Bir diziyi yıllarca takip etmek aslında büyük bir duygusal yatırım, ancak her zaman bu yatırımın karşılığını beklediğimiz gibi alamıyoruz. Bazı yapımlar final bölümleriyle televizyon tarihine altın harflerle kazınırken, bazıları koca bir efsaneyi tek bir sahneyle yerle bir edip bizleri "Bunca yıl bunun için miydi?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Bu listede, kimini ayakta alkışladığımız, kiminde ise sinirden kumandayı fırlatmak istediğimiz 20 ikonik yapımı inceliyoruz... Hikayesini ustalıkla ilmek ilmek bağlayarak veda edenlerin yanında, en heyecanlı yerinde bizi siyah ekran belirsizliğiyle ortada bırakanları da unutmadık tabi. İşte giden gençliğimizin ve harcanan mesailerimizin anısına, finaliyle unutulmazlar arasına giren o diziler... Küçük bir not: Yazı bolca duygu karmaşası ve ağır spoiler içeriyor, baştan uyarayım!
İzleyenleri İkiye Bölen 20 Yapım
1. "Breaking Bad"
Yayın Tarihi: 20 Ocak 2008
IMDb Puanı: 9.5
Platform: Netflix
Türü: Suç, Dram, Gerilim
Oyuncular: Bryan Cranston, Aaron Paul, Anna Gunn
Yönetmen: Vince Gilligan
Kabul edelim, listenin başına kimi koyarsak koyalım, konu dönüp dolaşıp her zaman Walter White'a geliyor. Finali için kusursuz diyen dev bir kitle olsa da o uzaktan kumandalı tüfek düzeneğiyle herkesin bir anda temizlenmesini fazla "Hollywoodvari" bulanlar da az değil. Hatta işi Walter'ın aslında o karda donarak öldüğü ve finalin bir hayal olduğu teorisine kadar götürenler bile var. Ancak Walt'un sonunda "Her şeyi ailem için yaptım" yalanını bırakıp, "Bunu kendim için yaptım, çünkü bunda iyiydim" dediği o dürüstlük anı, televizyon tarihinin en gerçek itiraflarından biriydi. Son karede, laboratuvarda yerde yatarken yüzündeki o yarım gülümseme izleyiciyi resmen ikiye böldü. Bir katilin huzur içinde ölmesini hazmedemeyenler ile bu sonun onun hakkı olduğunu düşünenler hala birbirine giriyor olsa da, bazı vedalar yarım kalır ama Breaking Bad, yere düşen kan damlasına kadar her şeyiyle tamamdı. Tabii söylemeden geçemeyeceğim benim de diziyle alakalı ne zaman bir final tartışması dönse, aklım hep o meşhur "Face Off" bölümüne gidiyor, Giancarlo Esposito'nun canlandırdığı Gus Fring'in o patlamadan sonra hiçbir şey olmamış gibi odadan çıkıp, kamerasının bize suratının yarısının olmadığını gösterdiği o an... Brekaing Bad yolculuğumuzun en ikonik sahnelerinden biri olarak zihnimize kazındı resmen. Neyse, üzerine ne kadar konuşsak az, çünkü Breaking Bad her zaman listemizin en başında yerini koruyacak bir efsane, en azından benim için öyle.
2. "The Wire"
Yayın Tarihi: 2 Haziran 2002
IMDb Puanı: 9.3
Platform: HBO Max, TV+
Türü: Suç, Dram, Gerilim
Oyuncular: Dominic West, Idris Elba, Lance Reddick
Yönetmen: Clark Johnson
Baltimore'un gri sokaklarını izlerken beş sezon boyunca bir şehirden ziyade, devasa bir sistemin insanları nasıl birer birer öğüttüğünü gördük. Final bölümü alışık olduğumuz "iyiler kazansın" klişelerine öyle bir sırtını döndü ki, ekran kapandığında kendimizi tuhaf bir boşlukta bulduk. Çünkü David Simon bize umut değil, isimler değişse de çarkın aynı acımasızlıkla döndüğünü gösteren o sert döngüyü miras bıraktı adeta. Bir tarafta Bubbles'ın hayata tutunmasını izleyip sevinirken, diğer yanda Dukie'nin aynı bataklığa gömülmesi insanın içini parçalıyor ve sistemin asla bitmeyeceğini suratımıza çarpıyor. McNulty'nin kendi sahte cenazesindeki o alaycı vedası dizinin ruhuna çok yakışsa da pek çok izleyici karakterler için daha net bir son beklediği için bu belirsizliğe fena halde içerledi. Yine de Omar Little'ın "Kralı vuracaksan ıskalamayacaksın" raconunu hatırlayınca, finalde kimsenin kazanmadığı, sadece piyonların yer değiştirdiği bu dürüst son, yapımı sıradan bir polisiyeden çıkarıp bir başyapıta dönüştürmüştü.
