Bir It Girl'ü It Girl yapan şeyin giydiği kıyafetler ya da kaç takipçiye sahip olduğu kadar basit olmadığını biliyoruz. Hatta bu seçenekler bir sebepten çok sonuç. Bu yüzden moda dünyasının yeni nesil yıldızlarından; bir estetik, bir hayat tarzı ve takip edilmeye değer bir hikâye bekliyoruz. Alexandra Leclerc tam da bu noktada devreye giriyor. Charles Leclerc'in eşi olarak tanınsa da son birkaç yılda kendi dünyasını kurmayı başaran Alexandra, Formula 1'in çevresindeki kalabalıktan sıyrılarak moda radarının da kalıcı isimlerinden biri haline geliyor.

Asıl adı Alexandra Saint Mleux olan Leclerc, Paris'te Louvre Okulu'nda sanat tarihi eğitimi aldı ve 20. yüzyıl sanatına odaklandı. Monaco'daki bir müzayede evinde sanat asistanı olarak çalışması ve sanat haftalarında edindiği deneyim, bugün stiline yansıyan görsel merakın arka planını oluşturuyor. Moda onun için yalnızca sezonluk parçaların peşinden gitmekten çok, bir görüntünün nasıl hikâyeye dönüşebileceğiyle ilgili.

Charles Leclerc ile ilişkisi 2023'te görünür hale geldiğinde Alexandra kısa sürede Formula 1 padokunun tanınan yüzlerinden birine dönüştü. Wimbledon, Monaco Grand Prix'si, moda haftaları ve lüks marka davetleri derken görünürlüğü hızla arttı. Şubat 2026'da Monaco'da gerçekleşen sade sivil törenle evlenmeleri ise hikâyenin en çok konuşulan anlarından biriydi. Özel tasarım Paolo Sebastian gelinliği, Charles'ın bej takımı ve törene eşlik eden dachshund'ları Leo ile düğün, çiftin kişisel estetiğini de ortaya koydu.

Fakat Alexandra'nın asıl gücü, bu yüksek görünürlüğün içinde belli bir mesafeyi korumasında. Sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaşırken hayatının her detayını paylaşmayı tercih etmiyor. Verdiği röportajlarda kıyafetlerini planlamaktan, referanslardan yola çıkarak görünüm oluşturmaktan söz etmesi de bu yaklaşımı destekliyor. Alexandra için iyi bir görünüm, yalnızca güzel görünmenin yanı sıra bir fikri, bir dönemi ya da bir hissi çağrıştırıyor diyebiliriz.

Stili de bu nedenle kolayca tanımlanabiliyor. Nötr tonlar, temiz silüetler, vücuda oturan elbiseler, geniş paçalı jean'ler, yapılandırılmış ceketler ve heykelsi aksesuarlar gardırobunun temelini oluşturuyor. Riviera rahatlığını Parisli bir zarafetle buluşturuyor. Arada gelen puantiyeler, renkli ayakkabılar veya dikkat çekici çantalar ise bu sakin görünümün dozunu değiştiriyor.

2026 Monaco Grand Prix'si, Alexandra'nın stil dünyasındaki yükselişini en görünür hale getiren haftalardan biriydi. Jacquemus imzalı beyaz mini elbisesi, kırmızı-beyaz puantiyeli görünümü ve Oscar de la Renta'nın çiçek işlemeli fildişi elbisesi peş peşe gündeme geldi. Özellikle son görünüm, romantik detayları modern bir silüetle buluşturması açısından Alexandra stilinin küçük bir özeti gibiydi.

Moda markaları da bu etkiyi çoktan fark etmiş durumda. Jacquemus, Nina Ricci, Rhode ve Meshki gibi markalarla yaptığı işbirliklerinin ardından Frame ile hazırladığı kapsül koleksiyon, Alexandra'nın stilini yalnızca temsil etmekten çıkıp tasarıma dönüştürdüğü bir adım oldu. Jean'ler, deri pantolonlar, keskin terzilik ve günlük elbiselerden oluşan koleksiyon, Monaco'daki hayatının gardırop karşılığını sunuyordu.

Bugün Alexandra'nın cazibesi biraz da burada yatıyor. Çok şey gösteren bir dünyada daha azını seçiyor; hızlı değişen trendlerin arasında kişisel referanslarına tutunuyor. Sanat tarihi eğitimi, Monaco'nun kendine has atmosferi, Formula 1'in yüksek enerjisi ve moda dünyasının ilgisi aynı hikâyede buluşuyor. Zamane It Girl'ü tanımı yeniden yazılırken Alexandra Leclerc'in adı da bu listenin başında yerini çoktan aldı.