Faika Ergüder ile Hara'nın Sanat ve Kültür Vizyonu

Doğayla kurduğu güçlü bağ, disiplinlerarası üretim anlayışı ve bağımsız yaklaşımıyla Hara, kültür-sanat sahnesindeki özgün yerini “Canavarların Vaatleri” sergisi ile pekiştiriyor.

YAZAR: Cansu KARAKUŞ
22 Temmuz 2026 Çarşamba 11:25 | Son Güncellenme:
13 dakika okunma süresi

Şehrin kalabalığından uzak, doğayla iç içe bir atmosferde konumlanan Hara, kısa sürede Türkiye'nin dikkat çeken bağımsız kültür-sanat oluşumlarından biri hâline geldi. Kurumun direktörlüğünü üstlenen Faika Ergüder ise reklam ve pazarlama dünyasındaki yıllara yayılan deneyimini bu alana taşıyarak Hara'nın gelişim sürecine farklı bir bakış kazandırıyor. Biz de Ergüder ile mimarisiyle doğayla güçlü bir bağ kuran bu özgün mekânda, kurumun vakıflaşma sürecinden Ezgi Hamzaçebi küratörlüğünde hayata geçirilen "Canavarların Vaatleri" sergisine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

Kariyerinizin önemli bir bölümünü reklam ve iletişim dünyasında geçirdiniz. Sizi sanat alanında üretmeye iten kırılma noktası neydi?

Aslında bunu reklamdan sanata geçiş olarak görmüyorum. Kariyerim boyunca beni en çok motive eden şey, yaratıcı düşüncenin önünü açmak, insanların ve fikirlerin potansiyelini görünür kılmaktı. Bugün Hara'da yaptığım iş de bunun farklı bir bağlamdaki devamı. Bu kez odağımız bir marka değil; yaratıcı düşüncenin gelişebileceği, farklı disiplinlerin buluşabileceği bağımsız bir sanat ve kültür kurumu inşa etmek. Çünkü yaratıcılığı yalnızca sanatın değil, yeni fikirlerin ve toplumsal gelişimin de temel koşullarından biri olarak görüyorum. Belki değişen şey alan değil, önceliklerim oldu. Bugün beni en çok heyecanlandıran, kendi fikirlerimden çok, başkalarının üretebileceği kalıcı bir zeminin oluşmasına katkı sağlamak.

Faika Ergüder

Sizce bir kültür-sanat alanını yaşayan bir ekosisteme dönüştüren şey nedir?

Bence bunu belirleyen şey yalnızca sergiler ya da programlar değil; insanların kendilerini o yapının bir parçası olarak hissedebilmesi. Yaratıcı düşünce tek başına gelişmiyor; karşılaşmalarla gelişebiliyor. Bu nedenle Hara'da yalnızca eser göstermeyi değil; farklı disiplinleri, kuşakları ve bakış açılarını bir araya getirmeyi önemsiyoruz. İnsanların sadece izleyici değil, düşüncenin ve diyaloğun da bir parçası olabildiği bir ortam oluşturmaya çalışıyoruz. Bir sanat ve kültür alanı, ziyaret edilen bir yer olmanın ötesine geçip insanların katkı sunabildiği, aidiyet hissedebildiği bir yere dönüştüğünde gerçekten yaşayan bir ekosistem olabilir.

Sergilere eşlik eden çok kapsamlı bir paralel etkinlik programınız bulunuyor. Özellikle "Canavarların Vaatleri"nde sergiden önce başladı bu etkinlik programı. Biraz bahsedebilir misiniz?

Biz paralel etkinlik programını hiçbir zaman serginin yanında duran bir program olarak görmüyoruz. Aslında amacımız sergi açıldığında konuşmaya başlamak değil; sohbeti çok daha önce başlatabilmek. "Canavarların Vaatleri"nde de bunu yapmaya çalıştık. Sergiden önce gerçekleştirdiğimiz söyleşilerle birlikte sorular sormaya başladık. Sergi ise bu soruları farklı eserler, sanatçılar, performanslar, konuşmalar ve atölyeler aracılığıyla derinleştiren bir buluşma alanına dönüştü. Bir sergi, kapılarını açtığı gün başlamıyor. O güne kadar biriken düşüncelerle şekilleniyor ve kapandıktan sonra da insanların zihninde yaşayabiliyor.

Lara Ögel, İsimsiz, 2026 Sırlanmış stoneware, pas, demir, tül, öküz boynuzu, boya

Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz

Günümüz dünyasında "canavar" kavramı bize aslında neyi anlatıyor?