3. "Game of Thrones"
Yayın Tarihi: 17 Nisan 2011
IMDb Puanı: 9.2
Platform: HBO Max, Tv+
Türü: Fantastik, Macera, Dram
Oyuncular: Emilia Clarke, Kit Harington, Peter Dinklage
Yönetmen: David Benioff & D.B. Weiss
Game of Thrones finali denince, hala pek çoğumuzun dişleri gıcırdıyor değil mi? Sekiz sezon boyunca "Kış geliyor" diye bekledik, ejderhaların her şeyi yakıp yıkışını izledik ama sonunda kendimizi "Bran mı? Gerçekten mi?" derken bulduk. Dizinin, ayakları yere basan politik dehasının yerini aceleye getirilmiş bir aksiyona bırakması, sanırım televizyon tarihinin en büyük hayal kırıklıklarından biri olabilir. Daenerys'in bir bölümde "Deli Kraliçe"ye dönüşüp koca şehri küle çevirmesi, Jon Snow'un her şeye rağmen yine "Hiçbir şey bilmeyen adam" olarak kuzeye sürülmesi, izleyiciyi resmen ikiye değil, on ikiye böldü. Bir kesim, bu karanlık sonun dizinin acımasız ruhuna uygun olduğunu ve trajik bir döngünün kapandığını savunsa da dürüst olayım, George R.R. Martin'in yıllarca ilmek ilmek işlediği karakterlerin, iki senaristin elinde hızlandırılmış bir sona kurban gitmesi çoğumuzun içine oturdu. O meşhur Demir Taht'ın bir ejderha tarafından eritilmesi sembolik olarak güçlüydü belki ama o tahta oturan ismin Bran olması... İşte o an, koca bir destanın heyecanının yavaşça odadan çıkıp gidişini izledik resmen. Ve eminim yıllarımızı verdiğimiz bu dizinin adı bir yerlerde geçtiğinde aklınıza gelen ve konuşulan ilk şey o berbat final. Oyuncular bile son senaryoyu okurken şaşkınlığa uğramamış mıydı zaten. Ve tabi hala finali yeniden çekilsin diyen kitleyi de unutmamak lazım diyerek devam etmek istiyorum.
4. "Sherlock"
Yayın Tarihi: 25 Temmuz 2010
IMDb Puanı: 9.1
Platform: Tv+
Türü: Polisiye, Gizem
Oyuncular: Benedict Cumberbatch, Martin Freeman
Yönetmen: Benjamin Caron
Sherlock öyle bir noktada veda etti ki, dürüst olmak gerekirse dördüncü sezonun sonu mu yoksa dizinin komple bitişi mi olduğunu anlamak için bile Sherlock zekası gerekiyordu. "The Final Problem" ile karşımıza çıkan o aşırı uçlardaki Eurus Holmes hikayesi, dizinin bildiğimiz rasyonel, zekice kurgulanmış polisiye havasını bir anda Saw (Testere) filmine çevirince hepimiz bir durup düşündük. Sherlock'un duygusuz bir dahi olmaktan çıkıp, saraylarını duygusal bağlar uğruna yıkması kimine göre muazzam bir karakter gelişimiydi ama bana sorarsanız, koca bir efsanenin fazla zorlama, fazla süper kahraman filmi tadında bir sona kurban gitmesiydi. Baker Sokağı'na dönüp Watson ile koşturmaya devam ettikleri o son sahne her ne kadar nostaljik bir selam çaksa da o darmadağınık kurgu yüzünden pek çok hayran için dizi aslında Reichenbach Şelalesi'nde çoktan bitmişti üzgünüm. Sherlock'un zekasıyla değil de kardeşinin fantastik seviyedeki zihin kontrolüyle uğraşmak, o güne kadar kurulan tüm mantık silsilesine biraz ayıp etti sanki.
