Bir düğünde çiçekler dekorasyonu tamamlayan ayrıntılar olmanın ötesinde mekânın mimarisi, ışık ve renklerle bir araya gelerek günün bütün atmosferini şekillendiriyor. Bu nedenle her tasarımın, içinde bulunduğu mekânla ve çiftin kişisel hikâyesiyle bağ kurması da oldukça önemli. Lisan-ı Ezhar'ın kurucusu Deniz Kulaçoğlu da tasarıma mekânın karakterinden yola çıkarak yaklaşan isimlerden biri. Biz de Kulaçoğlu ile 2027 düğün sezonunda öne çıkacak daha özgür ve sanatsal çiçek formlarını, tasarım sürecinin inceliklerini ve unutulmaz bir atmosfer yaratmanın yollarını irdeliyoruz. Bordo tonları ve gümüş yansımalarla farklı bir estetik arayanlara ilham veren bir masa kuran Kulaçoğlu, renklerin ve dokuların birlikteliğini özgün bir yorumla ele alıyor.
Çiçeği biraz da bir heykel ve form meselesi olarak ele aldığınızı biliyoruz. Bir düğün mekânına baktığınızda tasarıma ilk nereden başlıyorsunuz?
Mekânın mimari yapısı benim için çok önemli ama tasarım aslında event sahibinin tarzı, ihtiyaçları ve hayal ettiği dünya ile mekânı buluşturmakla başlıyor. Mekânın mevcut karakterini tamamen yok etmek yerine, onu yeni bir bakışla yorumlamayı seviyorum. Işık, mimari, yüzeyler ve hacim bana ilk yönü veriyor; ardından renk, materyal ve çiçekle o kişiye ait yepyeni bir atmosfer kuruyoruz.
Son yıllarda buketlerde daha uzun saplar, asimetrik formlar ve tek çiçekli tasarımlar öne çıkıyor. Sizce bu yön 2027'de nasıl evrilecek?
Daha akan, daha özgür, biraz daha sanatsal; ama asla ezbere olmayan tasarımlar... Gelinin duruşuna, gelinliğine, mekâna ve dekorun hikâyesine göre şekillenen, bir daha aynısı yapılamayacak kadar şahsına münhasır buketler. Buketin artık yalnızca güzel bir çiçek demeti değil, gelinin bütün görünümünün ve hikâyesinin bir parçası olmasını seviyorum.
Kış düğünlerinde klasik beyaz-yeşil paletin dışına çıkmak için hangi çiçekleri, renkleri veya dokuları kullanmayı seviyorsunuz?
Ben mevsimleri tek bir renk paletine sıkıştırmayı sevmiyorum. Kışın rengi ve dokusu da çiftin tavrından, mekândan, malzemeden ve yaratmak istediğimiz histen doğuyor. Ama kişisel olarak kışta bordolar, mürdümler, kahve tonları ve güçlü dokular beni daha çok heyecanlandırıyor. Beyazı tamamen bırakmadan, ona biraz daha derinlik ve karakter eklemeyi seviyorum.
Sizin için iyi bir gelin buketinde ve düğün çiçeklerini tasarlama sürecinde en heyecan verici an hangisi? Süreci paylaşır mısınız?
Benim için en heyecan verici an, fikirlerin bir noktada gerçekten beden bulduğu an. İlk görüşmeden sonra çiftin dünyasını anlamaya çalışıyorum; nasıl bir his istiyorlar, nasıl bir atmosferin içinde olmak istiyorlar... Sonra o dünyayı renk, form ve dokuya çeviriyorum. Ama en özel an, bütün o düşüncenin somutlaşıp elde ya da mekânda bir bütün olarak karşıma çıktığı an oluyor. O anda tasarım artık fikir olmaktan çıkıp yaşayan bir şeye dönüşüyor.
Bir düğünü yıllar sonra bile hatırlatan şey sizce nedir? Bu noktada çiçeklerle zamansızlığı yakalamanın bir yolu var mı?
Bence bir düğünü unutulmaz yapan şey, tek tek detaylardan çok, bıraktığı his.
İnsanlar bazen tam olarak hangi çiçeği gördüğünü hatırlamayabilir ama o atmosferi, o ışığı, o masanın onlarda bıraktığı duyguyu hatırlar. Zamansızlık da burada başlıyor bence. Çok trend odaklı olmak yerine, mekâna ve çifte gerçekten ait bir dil kurduğunuzda çiçekler de zamansızlaşıyor. Gösterişli olmak zorunda değil; samimi, dengeli ve karakterli olması yeterli.