Kusursuzluk, temsil ve ilişki yönetiminin tam merkezinde duran The Peninsula Istanbul Marka Pazarlama ve İletişim Direktörü Sibel Benli ile çalışan anneliğin görünür ve görünmeyen taraflarına odaklandık. 8.5 yaşında bir oğlu olan Benli, "Çalışan annelik daha çok her sabah yeniden belirlenen bir akış gibi, rotanızın yeniden oluşturulmasına izin vermeniz gerekiyor" diyor.
Çalışan bir kadın olmaktan çalışan bir anne olmaya geçtiğiniz dönemi bugün nasıl tarif edersiniz?
Bir sabah uyanıyorsunuz ama hayatınızın ağırlık merkezi sessizce yer değiştirmiş oluyor. Önceden işim, günümü belirlerdi; şimdi gün, oğlumun ihtiyacıyla başlıyor ve çoğu zaman onunla bitiyor. Arada kalan her şeyi o boşluklara sığdırmaya çalışıyorum. "Görünmeyen yük" aslında hiç kapanmayan bir sekme gibi. Sürekli aklınızın bir köşesinde dönen doktor randevusu, çantaya konacaklar, ruh hali, o gün nasıl geçti... Bunlar yapılacaklar listesinde yazmıyor ama zihinde hep açık. Tempo farklı akıyor; bölünüyor, duruyor, yeniden başlıyor. Bazen bir toplantının ortasında aklınız başka bir yerde oluyor, bazen çocuğunuzla oynarken bir e-postaya cevap vermeniz gerekebiliyor. Ama garip bir şekilde, tüm bunların içinde yeni bir ritim kuruyorsunuz. Kusursuz değil ama gerçek.
Beyaz yakalı bir düzen içinde çocuk büyütmenin en zor tarafı neydi?Kontrol edemediğim alanlarla barışmak diyebilirim. Kurumsal hayatta süreçleri yönetmeye, öngörmeye alışıyorsunuz. Ama annelikle birlikte belirsizlik hayatın merkezine yerleşiyor. Bir yanda toplantılar, teslim tarihleri; diğer yanda ateşlenen bir çocuk, uykusuz bir gece... Bu iki dünyanın çakıştığı anlar bence en zorlayıcı olanlar.
"Her şeye yetişmek" fikri sizce bir denge mi yoksa her gün yeniden kurulan bir akış mı?
"Denge" kelimesi kulağa çok iyi geliyor ama bence gerçek hayatta pek karşılığı yok. Sanki bir noktaya geleceksiniz ve her şey tam ayarında olacak gibi; ama öyle bir yer yok. En azından benim için... Çalışan annelik daha çok her sabah yeniden belirlenen bir akış gibi, rotanızın yeniden oluşturulmasına izin vermeniz gerekiyor. O gün çocuğunuzun ihtiyacı ne, işinizde ne bekleniyor, enerjiniz neye yetiyor... Bazı günler iş ağır basıyor ve bununla barışıyorsunuz. Bazı günler ise her şeyi bırakıp çocuğunuzun yanında olmanız gerekiyor. Zor olan da aslında bu "yetişememe" hissiyle baş etmek. Mesele her şeye yetişmek değil, önemli olan şeyi kaçırmamak. Geri kalanlar bir şekilde yerine oturuyor, oturmasa da buna alışıyorsunuz.
Anne olmak sizi profesyonel olarak nasıl dönüştürdü?
Daha net, daha programlı ve daha seçici oldum; özellikle zamanımı nasıl kullandığım konusunda. Duygusal açıdan ise insanların görünmeyen yüklerini daha iyi anladığımı düşünüyorum. Bu da bakış açıma doğrudan yansıyor. Ekip yönetiminde daha kapsayıcı bir dil kurabildiğime inanıyorum. Bunun dışarıdan nasıl göründüğünü ise en iyi birlikte çalıştığım insanlar söyleyebilir.
İş hayatının içinde olmanız anneliğinizi nasıl şekillendirdi?
Öğretmen bir annenin kızıyım. Onu erken yaşta kaybetmiş olsam da, çalıştığı okullara dair anılarım hâlâ çok canlı. Defterleri, not kâğıtları, kıyafetleri... Hepsi bana çok ilham verirdi. Oyunlarımda çoğu zaman öğretmen olurdum. Annemin işini sevdiğini hep hissettim; ne kadar yorulsa da şikâyet ettiğini hatırlamıyorum. Belki de annemden bana kalan en güçlü miras da; çalışmanın ve sevmenin birlikte var olabildiği bir hayatın, çocuğun dünyasında bıraktığı iz. Ben de 20'li yaşlarımdan beri çalışıyorum ve bu benim için sadece bir iş değil, bir var olma biçimi aslında. İş hayatı bana disiplin, bir hayat tarzı ve çok kıymetli dostluklar kazandırdı. Bunun da anneliğime doğrudan yansıdığını düşünüyorum. İlk önce kendime iyi bakmazsam iyi bir anne olamayacağıma inanıyorum. Oğlumla geçirdiğim zamanı daha bilinçli yaşamaya, gerçekten orada olmaya özen gösteriyorum. Bir yandan da ona nasıl bir örnek olduğumu önemsiyorum. Sadece "çalışan" bir anne değil; üreten, hayatla bağı olan ama aynı zamanda çocuğuyla güçlü bir bağ kurabilen bir kadın görmesini istiyorum. Yetişkin hayatında kadınlarla kuracağı ilişkiler için annesiyle olan ilişkisinin önemli bir zemin hazırladığının da farkındayım.