5. "The Sopranos"
Yayın Tarihi: 10 Ocak 1999
IMDb Puanı: 9.0
Platform: HBO Max, Tv+, Prime Video
Türü: Suç, Dram
Oyuncular: James Gandolfini, Lorraine Bracco
Yönetmen: David Chase
Televizyon tarihinin belki de en büyük "dalga geçme" mi yoksa "deha" mı tartışması bu dizinin finalinde koptu. Tony Soprano ve ailesinin o restoranda oturduğu, Journey'nin "Don't Stop Believin'" şarkısının çaldığı ve kapı açıldığında ekranın çat diye karardığı o an... İnsanlar o gece gerçekten televizyonları bozuldu sanıp servisleri aradılar. David Chase bize Tony'nin ölüp ölmediğini göstermedi, bizi o belirsizliğin tam ortasında bıraktı ve biraz kalbimizi kırdı açıkçası. "Böyle final mi olur, kaç sezon izledik bir cevap bile alamadık" diye öfke kusanlarla, "Hayatın kendisi tam olarak bu belirsizliktir, Tony her kapı açıldığında zaten ölüyor" diyenler hala sosyal medyada kapışıyor. O siyah ekran, aslında izleyiciye atılmış en büyük tokat mıydı yoksa sinematografik bir devrim mi, hala kimse emin değil.
6. "Better Call Saul"
Yayın Tarihi: 8 Şubat 2015
IMDb Puanı: 9.0
Platform: Netflix
Türü: Suç, Dram
Oyuncular: Bob Odenkirk, Rhea Seehorn
Yönetmen: Peter Gould
Better Call Saul bittiğinde, Breaking Bad'in o gürültülü ve silahlı finalinin aksine, bizi sigara dumanı ve mahkeme salonu sessizliğiyle baş başa bırakan bir ustalık eseri izledik. Jimmy McGill'in yıllarca üzerine yapışan gürültülü "Saul Goodman" kimliği, mahkemede aldığı yedi yıllık cezayı kendi eliyle çöpe attığı o an paramparça oldu. Herkesin şaşkın bakışları arasında, "Walter White ben olmasaydım bir ay bile dayanamazdı" diyerek o imparatorluğun asıl mimarı olduğunu itiraf etmesi, aslında sadece bir suçun kabulü değil, "Saul"dan kurtulup yeniden "Jimmy" olma savaşıydı. Walter White kendi yarattığı enkazın içinde ölmeyi seçerken, Jimmy 86 yıllık cezayı göze alıp hayatta kalarak vicdanını parmaklıkların dışına çıkarmayı seçti.
Bence, o parmaklıklar ardındaki sahne de aslında Jimmy'nin kazandığı en büyük davaydı. Vicdanını özgür bırakıp bedenini hapseden bu son, Breaking Bad evreninin o kirli dünyasına yapılabilecek en vakur vedaydı. İzlerken "keşke paçayı kurtarsaydı" dedirtse de o son karede Jimmy'nin yüzündeki huzur, aslında özgürlüğün dört duvarda değil insanın kendi dürüstlüğünde olduğunu hepimize çok sert hissettirdi. Yine de itiraf edelim, biz o hilebaz, renkli takım elbiseli ve her devrin adamı Saul Goodman'ı çok sevmiştik.
7. "Succession"
Yayın Tarihi: 3 Haziran 2018
IMDb Puanı: 8.9
Platform: HBO Max, Tv+
Türü: Dram, Kara Mizah
Oyuncular: Brian Cox, Jeremy Strong, Sarah Snook
Yönetmen: Mark Mylod
Succession veda ederken, dört sezon boyunca "babamın koltuğuna ben oturacağım" diye birbirini yiyen o üç kardeşin aslında ne kadar vizyonsuz olduğunu buz gibi bir finalle anladık ne yazık ki. Kendall tam o devasa koltuğa oturacakken, Shiv'in son dakika kazığıyla her şeyin bir saniyede tuzla buz olması, dizinin o güne kadar anlattığı tüm aile bağlarını tek celsede bitirdi. Finalin en büyük golü ise, o koskoca imparatorluğun Tom gibi birine kalmasıydı herhalde. Liyakatin değil, en iyi uyum sağlayan "kuklanın" kazandığı bu son, izleyen herkesin boğazında o düğümü bıraktı. Kendall'ın son sahnede nehir kenarında boşluğa bakışı, sadece bir şirketi değil, uğruna yaşadığı her şeyi kaybedişinin özeti gibiydi. Zaten bu dizi bize adaleti değil, o lüks plazaların içindeki soğuk yalnızlığı vadetmişti ve finaliyle o çaresizliği hepimize buram buram hissettirdi. O zehirli ama zeka fışkıran diyalogları, birbirinin kuyusunu kazarken bile şık duran bu berbat aileyi özlememek gerçekten zor.
