Koku, çoğu zaman bir görünümden ya da söylenen bir cümleden daha kalıcı bir iz bırakıyor. Bir karşılaşmayı, bir yakınlığı ya da o an tarif edilemeyen çekimi hafızada tutan şey bazen yalnızca bir parfüm olabiliyor. Bu yüzden parfüm dünyasında anlatılar giderek daha kişisel, daha duygusal ve daha içgüdüsel bir yerden kuruluyor.
Valentino Beauty de yeni parfüm döneminde romantizmi klasik kodların dışına taşıyan, samimiyet ve bireysellik etrafında şekillenen bir hikâyeye hazırlanıyor. Bu yeni anlatının yüzleri ise Dakota Johnson ve Alexander Skarsgård oldu. İki oyuncu, markanın parfüm evreninde birbirini tamamlayan farklı enerjileri temsil ediyor: Johnson daha sezgisel, yalın ve kendine ait bir zarafetle; Skarsgård ise daha gizemli, serbest ve güçlü bir çekim alanıyla öne çıkıyor.
Maison Valentino'nun moda elçisi olarak markayla uzun süredir bağ kuran Dakota Johnson, kişisel stilinde de oyunculuk seçimlerinde de kendine özgü bir çizgiye sahip. Johnson'ın kuralları sessizce esneten tavrı, Valentino Beauty'nin bireyselliğe alan açan yaklaşımıyla örtüşüyor. Oyuncu, yakınlığı dürüstlük ve gerçek bağ kurabilme hali üzerinden tanımlarken, markanın duyusal ama insana dokunan dünyasını etkileyici bulduğunu söylüyor.
Alexander Skarsgård ise bu hikâyeye daha mesafeli ama etkisi güçlü bir karizma katıyor. Altın Küre ödüllü oyuncunun özgür ruhlu duruşu ve sakin çekiciliği, Valentino Beauty'nin yeni parfüm anlatısındaki duygusal yoğunluğu başka bir yerden tamamlıyor. Skarsgård, markanın bireyselliğe, duygulara ve insanlar arasındaki bağa verdiği önemi bu yeni hikâyenin en güçlü taraflarından biri olarak görüyor.
Dakota Johnson ve Alexander Skarsgård'ın bir araya gelişi, kampanyanın yalnızca görsel dünyasını değil, duygusunu da belirliyor. Aralarındaki uyum; abartılı bir romantizmden çok, içgüdüsel bir çekime ve kendini saklamayan bir yakınlığa dayanıyor. Valentino Beauty'nin yeni parfüm dönemi de tam olarak bu hissin peşinden gidiyor: samimi, duyusal, özgür ve kendi ritmini bulan bir çekim hikâyesi.