Her doğum bir yas... Bu cümle biraz şaşırtıyor ebeveynleri. Bebeği çok istediklerini, habere sevindiklerini anlatıyorlar uzun uzun genelde. Her başlangıcın aynı zamanda bir vedayı da içinde taşıdığını fark edemeyebiliyoruz. Hayatımıza yeni bir şey girdiğinde, eskisi de bir miktar değişir. Yeni bir işe başlamak, yeni bir eve taşınmak, evlenmek, boşanmak, bir evcil hayvan sahiplenmek, ebeveyn olmak... Bunların hepsi bir başlangıç olduğu kadar bir sonu da içinde barındırıyor. Psikanalitik kuramın bana öğrettiği önemli şey, yasın yalnızca ölümle ilgili olmadığı..Ve bunu her fırsatta söylemeyi de kendime bir borç biliyorum. İnsan bazen bir kişiyi değil, bir dönemi kaybettiğinde de yas tutar, tutmalıdır da.
Yeni bir kardeşin doğumu da büyük çocuk (çocuklar) için biraz böyle işte. Ortada sevilen bir bebeğin gelişi var. Ama aynı zamanda geride bırakılan bir dönem de var. Bir zamanlar yalnızca ona ait olduğunu düşündüğü annenin artık başka bir bebeği kucağına aldığını gören, gece ağlayan kişinin kendisi olmadığını fark eden, evdeki konuşmaların, ziyaretlerin ve heyecanın merkezinde artık başka biri olduğunu gözlemleyen "büyük" çocuğun duygularına sadece kıskançlık demek eksik kalmaz mı? Kıskançlığa eşlik eden kayıp hissi çocuğun kalbine yerleşiverir. Çünkü yeni doğan kardeşle birlikte yalnızca evdeki kişi sayısı değişmez. İlişkiler değişir. Rutinler değişir. Anne değişir. Baba değişir. Ve çocuk, henüz bunları anlatabilecek kelimeleri bulamasa da bütün bu değişimi hisseder.
Bir zamanlar yalnızca ona ait olduğunu düşündüğü annenin artık başka bir bebeği kucağına aldığını görür. Gece ağlayan kişinin kendisi olmadığını fark eder. Evdeki konuşmaların, ziyaretlerin ve heyecanın merkezinde artık başka biri olduğunu gözlemler. Yaş farkına bağlı olarak büyük çocuktan şu cümleleri duyabilirsiniz: "Ama ona hiç kızmıyorsunuz." "Hep onunla ilgileniyorsunuz." "Beni artık sevmiyorsunuz." Aslında hiçbir çocuğun anne babası aynı değildir. Bunu ilk fark eden de çoğu zaman ilk çocuktur. Çünkü kardeşin doğumuyla birlikte yalnızca aile değişmez; sizin anne babalığınız da değişir. İşte bazen "kardeş kıskançlığı" dediğimiz şeyin içinde biraz da kayıp hissi vardır derken bunları kast ediyorum.
Bu kayıp hissi bazen nedensiz gibi görünen öfkelere, bazen anne babadan ayrılamamaya, koşarak gittiği okula gitmek istememeye, bazen de iştah ve uyku düzenindeki değişimlere dönüşür. Dışarıdan bakınca bu davranışlar gerileme gibi görünebilir. Oysa bazen çocuk geriye gitmiyordur. Kaybettiğini düşündüğü yere geri dönmeye çalışıyordur. Psikanalitik kuram bize yasın yalnızca ölümle ilgili olmadığını söylüyor. İnsan bazen bir kişiyi değil, bir dönemi kaybettiğinde de yas tutar. Bir ilişki biçimi değiştiğinde, alışık olduğu düzen bozulduğunda ya da kendini güvende hissettiği bir dünyanın şekli değiştiğinde de...
Kardeş doğduğunda çocuk annesini kaybetmez. Ama anneyle kurduğu ilişkinin eski halini kaybedebilir. Evin içinde kapladığı alanı kaybedebilir. Bölünmemiş ilgiyi kaybedebilir. Yalnızca ona ait olduğunu düşündüğü bazı anları kaybedebilir. Belki her akşam yalnızca ona okunan hikâyeyi, anneyle baş başa geçirilen zamanı, düşünmeden sahip olduğunu sandığı ayrıcalıkları... Bu yüzden yas tutulan şey kardeşin gelişi değil, geride kalan şeylerdir.
Çocuk bunu çoğu zaman "Eskisini özlüyorum." diye ifade etmez. Ama davranışlarıyla anlatır. Yeniden bebek olmak ister. Kucağa daha çok gelmeye çalışır. Anne evden çıkarken eskisinden daha çok ağlar. Daha sık öfkelenir. Daha çok ilgi ister. Bazen de tam tersine, hiç sorun çıkarmamaya çalışır. Ve bunların ardından gelen duygular her zaman güzel duygular değildir. Bu yüzden kardeşini çok seven bir çocuk aynı zamanda onun gitmesini de isteyebilir. Kardeşini öpebilir ve birkaç dakika sonra ona vurabilir. Bebeğin başında heyecanla bekleyebilir ama anne bebeği emzirirken öfkeden ağlayabilir. Yetişkin zihni için çelişkili görünen bu duygular, çocuk ruhunda yan yana yaşayabilir.
Belki de burada çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, duygularının düzeltilmesi değil kabul edilmesidir. Çünkü bazen fark etmeden çocuklara verilen mesajlar hissettikleri bu öfkeye ters düşer ve suçluluk hissederler. "Kardeşini sevmen lazım." "Kardeşler birbirini kıskanmaz." "Ama o daha bebek." Aslında çocuk tam da bu noktada anlaşılmaya ihtiyaç duyar. "Eskiden annenle daha çok vakit geçiriyordun." "Bazen kardeşin geldiği için kızgın hissedebilirsin." "Onu sevip bazen ona öfkelenmen mümkün." Bu cümleler çocuğun duygularını büyütmez. Tam tersine, taşımasına yardımcı olur.
Belki de kardeş kıskançlığı dediğimiz şeyin içinde biraz özlem, biraz öfke, biraz kayıp ve biraz da yas vardır. Çünkü aileye yeni bir bebek geldiğinde yalnızca bir kardeş doğmaz. Bir çocuk da ilk kez abi ya da abla olur. Ve her yeni başlangıç gibi, bunun içinde de geride bırakılan bir şeylerin hüznü vardır. Ebeveynlere düşen görev bu hüznü ortadan kaldırmak değil, ona eşlik etmektir. Çünkü çocuklar bazen çözümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyarlar. Yas tutulabilen şeyler zamanla içselleşir; bastırılanlar ise başka şekillerde karşımıza çıkmaya devam eder.