8. "Mr. Robot"
Yayın Tarihi: 24 Haziran 2015
IMDb Puanı: 8.9
Platform: Prime Video
Türü: Tekno-Gerilim, Dram
Oyuncular: Rami Malek, Christian Slater
Yönetmen: Sam Esmail
Sam Esmail finalde öyle bir ters köşe yaptı ki, dört sezon boyunca izlediğimiz Elliot'ın aslında kim olduğunu sorgularken bulduk kendimizi. Finalde karşımıza çıkan Gerçek Elliot meselesi, bazı izleyiciler için "yine mi kişilik bozukluğu klişesi?" tepkisine yol açarken, bazıları için travmanın ve zihnin savunma mekanizmalarının işlendiği en derin finaldi. Elliot'ın sinema salonunda kendi parçalarıyla buluştuğu an, aslında siber savaştan çok daha kişisel, psikolojik bir savaşı bitirdi. Sistemi hacklemeye çalışan bir adamın finalde kendi zihnini hackleyişini izlemek, aksiyon bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı belki ama karakterin ruhunu anlayanları koltuğa çiviledi.
9. "Six Feet Under"
Yayın Tarihi: 3 Haziran 2002
IMDb Puanı: 8.7
Platform: HBO Max, TV+ Prime Video
Türü: Dram
Oyuncular: Peter Krause, Michael C. Hall, Frances Conroy
Yönetmen: Alan Ball
Şimdi doğruları konuşalım; dizi tarihinde final denince, Six Feet Under'ı listenin en özel yerine koymayan biriyle dizi konuşmak zordur. Dizinin finali, beş sezon boyunca bize anlattığı o en temel gerçeği, yani ölümün kaçınılmazlığını yüzümüze öyle bir çarptı ki, ekran başında sarsılmamak imkansızdı. Claire'in arabaya binip uzaklaştığı ve o muazzam Sia şarkısının (Breathe Me) başladığı anı hatırlayın... Geleceğe gidip her bir karakterin son nefesini nasıl verdiğini gördüğümüz montaj sekansı, sadece bir veda değil, yaşamın kendisine tutulmuş dev bir aynaydı. Bazı yapımlar finalde ucu açık bırakmayı sever ama bu dizi her hikayeyi, her hayatı tam başladığı yerde, yani bir vedada bitirdi. Sahneleri izlerken karakterlerin yaşlanışını, kayıplarını ve o sessiz gidişlerini görmek, sanki kendi ailenden birilerini kaybediyormuşsun gibi bir hüzün bırakıyor insanın içinde. Dizinin geneline yayılan o karanlık mizah ve melankoli, son yedi dakikada zirve yaptı ve bittiğinde insanı hayata karşı daha savunmasız ama bir o kadar da farkındalığı yüksek bir halde bıraktı. Gerçekten de bir hikaye ancak bu kadar "tamamlanmış" hissedebilirdi.
10. "The Shield"
Yayın Tarihi: 12 Mart 2002
IMDb Puanı: 8.7
Platform: Prime Video
Türü: Suç, Dram, Gerilim
Oyuncular: Michael Chiklis, Walton Goggins
Yönetmen: Shawn Ryan
Vic Mackey'i o deri ceketiyle sokaklarda terör estirirken izlemeye o kadar alışmıştık ki, finalde onu bir ofis masasına çakılı halde görmek hepimize "hapis cezasından daha beter bir şey varsa o da budur" dedirtti. Adam her türlü beladan bir şekilde sıyrıldı, dokunulmazlığı kaptı ama karşılığında ruhunu ve her şeyden çok sevdiği sokağı sattı. En yakın dostu Ronnie'yi göz göre göre ateşe atışı ise izleyen herkesin midesine oturan o asıl darbeydi. Son sahnede, üzerinde o hiç sevmediği takım elbiseyle masasında otururken dışarıdan gelen siren seslerini dinlemesi de aslında yaşayan bir ölüye dönüşmesinin en net resmiydi. Herkes de bu sona bayıldı çünkü Vic'e bir kurşun sıksalar bu kadar koymazdı, onu o daracık ofis kabinine hapsederek aslında en büyük işkenceyi yaptılar. Shane'in trajik sonuna sebep olan bencilliğiyle baş başa kalan bir adamın, ceketini alıp o sessiz odadan çıkışı kadar kirli ve dürüst bir veda az bulunur. Şimdilerde bile ne zaman bir siren sesi duysak, o masada çürüyen Vic Mackey ve o efsane Strike Team'in kirli maceraları aklımıza geliyor.