"Canavarların Vaatleri", Ezgi Hamzaçebi'nin aynı adı taşıyan doktora tezinden ilham alan ve onun düşünsel çerçevesi üzerine kurulan bir sergi. Tez, yakın zamanda Metis Yayınları tarafından da kitap olarak yayımlandı. Bu serginin bende bıraktığı en güçlü düşünce, "canavar" kavramının kendisinden çok, kimi ve neden "canavar" olarak tanımladığımız oldu. Çoğu zaman gerçekten korkutucu olanı değil; alıştığımız kalıpların dışında kalan kişi, kimlik ya da yaşam biçimlerini dışlayabiliyoruz. Belki de asıl soru, canavarın kim olduğu değil; onu neden "canavar" olarak tanımladığımız. Sanatın en değerli katkılarından biri de tam burada ortaya çıkıyor. Bize hazır cevaplar vermek yerine, farklı olana yeniden bakabilme ve kendi kabullerimizi sorgulayabilme imkânı sunuyor. Bu serginin asıl vaadi de burada yatıyor.

Ömer Tevfik Erten, Sinir Kadını

Serginin sizdeki yansımaları neler? Bu sergi üzerinizde nasıl bir etki yarattı?

Bu serginin bende en çok karşılık bulan tarafı, "eşik" fikri oldu. Çünkü eşikler bana dönüşümün başladığı yerleri düşündürüyor. Alıştığımız tanımların biraz dışına çıktığımızda, dünyaya da kendimize de başka türlü bakabilmeye başlıyoruz. Belki de bugün bizi en çok zorlayan şey, her şeyi hızla tanımlama ve sınıflandırma ihtiyacı. Oysa yaratıcılık tam da kesinlikten uzaklaştığımız, belirsizliğe alan açabildiğimiz yerde filizleniyor. Bu sergi bana, cevaplardan çok ihtimallerin peşinden gitmenin değerini hatırlattı.

Şehrin merkezinden uzakta, doğayla iç içe bir yerde olmak tesadüfi bir tercih değil gibi görünüyor. Mekânın kendisinin izleyicinin deneyimini değiştirdiğine inanıyor musunuz?
Evet, buna inanıyorum. Hara'nın şehir merkezinden uzakta olması bilinçli bir tercih. Buraya gelmek, gündelik hayatın hızından çıkmayı ve bilinçli bir şekilde durmayı seçmeyi gerektiriyor. Bence deneyimin önemli bir kısmı da tam burada şekillenmeye başlıyor. Doğanın içinde sanatla karşılaşmanın, dinlemenin, düşünmenin ve birlikte vakit geçirmenin çok farklı bir etkisi olabileceğine inanıyorum. Doğa burada yalnızca bir arka plan değil; deneyimin ve yaratıcı düşüncenin önemli bir parçası. Bazen farklı düşünebilmek için önce gündelik ritmimizin dışına çıkmamız gerekiyor.
Bugün sanat kurumlarının yalnızca sergi düzenlemekten daha büyük bir sorumluluğu olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce bu sorumluluk nerede başlıyor?
Bugün yalnızca sergi düzenlemek artık yeterli değil. Asıl önemli olan, o serginin etrafında nasıl bir düşünme ve öğrenme alanı oluşturabildiğiniz. Bir sanat ve kültür kurumunun ziyaretçide yalnızca "gördüm" duygusu bırakmasını değil; "anladım", "merak ettim", "hayal ettim", "fikrimi yeniden düşündüm" diyebileceği bir deneyim yaratmasını çok kıymetli buluyorum. Sanatın en güçlü tarafı bize kesin cevaplar vermesi değil, yeni sorular sordurabilmesi. Kurumların sorumluluğunun da tam burada başladığına inanıyorum; insanı düşünmeye devam ettiren, iz bırakan karşılaşmalar yaratabilmek.
Reklamcılıkta hikâye anlatımı, duygusal bağ kurmak ve doğru dili bulmak çok önemli. Bu deneyiminiz bugün sanat alanındaki yaklaşımınızı nasıl etkiliyor?
Reklamcılık bana hikâye anlatmaktan çok, insanı dinlemeyi ve doğru soruları sormayı öğretti. Ama bugün dönüp baktığımda, en değerli dersin başka bir şey olduğunu düşünüyorum: Gerçek bir bağ kurabilmek için önce ne olduğunuzu iyi bilmeniz ve ona sadık kalmanız gerekiyor. Bugün Hara'da da aynı yaklaşımı benimsiyoruz. Bir persona yaratmaya ya da olduğumuzdan farklı görünmeye çalışmıyoruz. Gerçekten nasıl bir sanat ve kültür kurumu olmak istiyorsak, iletişimimizin de oradan beslenmesini önemsiyoruz. Çünkü samimiyet bana göre yalnızca bir iletişim dili değil; zaman içinde verdiğiniz kararların birbirini doğrulayan bir tavır hâline gelmesi.