Başarı kavramı anne olduktan sonra sizin için yeni bir anlama büründü mü?Aslında başarıyla ilgili bakışımın temeli çok değişmedi; hep daha içsel bir yerden tanımladım. Hayattaki duruşunuz, dürüstlüğünüz, birine gerçekten ihtiyaç duyduğunda nasıl yaklaştığınız... Bunlar benim için her zaman ünvanlardan ya da dışarıdan görünen başarı hikâyelerinden daha değerli oldu. Annelikle birlikte bu tanım iyice sadeleşti, daha gerçek bir yere oturdu diyebilirim. Kendi içimde tutarlı kalabilmek, yaptığım şeyle hissettiğim şeyin uyumlu olması bana başarı gibi geliyor. Eskiden kusursuz yapmaya çalıştığım pek çok şeyde şimdi daha sürdürülebilir olana bakıyorum. Zamanla şunu daha iyi anlıyorum; mesele mükemmel yapmak değil, kendinizi tüketmeden, uzun vadede gerçekten var olarak devam edebilmek.
Bu denli detay ve mükemmeliyet odağında bir profesyonel dünya ile annelik nerede kesişiyor?
Kesiştiği temel noktalardan ilk aklıma gelenler, dikkat ve sezgi. Hem işte hem annelikte küçük detaylar büyük fark yaratıyor; bir tonu, bir bakışı, bir gecikmeyi fark etmek... İkisinde de benzer bir "hissetme" hali var. Annelikte bu sezgi daha da derinleşiyor. Ayrıştığı nokta ise bence kontrol. Profesyonel hayatta bir sistem kurarsınız ve çoğunlukla işler; süreçleri öngörebilir, yönetebilirsiniz. Üstelik iş hayatında ekip arkadaşlarınız vardır, yalnız değilsiniz. Annelikte ise sistemler kuruyorsunuz ama hayat her zaman o sistemin içinde kalmıyor. O yüzden orada daha çok esneklik, kabullenme ve bazen de bırakabilmek devreye giriyor. Bir noktadan sonra annelik, "ben öğretiyorum"dan çok "birlikte öğreniyoruz" haline dönüşüyor. Anne olmayı aslında oğlumdan öğreniyorum. Başta ben ona hayata dair şeyleri öğreteceğimi düşünürken, zamanla rollerin sessizce değiştiğini fark ettim. Onun tepkileri, duyguları, ihtiyaçları ve sadece varlığı bana sabrı, anda kalmayı ve kontrol edemediğim şeylerle barışmayı öğretiyor.
Kurumların çalışan annelere yaklaşımında sizce en çok neyin değişmesi gerekiyor?
Bana göre, esneklik artık bir "yan hak" değil, temel bir ihtiyaç olarak görülmeli. Ayrıca sadece annelere değil, ebeveynliğe bütüncül yaklaşılması önemli. Görünmeyen emeğin kabul edilmesi ve performansın sadece ofiste geçirilen saatlerle ölçülmemesi gerekiyor.
Anne olduktan sonra kendinizle ilgili sizi en çok şaşırtan şey ne oldu?Sanırım, sınırlarımın ne kadar esneyebildiği. Hem fiziksel hem duygusal olarak düşündüğümden daha dayanıklı –bazen de dayanıksız– olduğumu gördüm.
Bunca rolün içinde sadece "siz" olarak kalabildiğiniz alan ne?
Kısa da olsa kendime ait yarattığım sessiz anlar ve arkadaşlarımla olduğum nadir anlar. Bazen bir yürüyüş, bazen bir kahve, bazen bir iş seyahati... Süresi uzun olamasa da, o küçük alanlar bana iyi geliyor.
Anne olmadan önceki kendinize bugün bir cümle söyleyebilseydiniz, ne söylerdiniz?
Hayat gerçekten çok hızlı akıyor, hem de düşündüğünden daha hızlı... O yüzden anları kaçırmamaya özen göster. Her şeyi kontrol etmeye çalışma. Bazı şeyler akışta, kendi halinde çok daha güzel şekilleniyor.
Çocuğunuzun ileride sizi nasıl hatırlamasını isterdiniz?
Bu soruyu kendime neredeyse her gün soruyorum. Şu an yaşadığımız her şey, onun çocukluk anılarına dönüşüyor. Bu düşünce hem çok heyecan verici hem de zaman zaman insanın omzuna bir ağırlık bırakıyor. Beni; yanında kendisi olabildiği, sevildiğini her zaman hissettiği ve ne olursa olsun destek gördüğü bir anne olarak hatırlamasını isterim. Başarılarımdan ya da yaptığım işlerden çok, onunla kurduğum bağın onda kalmasını istiyorum.