11. "Mad Men"
Yayın Tarihi: 19 Temmuz 2007
IMDb Puanı: 8.7
Platform: Prime Video
Türü: Dram
Oyuncular: Jon Hamm, Elisabeth Moss
Yönetmen: Matthew Weiner
Don Draper gibi bir adamın her şeyi bırakıp bir spiritüel kampta cidden huzur bulacağını falan sanmak büyük saflık olurdu zaten. Tam "Vay be, koca reklam dehası çiçek çocuk oldu, her şeyden elini eteğini çekti" diyeceğiz, finaldeki meşhur Coca-Cola reklamı bizi fena ters köşeye yatırıyor. Adamın ruhsal aydınlanma yaşadığı anda bile aslında en saf insani duyguyu nasıl paraya çevireceğini, nasıl bir pazarlama harikası yaratacağını kurgulaması inanılmaz bir detay. Meditasyon yaparken bile zihninde reklam cıngılları uçuşuyor. Hepimizin bildiği o gülümsemesi de huzuru bulduğundan değil, yüzyılın reklam fikrini yakaladığından... Karakterin özüne yapılabilecek en dürüst veda da buydu bence. Arınmaya çalışırken bile cebini dolduracak bir fikirle dönmesi, Don Draper'ın iflah olmaz fırsatçı ruhuna çok yakışıyor. Sahte mutlulukların bile nasıl satılabileceğini gösteren o sahneyle, dizi alaycı ruhunu tam on ikiden vurup çekiliyor aradan.
12. "Twin Peaks"
Yayın Tarihi: 8 Nisan 1990
IMDb Puanı: 8.7
Platform: Prime Video
Türü: Gizem, Sürreal Dram
Oyuncular: Kyle MacLachlan, Michael Ontkean
Yönetmen: David Lynch
David Lynch, 25 yıl bekledikten sonra bize bildiğimiz anlamda bir final vermedi, resmen zihnimize bir el bombası bırakıp odadan çıktı. Ajan Cooper son sahnede "Hangi yıldayız?" diye sorduğunda ve Laura Palmer'ın o kulak tırmalayan çığlığıyla ekran karardığında, çoğumuz kumandayı elimizden düşürüp öylece ekrana bakakaldık. İnsan ister istemez kendine soruyor: Bunca gizem, bunca bekleyiş sadece bir çığlık için miydi? Ama işin rengi biraz durulunca değişiyor. Cooper'ın her şeyi düzeltme, geçmişi değiştirip Laura'yı kurtarma çabasının aslında nasıl bir kozmik felakete yol açtığını görmek hem çok karanlık hem de çok dürüst bir sondu. Lynch burada bize "Bazı yaraları sarmaya çalışırken tüm gerçekliği bozarsınız" demek istedi belki de. Bu finali sevmeyeni çok, çünkü biz cevaplara alışmışız. O ise bize devasa bir soru işareti ve asla geçmeyecek bir huzursuzluk bıraktı. Açıkçası o çığlık hala kulağımda çınlıyor ve dürüst olmak gerekirse, her şeyi açıklasaydı bu kadar efsaneleşmezdi diye düşünüyorum. Ama yine de insan o yarım kalmışlık hissine bir sinirlenmiyor değil; neyse, Lynch hatırına bu seferlik de böyle olsun diyelim ve kırgın tavrımızla devam edelim...
13. "Dark"
Yayın Tarihi: 1 Aralık 2017
IMDb Puanı: 8.7
Platform: Netflix
Türü: Bilim Kurgu, Gizem
Oyuncular: Louis Hofmann, Lisa Vicari
Yönetmen: Baran bo Odar, Jantje Friese
Dark izlerken, hepimiz üç sezon boyunca soyağacı takip etmekten, "Kimin eli kimin cebinde?" değil de "Kimin geni kimin zamanında?" diye kafa patlatmaktan beynimiz error vermiş bir haldeydik. Baran bo Odar ve Jantje Friese, son bölümde karşımıza "Aslında her şey üçüncü bir dünyadan türedi" diye çıkınca, dürüst olayım, bir an "E biz bu kadar aile tablosunu boşuna mı ezberledik?" diye bilgisayara bir terlik fırlatmadığım kaldı. Ama Jonas ve Martha'nın sonsuz döngüyü kırmak için aslında hiç var olmamaları gerektiğini anladığımız an, işin rengi değişti. Onca acının, onca zaman yolculuğunun sonunda her şeyin bir ışık hüzmesiyle toz olup gitmesi resmen içimize oturdu. "Bazen her şeyi düzeltmenin tek yolu, her şeyi silmektir" mantığı ne kadar can yaksa da hikayeyi bu kadar trajik ve tertemiz bağlamaları dahi işiydi. Finaldeki akşam yemeğinde yaşanan tuhaf dejavu hissi ve sönen ışıklarla gelen tekinsiz final, insanı bir süre ekrana kilitledi. Sarı yağmurluğa bağladığımız umutların bir hiçliğe dönüşmesi bizi biraz boşlukta bıraktı ama kabul edelim, bu karmaşaya ancak bu kadar radikal bir son yakışırdı.