Vakıflaşma sürecinde kaybetmemeyi en çok önemsediğiniz değer nedir?

Aslında kaybedeceğimiz bir değer olduğuna inanmıyorum. Tam tersine, vakıflaşmayı Hara'nın bağımsızlığını, şeffaflığını ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini güçlendirecek bir adım olarak görüyoruz. Hepimizi bir araya getiren şey, kurucumuz Canan Bozbağ'ın hayal ettiği vizyon ve yarattığı alanın mümkün olduğunca çok insana erişebilir olmasına duyduğu inançtı. Biz de bu vizyonun ve misyonun sürdürülebilir olması için bir araya geldik. Yaratıcı düşüncenin önünü açan, kolektif akla değer veren ve farklı seslere alan tanıyan bu yaklaşımı geleceğe taşımayı ortak sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Vakıflaşmanın amacı da tam olarak bu.

Sanat dünyasında bugün en çok ihtiyaç duyulan şey sizce nedir?

Üretimden çok, fikirlerin karşılaşabileceği alanlara ihtiyacımız var. Daha fazla diyaloğa, birbirimizi gerçekten dinlemeye ve yeni seslere alan açmaya... Yeni seslere alan açmak, onların neye dönüşeceğini en baştan bilememeyi de kabul etmek demek. Bana göre sanat kurumlarının en önemli sorumluluklarından biri de, henüz yeterince duyulmayan fikirlere ve seslere gerçekten alan açabilmek.

Hara'nın yıllar sonra insanlar üzerinde nasıl bir iz bırakmasını isterdiniz?

Bizim için önemli olan, insanlara cevaplar vermek değil; birlikte düşünmeye alan açabilmek. Hara'dan ayrılan insanların kendilerine, birbirlerine ya da yaşadıkları dünyaya dair yeni bir soruyu yanlarında götürmeleri bizi mutlu eder. Eğer Hara, insanları düşünmeye, öğrenmeye ve yeni ihtimallere açık olmaya teşvik edebiliyorsa, bizim için en değerli karşılık da bu olur.

EN ÇOK OKUNANLAR

Visa ile 2026 FIFA Dünya Kupası Finali

Visa ile 2026 FIFA Dünya Kupası Finali

1 dakika okunma süresi
İstanbul Açık Havuz Rehberi: Bu Yaz Keşfedilecek 13 Adres

İstanbul Açık Havuz Rehberi: Bu Yaz Keşfedilecek 13 Adres

1 dakika okunma süresi
ALEM Kitap Kulübü: Temmuz Seçkisi

ALEM Kitap Kulübü: Temmuz Seçkisi

23 dakika okunma süresi
2026 Emmy Ödülleri Adayları Açıklandı

2026 Emmy Ödülleri Adayları Açıklandı

7 dakika okunma süresi
Mikey Madison ile Sevginin Farklı Hâlleri

Mikey Madison ile Sevginin Farklı Hâlleri

1 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Yaz Dönümü Ruhu

Yaz Dönümü Ruhu

New York'tan Bodrum'a: Sera Verhoest Irvül'ün Katmanlı Stil Dünyası

New York'tan Bodrum'a: Sera Verhoest Irvül'ün Katmanlı Stil Dünyası

Değerli Anlara Dair

Değerli Anlara Dair

Ege'de İçsel Yolculuk

Ege'de İçsel Yolculuk

Sinem Güngör Işık ve Dicle İpek Öztaşkın ile İçten Bir Kutlama

Sinem Güngör Işık ve Dicle İpek Öztaşkın ile İçten Bir Kutlama

2025'te Neler Değişti? Moda, Sinema ve Popüler Kültürün Yeni Dili

2025'te Neler Değişti? Moda, Sinema ve Popüler Kültürün Yeni Dili

Ahu Yağtu ile Kelime Oyunu

Ahu Yağtu ile Kelime Oyunu

Selena Gomez'in Moda İmzası Mabel Mora'da Yaşıyor

Selena Gomez'in Moda İmzası Mabel Mora'da Yaşıyor

Antonis Remos ile Yunan Esintisi

Antonis Remos ile Yunan Esintisi

Deneyim Çağında Perakende Nasıl Dönüşüyor?

Deneyim Çağında Perakende Nasıl Dönüşüyor?

Berlin'de Tasarımın Görkemli Buluşması: iF Design Award 2026

Berlin'de Tasarımın Görkemli Buluşması: iF Design Award 2026

Bodrum'dan Yaz Manzaları

Bodrum'dan Yaz Manzaları