Ebeveynlerin, deyim yerindeyse tam anlamıyla içine oturan bir cümle: "Beni oyuna almadılar." İçinizden çok şey söylemek geçer de yutkunursunuz. Parkta ya da bir doğum gününde sizin gözünüzün önünde yaşansa başka, okulda yaşansa başka türlü tetikler insanı. Çocuğunuzun canının yandığını görmek elbette kolay değil ama esas tetikleyici unsur, kendi çocukluğunuzun hayal kırıklıklarının da bir anda sevimli bir hayalet gibi belirivermesidir. Çocukken veremediğiniz o tepkiyi, yetişkin halinizle vermek istersiniz. Davet edilmediğiniz bir doğum gününü, teneffüste yalnız kaldığınız bir günü ya da ait olmak istediğiniz bir grubun dışında kaldığınız bir anı fısıldar o "Casper" kulağınıza.
Oyuna alınmamak bir çocuk için önemlidir elbette. Çünkü çocuklar arkadaşlarının arasında yalnızca oyun oynamazlar; kendileriyle ilgili fikirler de oluşturmaya başlarlar.
Bu soruların cevapları yavaş yavaş akran ilişkilerinin içinde şekillenir. Bir gruba ait olmak, çocuklukta yalnızca sosyal bir ihtiyaç değildir. Kendini değerli, görünür ve kabul edilmiş hissetmenin de yollarından biridir. Bu yüzden dışlanmak yalnızca oyuna alınmamak değildir. Çocuk için bazen ait hissettiği yerden uzaklaşmak gibi gelebilir.
Ama burada durup nefes almakta fayda var. Çünkü her dışlanma zorbalık değildir. Aralarındaki farkı gözetmek de yetişkinlerin sorumluluğundadır. Çocukların ilişkileri bizim ilişkilerimize benzemez. Çok daha hareketlidir. Dün ayrılmaz iki arkadaş olan çocuklar bugün başka çocuklarla oynamak isteyebilir. Gruplar kurulur, dağılır, yeniden kurulur. Çocuklar birbirlerine yaklaşır, uzaklaşır, sonra yeniden yakınlaşırlar. Sıklıkla duyuyorum mesela: "Dün geldi, bir daha onunla oynamayacağını söyledi. Bugün okul çıkışında beraber parka gidelim diye ağladı." Ebeveyn bu durumu yetişkin beyniyle değerlendirdiğinde haklı olmakla beraber, çocukların arkadaşlıklarında bu dinamik bir yere kadar kabul edilebilir. Bu durumun can yakmadığını, hayal kırıklığı yaşatmadığını söylemiyorum tabii ki. Ama her kırgınlık, her dışarıda kalma hissi ya da her arkadaşlık çatışması zorbalık anlamına gelmiyor. Eğer bu sistemli bir dışlamaysa, çocuğun dış görünüşüne ya da karakterine yönelik eleştiriler ve hakaretler içeriyorsa, elbette yetişkin korumasına ihtiyaç vardır ve zorbalıktır.
Peki çocuğumuz eve gelip "Beni oyuna almadılar." dediğinde ne yapalım? Sanırım önce onun duygusunu aceleyle tamir etmeye çalışmayalım. Çünkü ebeveynlik bazen insanı hemen çözüm üretmeye itiyor.
Bunları söylemek çok anlaşılır. Çocuğunuzun üzüntüsünü bir an önce dindirmek istiyorsunuz çünkü ve çok haklısınız. Ama bazen çocukların ihtiyacı olan şey çözümden önce eşlik edilmek oluyor.
Bazen yalnızca bu kadar. Çünkü bir duygunun taşınabilmesi için önce görülmesi gerekir. Çocuklar çoğu zaman yaşadıkları olayın çözümünden önce, yaşadıkları duygunun anlaşılmasına ihtiyaç duyarlar.
Çocuklar her hayal kırıklığından korunarak büyümüyorlar. Hayal kırıklıklarıyla karşılaşıp onları taşıyabileceklerini deneyimleyerek büyüyorlar. Bir arkadaşının onu seçmemesi, oyuna çağırmaması ya da bir günlüğüne başka bir çocukla oynamayı tercih etmesi can yakabilir. Ama tüm bu deneyimler aynı zamanda ilişkilerin her zaman istediğimiz gibi gitmeyebileceğini öğrenmenin de bir parçasıdır. Çocukların bazen ihtiyaç duydukları şey yolun tamamen temizlenmesi değil. Düştüklerinde, canları yandığında ve dışarıda kaldıklarını hissettiklerinde yanlarında birinin oturması.
Belki de "Beni oyuna almadılar." cümlesinin ardından çocuğumuza verebileceğimiz en kıymetli şey budur: Hemen çözmeye çalışmadan, duygusuna eşlik eden bir yetişkin olmak. Çünkü çocuklar her zaman oyuna alınmayabilirler. Ama duygularının kabul gördüğünü hissettiklerinde, yaşadıkları hayal kırıklıklarıyla baş etmenin yollarını yavaş yavaş öğrenebilirler. Eski kırgınlıklarınızı kulağınıza fısıldayan Casper'ı biraz durdurup, çocuğunuzun kendi kırgınlıklarına eşlik edebilirsiniz. Her olayda olmasa da birçoğunda yapabilirsiniz, biliyorum