İsviçreli girişimci, yatırımcı ve koleksiyoner Pierre Sigg, çağdaş sanatın teknolojiyle geçirdiği dönüşümü uzun süredir yakından izleyen bir isim. 2020'de kurduğu bağımsız ve kâr amacı gütmeyen Sigg Art Foundation; modern ve savaş sonrası sanattan genç kuşaklara uzanan koleksiyonunun yanı sıra, geleneksel mecralarla dijital araçları buluşturan sanatçılara açtığı alanla dikkat çekiyor. Fransa'nın güneyindeki Le Castellet'den AlUla ve Atina'ya uzanan sanatçı misafir programlarıyla farklı coğrafyalar arasında üretim ve karşılaşma imkânları kuran vakıf, Sigg'in koleksiyonculuğunu, kişisel bir tutkudan uluslararası bir kültür platformuna taşıyor.
Manal AlDowayan (b. 1973, Dhahran), "The Emerging VIII", 2025,
Sigg Sanat Vakfı'nı (Sigg Art Foundation) kurmanın arkasındaki motivasyon neydi? Koleksiyonerlik yolculuğunuzun nasıl başladığının hikayesini bizimle paylaşabilir misiniz?
Koleksiyonerlik yolculuğum içgüdüsel olarak başladı. Edindiğim ilk eser bir Yves Klein tablosuydu. Klein'ın sonsuzluk ve maddesizlik arayışı zihnime kazındı. O sırada farkında olmadan, koleksiyonumun ve daha sonra Sigg Sanat Vakfı'nın alacağı yönü çoktan belirlemiştim. Son on yılda çağdaş sanat hayatımı tamamen ele geçirdi. Resim sanatının yeni dijital ve teknolojik araçlarla kesiştiği noktada üreten sanatçılar sürekli ilgimi çekmeye başladı. Bugün imgeleri ve fikirleri deneyimleme biçimimiz göz önüne alındığında, bunun yeterince keşfedilmemiş ve son derece geçerli bir alan olduğunu hissettim. Sigg Sanat Vakfı da bu koleksiyonerlik pratiğinden doğdu. Fransa'nın güneyinde, Le Castellet'de bir mülküm var ve burayı özel bir dinlenme alanı olarak bırakmak yerine iki sanatçı misafir programına (residency) ev sahipliği yapacak şekilde değerlendirdim. Programın dönemleri başarıyla birbirini izledi ve ben daha büyük bir şey inşa etmek istedim: Farklı coğrafyalardan ve nesillerden sanatçılar arasında gerçek bir diyalog başlatabilecek bir yapı. Ardından Maurine Sigg'in katılmasıyla ve Suudi Arabistan'ın El-Ula kentindeki ilk misafir programımızı başlatmamızla birlikte her şey daha da hızlandı.
Sigg Sanat Vakfı sadece sanat eserleri toplamakla kalmıyor, bir ekosistem inşa ediyor. Sanatçıların, koleksiyonerlerin ve teknoloji uzmanlarının rolleri bu ekosistem içinde nasıl kesişiyor?
Sigg Sanat Vakfı bir ekosistemdir; sanatçılar, koleksiyonerler, ortaklar ve uzmanların her biri belirgin ve birbiriyle bağlantılı roller üstlenir. Sanatçı misafir programlarımız Fransa, Suudi Arabistan, Yunanistan ve Peru'da yürütülüyor ve bu roller tam da buralarda bir araya geliyor. Sanatçılar, koleksiyondaki tarihi parçalarla diyalog kurarak yeni eserler geliştirmek için zaman ve alan kazanıyor; böylece yeni teknoloji, yaratıcılığın daha uzun bir sürekliliğinin parçası olarak okunuyor. Koleksiyonerler, müze direktörleri ve kurumsal liderler de onlara katılarak, yükselen çoğu sanatçının kendi başına sahip olamayacağı bir ağ oluşturuyor. Bu ekosistem, markalar, kurumlar ve hükümetlerle yapılan iş birlikleriyle genişlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz aralık ayında Suudi Arabistan Kültür Bakanlığı için sunulan ve küratörlüğünü üstlendiğimiz "Rüzgar Doğuya Döndüğünde" (When the Wind Turns East) sergisi, otuz Suudi sanatçıyı otuz Çinli sanatçıyla diyalog halinde bir araya getirdi. Bu girişimlerin her biri sanatçıları ve kültürü desteklemeyi amaçlıyor.
Korakrit Arunanondchai, "Stars are also photographs of dead planets", 2021
Köklü tarihi ve kültürlerin kesişim noktasındaki benzersiz konumuyla İstanbul'un sanat ekosistemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce İstanbul bugün çağdaş sanat dünyasında nerede duruyor?
İstanbul iki kıtanın kesişim noktasında yer alıyor ve çağdaş sanat ortamı da tıpkı şehri gibi zengin ve dünyaya açık. Uluslararası sanatçılarla diyaloğu desteklemek amacıyla Sigg Sanat Vakfı ile her yıl buraya geri dönmek bu yüzden önemli. Katıldığım ilk seferde, şehrin enerjisi ve programın çeşitliliği beni içine çekmişti. Artık giderek daha fazla sayıda uluslararası sanatçı ve galeri katılım gösteriyor. Ben de önce fuarın Uluslararası Yürütme Kurulu Üyesi olarak, ardından da Sigg Sanat Vakfı'nın özel bir proje olarak katılımı vasıtasıyla bu dönüşüme katkıda bulunmak istedim. Bu yıl Johnny Depp'in ilk heykelini sergiliyoruz. Onun profilinde bir sanatçının İstanbul'da yer alması, fuarın ve şehrin uluslararası bir sanat merkezi olarak ne kadar yol katettiğini gösteriyor. Contemporary Istanbul, uluslararası alanda önem taşıyan fuarlar arasındaki yerini kesinlikle sağlamlaştırdı.
Avery Singer, "Deepfake Rachel", 2023
Koleksiyonunuzdaki en önemli üç eseri ve bunların sizin için neden özellikle anlamlı olduğunu paylaşır mısınız?
Koleksiyonumdaki üç eser benim için en büyük öneme sahip. Birincisi, Korakrit Arunanondchai'ın geçen yıl Contemporary Istanbul'da sunduğumuz Stars are also photographs of dead planets (2021) adlı eseri. Arunanondchai çalışmasını bir "hafıza sarayı" olarak nitelendiriyor ve hissettirdiği şey de tam olarak bu: Tarih, teknoloji, maneviyat ve kendi biyografisi tek bir huzursuz, katmanlı evrende birleşiyor. Tek bir kalıba sığdırılamadığı için bu esere tekrar tekrar geri dönüyorum.
İkincisi, Manal AlDowayan'ın ham keten üzerinde konturları çizilmiş kadın bacaklarının tuvalden hareket halindeyken çıkıyormuş gibi göründüğü The Emerging XVIII (2025) eseri. Suudi toplumundaki özel ve kamusal yaşam arasındaki gerilimi o kadar iyi yakalıyor ki, bunu kendi dönüşümünün ortasındaki bir ülkenin portresi olarak görüyorum.
Üçüncüsü ise Avery Singer'ın, 11 Eylül'e dair kendi çocukluk hafızasından yola çıkarak dijital araçların soğuk ve hassas diliyle inşa ettiği Deepfake Rachel (2023) eseri. Beni etkileyen şey, bu kadar teknik bir sürecin...