14. "Seinfeld"
Yayın Tarihi: 5 Temmuz 1989
IMDb Puanı: 8.7
Platform: Netflix
Türü: Komedi, Sitcom
Oyuncular: Jerry Seinfeld, Julia Louis-Dreyfus
Yönetmen: Andy Ackerman
Ah, hiçbir şey hakkında olmayan dizinin, her şey hakkında olan o olaylı finali... Seinfeld dokuz sezon boyunca bizi bencilliğin zirvelerinde gezdirdi de gezdirdi ama finalde Larry David hepimizi mahkeme salonuna dizip "Bu dörtlü aslında tam birer baş belasıydı" diyerek gerçeği suratımıza çarptı. Jerry, George, Elaine ve Kramer'ın yardım etmek yerine bir soygunla dalga geçtikleri için hapse girmesi aslında karakterlerin ruhuna çok uygundu, ancak veda niyetine eski yan karakterleri toplayıp "best of" kasedi gibi geçmişi izletmek hayal kırıklığı yarattı. İnsan o kadar yılın hatırına şöyle bir kafede gün batımına yürümelerini bekliyor ama hayır, Larry David bizi soğuk parmaklıkların arkasında, Jerry'nin hala o gömlek düğmesi muhabbetini yaptığı noktada bıraktı. Açıkçası, Jerry ve George'un hücrede hala ilk bölümdeki aynı bayat muhabbeti çeviriyor olması, aslında hiçbir şeyin değişmediğinin ve bu grubun asla adam olmayacağının en net kanıtıydı. Finali sevmeyeni çok, "Bunca kahkahadan sonra bu parmaklıklar mı reva?" diyenleri de anlıyorum, çünkü biz o dörtlüyle beraber o kafe masasında yaşlanmak istemiştik. Ama onlar bize pembe bulutlar yerine, yaptıkları her küçük kötülüğün faturasını tek bir celsede kestiler. Herkes büyük bir ders almalarını ya da ağlak bir veda bekliyordu ama onlar her zamanki gibi hiçbir şey öğrenmeden, sadece boş konuşmaya devam ederek sahneden çekildiler. Bilmiyorum, belki de bu kadar "kendine has" bir diziye, başka türlü bir dürüstlük yakışmazdı.
15. "Dexter"
Yayın Tarihi: 1 Ekim 2006
IMDb Puanı: 8.6
Platform: Prime Video
Türü: Suç, Gizem, Drama
Oyuncular: Michael C. Hall, Jennifer Carpenter
Yönetmen: Steve Shill
Sekiz sezon boyunca Miami'nin güneşli sokaklarında kötüleri avlayan adam diye bağrımıza bastığımız Dexter,finalde bizi öyle bir ters köşeye yatırdı ki hala kalkamadık. Dizinin kalbi Debra'yı kaybedip onu okyanusun derinliklerine bırakması yetmezmiş gibi, koca Bay Harbor Kasabı'nın bir kasırganın içinden sağ çıkıp karşımıza oduncu olarak gelmesi tam bir hayal kırıklığıydı. Elinde baltası, uzamış sakallarıyla ıssızlığın ortasında Kendi hapishanemi yarattım imajı çizen o adamı görünce, "Sekiz yıl bunun için mi ekran başında sabahladık?" diye elimizi çenemizin altına koyup düşünmekten başka bir şey yapamamıştık. Miami Metrosu'ndaki o zekice planlardan ve kaostan sonra gelen bu sessiz sedasız, biraz da zorlama veda, dizinin şanına hiç yakışmadı. Her şeyi bırakıp kulübeye kaçması, bütün o yüksek tansiyonu bir anda söndürüp bizi buz gibi bir hayal kırıklığıyla baş başa bıraktı. Belki de hayat bazen böyledir, en büyük fırtınalar bile bazen çok sıradan, sessiz bir hayal kırıklığıyla sonlanır. En iyisi biz sıradaki diziyle devam edelim.
