyonda yeniden karşımıza çıkması; ilk kez tanışan bir galerinin koleksiyoner veya kurumlarla çalışmaya devam etmesi. CI21'in yeni katılımcıları da bu nedenle yalnızca bu yılın programını değil, İstanbul'un uluslararası sanat dünyasıyla önümüzdeki yıllarda kuracağı ilişkilerin yönünü tarif ediyor.