"CI, Türkiye'deki izleyicimle, pratiğimin o yıl geldiği noktayı paylaştığım çok kişisel bir alan"
Seramiği/porseleni kavramsal ve yapısal bir malzeme olarak ele alıyorsunuz. Malzeme üretiminizde nasıl bir ifade alanına dönüşüyor?
Porselen öncelikle çalışmaktan çok keyif aldığım ve en iyi bildiğim malzeme. İşlerimde kusursuza yakın, çok temiz ve rafine bir bitiş arıyorum; porselen de teknik olarak bana bunu sağlayabileceğim çok güçlü bir alan açıyor. Aynı zamanda işlerimdeki bütün detayları tek tek elde üretiyorum. Aynı görünen onlarca çiçek ya da formun aslında hiçbirinin diğerinin aynısı olmaması benim için önemli. Doğanın kendini üretme biçiminde de böyle bir tekrar ve biriciklik var ve porselen bu yaklaşımı çok iyi taşıyor.
Malzemenin kendi karakteri de işlerimin anlamının bir parçası. Porselen çok narin ve kırılgan görünmesine rağmen 1240-1250 derece gibi çok yüksek sıcaklıklarda pişen, dönüşümünü tamamladığında son derece güçlü, neredeyse kemiksi bir yapıya sahip. Bu kırılganlık ve güç arasındaki karşıtlığı seviyorum. Bir de porselenin hepimizin ortak belleğinde bir yeri var. Birçoğumuz porselen objelerin bulunduğu evlerde büyüdük, porselen tabaklarda yemek yedik; üstelik bu yalnızca bizim kültürümüze ait bir şey değil. Dolayısıyla malzemenin kendisi, daha esere bakmadan bile izleyiciyle tanıdık ve biraz da romantik bir bağ kuruyor.
Doğadan ve organik formlardan besleniyorsunuz. Bu formlar kendi dilinize nasıl dönüşüyor?
Doğadan aslında en çok onun kendini üretme biçimini referans alıyorum. Doğada ilk bakışta her şey birbirinin tekrarı gibi görünür ama yaklaştığınızda hiçbir yaprağın, hiçbir çiçeğin, hiçbir parçanın diğerinin tamamen aynısı olmadığını görürsünüz. Benim üretimimin temelinde de bu tekrar ve biriciklik hali var.
Bir çiçeği ya da doğaya ait herhangi bir parçayı başlangıç noktası olarak alabilirim ama onu hiçbir zaman birebir kopyalamıyorum. Elimde, malzemeyle kurduğum ilişki içerisinde başka bir forma dönüşüyor. Hatta o günkü ruh halim, malzemeye uyguladığım basınç bile sonuçta ortaya çıkan parçayı değiştiriyor. Bu nedenle işler ilk bakışta izleyiciye çok tanıdık geliyor; sanki bildiğimiz bir doğanın parçasına bakıyormuşuz gibi. Ama yaklaştığınızda gördüğünüz çiçeğin aslında bildiğiniz hiçbir çiçek olmadığını, formların hiçbirinin tam olarak tanımlanamadığını fark ediyorsunuz. Benim için işlerin sürprizi de biraz burada: tanıdık bir doğa hissi yaratırken aslında tamamen kendine ait, yeni bir doğa kurmakta.
Contemporary Istanbul'da olmanın sizin için önemi nedir?
Bu yıl Leila Heller Gallery ile Contemporary Istanbul'a beşinci kez katılıyorum ve beş yıldır galerim burada işlerimi solo bir sunumla gösteriyor. Bu benim için gerçekten çok özel. Yıl içerisinde New York'tan Dubai ve Abu Dhabi'ye, Hindistan'a kadar farklı coğrafyalarda pek çok uluslararası fuara katılıyorum ama İstanbul'da her zaman çok başka bir aidiyet hissediyorum. Burası benim evim ve yıllar içerisinde hem Contemporary Istanbul'la hem de buradaki izleyiciyle kurduğum ilişki nedeniyle fuar bittiğinde kendimi gerçekten sahiplenilmiş hissediyorum.
Daha da önemlisi, Contemporary Istanbul son beş yıldır benim Türkiye'deki izleyiciyle ve sanatseverlerle buluştuğum esas platform. Türkiye'de beş yıldır ayrı bir solo sergi yapmadım; buna rağmen Leila Heller Gallery'nin her yıl burada bana ayırdığı solo sunum sayesinde, her sene yeniden bir solo serginin heyecanını yaşıyorum. Bu nedenle Contemporary Istanbul benim için artık yalnızca bir sanat fuarı değil. Hem ait olduğum şehirle yeniden buluştuğum hem de Türkiye'deki izleyicimle pratiğimin o yıl geldiği noktayı paylaştığım çok kişisel bir alan.
Leila Heller Gallery