16. "The Leftovers"
Yayın Tarihi: 29 Haziran 2014
IMDb Puanı: 8.3
Platform: HBO Max, TV+
Türü: Dram, Fantastik, Gizem
Oyuncular: Justin Theroux, Carrie Coon
Yönetmen: Mimi Leder, Damon Lindelof
Dünyanın %2'si bir anda toz olup uçmuşken hepimiz "Nereye gittiler?" diye teknik bir cevap bekliyorduk ama The Leftovers bize finalde unutulmaz bir ters köşe yapıp cevabı sadece inancımıza bıraktı. Nora'nın yıllar sonra ortaya çıkıp, Kevin'ın gözlerinin içine bakarak o diğer dünyada neler yaşadığını anlattığı o meşhur sahne, aslında televizyon tarihinin en zarif kumarıydı. O an anlattıklarına inanıp huzur bulmakla, "Kesin uyduruyor" diyip mantığa sığınmak arasındaki o ince çizgide asılı kaldık. Dizi bize gümüş tepside bir kanıt sunmak yerine, sevdiği için o koca hikayeyi kurgulayan bir kadının yorgunluğunu ve teslimiyetini verdi. "Buradayım" dediği o son saniyelerde, gidenlerin nerede olduğundan ziyade, geride kalanların birbirini nasıl bulduğunun önemini kavradık. Cevapları havada bırakan belirsizliğiyle herkesi ikiye bölse de kalbimizi hem kıran hem de onaran, çok klas bir kapanıştı bence.
17. "Lost"
Yayın Tarihi: 22 Eylül 2004
IMDb Puanı: 8.3
Platform: Prime Video, Disney+
Türü: Macera, Gizem
Oyuncular: Matthew Fox, Evangeline Lilly
Yönetmen: Jack Bender
İşte geldik televizyon tarihinin en büyük travmasına... Lost, finaliyle sadece bir diziyi bitirmedi, koca bir neslin güven duygusunu da beraberinde götürdü. Bu dizi için finali iyi miydi? tartışması, üzerinden 20 yıl geçse de bitmez, çünkü bir grup "her şey bir rüyaymış" yanılgısına kapılıp nefret etti, diğer grup ise meselenin cevaplar değil "karakterlerin yolculuğu" olduğunu savunup gözyaşlarına boğuldu. Jack'in unutulmaz göz kapama sahnesiyle başlayan veda, aslında bize adadaki soruların cevaplarını değil, o insanların birbirleri için ne ifade ettiğini anlatıyordu. Çoğumuz "Meğer en baştan beri ölüymüşler" diyerek senaristlere beddua etsek de adadaki binbir tane soru işaretini açıkta bırakıp, olayı sadece bir spiritüel kucaklaşma romantizmine indirgemeleri hepimizin beyninde kısa devre yaptırmıştı. Yine de o beyaz ışığa doğru yürürken hissettiğimiz o devasa boşluk, dizi dünyasının en çok konuşulan ve sarsıcı vedalarından biri olarak hafızalarımıza kazındı.
18. "How I Met Your Mother"
Yayın Tarihi: 19 Eylül 2005
IMDb Puanı: 8.3
Platform: Disney+
Türü: Komedi, Romantik
Oyuncular: Josh Radnor, Neil Patrick Harris, Cobie Smulders, Alyson Hannigan, Jason Segel
Yönetmen: Pamela Fryman
Şu an bu satırları yoğun bir hayal kırıklığıyla yazdığımı bilerek okuyun lütfen; sırada dokuz yıl boyunca o sarı şemsiyenin peşinden koşup sonunda resmen duvara tosladığımız o meşhur veda var. How I Met Your Mother, finaliyle bizi resmen ikiye böldü, hatta çoğumuza "Keşke o son beş dakikayı hiç izlemeseydim" dedirtti. Düşünsenize, dokuz koca sezon boyunca Ted'in hayatındaki o müthiş anneyi bekledik ama finalde anladık ki aslında başından beri Robin ve Ted aşkını izlemişiz, şaka gibi! Özellikle son sezonun tamamını tek bir hafta sonuna sıkıştırmaları zaten resmen "bitse de gitsek" havasındaydı gibiydi. Biz yıllarca MacLaren's Pub'da oturan kemik ekibin beraber yaşlanıp hala mutlu olduğu o sıcak tabloyu görmeyi hayal ederken, grubun darmadağın oluşunu izlemek hepimizin içinde ukde kaldı. Barney gibi bir karakterin o muazzam gelişimini iki dakikada sıfırlayıp, mükemmel anneyi de bir çırpıda aradan çıkaran bu acımasız final, bence sitcom tarihinin en büyük fiyaskolarından biri olabilir. Yine de o mavi Fransız kornosunu son kez gördüğümüzde içimiz bir fena oldu. Ne kadar sinirlenirsek sinirlenelim, o kornonun bizim için koca bir dönemin kapanışını temsil ettiği gerçeği değişmedi doğrusu.
19. "House of Cards"
Yayın Tarihi: 1 Şubat 2013
IMDb Puanı: 8.2
Platform: Netflix
Türü: Politik Dram
Oyuncular: Robin Wright, Kevin Spacey
Yönetmen: Alik Sakharov
Politika dünyasının karanlık ve dahi koridorlarında Kevin Spacey'nin dördüncü duvarı yıkan meşhur bakışlarıyla büyülenmişken, dizinin kendi finalinde koca bir enkaza dönüşmesi tam bir trajediydi. Frank Underwood gibi devleşen bir karakterin, gerçek hayattaki krizler yüzünden bir çırpıda saf dışı bırakılması, kurgunun omurgasını zaten çatırdatmıştı. Final sezonunda tüm yükü omuzlayan Claire Underwood elinden geleni yapsa da o son sahnede karnındaki bebeğiyle Oval Ofis'te verdiği tuhaf ve havada kalan veda, izleyiciye "Bu mu yani?" dedirten cinstendi. Bir zamanlar Emmy ödüllerini toplayan o keskin zekalı yapımın, karmaşık bir güç savaşından çıkıp aceleye getirilmiş bir intikam hikayesine evrilmesi hepimizde hayal kırıklığı yarattı. Zirveye tırnaklarıyla kazıyarak çıkan Underwood'ların destanı, şanına yaraşır bir darbeyle değil, ne yazık ki tutarsızlıkların gölgesinde kalan sönük bir fısıltıyla son buldu.
20. "The Umbrella Academy"
Yayın Tarihi: 15 Şubat 2019
IMDb Puanı: 8.1
Platform: Netflix
Türü: Aksiyon, Macera, Komedi
Oyuncular: Elliot Page, Tom Hopper, David Castañeda
Yönetmen: Steve Blackman
Dünyayı defalarca kurtarmaya çalışan o tuhaf ve bir o kadar da sevimli Hargreeves kardeşlerin yolculuğu, maalesef pek çok hayran için "Keşke hiç başlamasaydım" dedirten bir finalle noktalanmıştı. Dört sezon boyunca karakterlerin gelişimini izledik, güçlerine hayran kaldık ama finalde her şeyin bir "hiçlik" uğruna feda edilmesi bizi tam anlamıyla hayal kırıklığına uğrattı. Karakterlerin varoluşlarını silerek evreni kurtarma fikri teorik olarak dramatik dursa da koca bir efsaneyi aceleye getirilmiş altı bölümle bu şekilde bitirerek resmen bizimle dalga geçtiler. Hatta hiç unutmuyorum, "Madem sonunda hiç var olmayacaklardı, biz bu kadar şeyi neden izledik?" sorusu, finalden sonra sosyal medyanın bir numaralı gündemi olmuştu. Yine de o kendine has müzikleri ve absürt havasıyla, veda ederken en çok iç çektiren yapımlardan biri olarak hafızalarda kalacak herhalde.
Valla neyse benden bu kadar; bunca dizi, bunca karakter derken aslında resmen duygusal bir yatırımcı gibi ömrümü harcamışım ama finalde iflas bayrağını çektim. Gençliğimi bu havada kalan cevapların peşinde eskittiğime mi yanayım, yoksa o son sahnelerdeki saçmalıklara mı, bilemiyorum. Siz de gidin bir çiçek böcek belgeseli falan izleyin de en azından doğanın bir mantığı olduğuna inancınız tazelensin, çünkü ben senaryo dünyasına olan tüm kredi limitimi bugün itibarıyla sıfırladım! Unutmadan senaristlere de buradan toplu bir teşekkür borçluyum; sayelerinde bir diziye bu kadar bağlanmanın aslında sonu hüsranla bitecek bir aşka tutulmak olduğunu acı yoldan öğrenmiş oldum. Kendinize iyi bakın. Haydi şimdilik hoşça kalın, bir sonraki hayal kırıklıklarında görüşene dek kendinize çok iyi bakın!