Tarihi bina, orijinalliğinden ödün verilmemiş asırlık ahşap dolapları ve incelikli trabzanlarıyla Abidin Dino’nun sanatını kadrajlıyor. Mehmet Ali Hatemi küratörlüğünde, Paris ve İstanbul’daki özel koleksiyonlardan derlenen, çeşitli müzayedeler dışında görülmesi kolay olmayan Abidin Dino eserlerinin yer aldığı bu sergi, mekanın ilk sergisi olma özelliğini taşıyor. 4 Aralık tarihine kadar sürecek sergide, Dino’nun guaj tekniğiyle yapılmış 20 kadar küçük ebatta eseriyle 30’un üzerinde kara kalem ve çini karışık teknik çalışması yer alıyor. Tarihi binada Dino’nun ardından Türkiye’nin ve dünya sanatının önemli isimlerinin eserleri sergilenmeye devam edilecek. Ravouna 1906’nın sahibi Canan Turfanda ve küratör Mehmet Ali Hatemi ile Dino sergisi ve tarihi binanın ilginç hikayesi üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.
Binanın aslını korumak için neler yaptınız?
C. T: Tarihi değeri olan kısımları bozmadan, uygun olarak düzenledik, ama yıpranmış ve yenilenmesi gereken yerleri de orijinaline en uygun, en şık şekilde yaptık. Mesela dolapların içlerinde okside olmuş pirinç kısımları özel yaptırdık. Odaları da farklı renk ve interia dokusuyla şekillendirdik. Pera’nın özel mekanlarındaki, oda duvarlarındaki resimler, Pera’nın dokusuna uygun bir şekilde Ali Kabaş’ın özel bir teknik uygulayarak çekmiş olduğu fotoğrafları, odalara ve giriş katlarına başka bir şıklık kazandırdı.
Bu tarihi binada, Abidin Dino'nun ardından hangi ressamların sergisine ev sahipliği yapacak?
C.T: Düşüncemiz aynı akımın devamını getirmek. Sanatseverler için sürpriz olabilecek sergiler planlıyoruz, çalışma aşamasında olduğundan yakın tarihte açıklayalım. Sergi ve eserlerin seçiminde mekanın dokusuna uygun olmasına özen gösterildi. Dolaplar ve alanlar küçük olduğu için de büyük boyutlu çağdaş resimler uygun olmayacaktı. Seçtiğimiz sanatçıların eserlerinin mekanla eşleştiğini düşünüyoruz. Biz Ravouna 1906’da uzun soluklu bir iş yapmak istiyoruz. Sergilerimizin de uzun soluklu, gerçek sanatseverleri bir araya getirecek çalışmalar olmasını hedefliyoruz.
KÜRATÖR MEHMET ALİ HATEMİ
Mehmet Ali Bey çağdaş sanatımızın ustası Abidin Dino’nun eserlerini, sanatseverle buluşturdunuz. Öncelikle Abidin Dino sanatı sizin için ne ifade ediyor?
M.A.H: Tarihi Ravouna 1906 binasını, dokusuna ve kültürel mirasına özen göstererek bizlere sunan sevgili Canan & İsmail Sait Turfanda çifti, binanın muhteşem ‘Mezzanine’ katını sanat mekanına dönüştürmek maksadı ile benimle irtibata geçtiklerinde aklıma ilk gelen isimdi büyük üstad, Abidin Dino oldu… Şimdi sizlere, bana bahşedilmiş küratörlük sıfatının sarhoşluğu ile “Abidin Dino, desenlerinde kendi politik eğilimini de dışavurumculukla yansıtan, yağlıboyalarında soyut, en sevdiğim suluboya ve guajlarında ise vizyoner…” diyerek, tekniğinden girer, “Batı Kubizm’ini Türkiye’ye getirip tanıtan üstad” diye de etkilendiği akımlardan sadece biri ile bilgiler verip çıkabilirdim...
Fakat böyle yapmayacak ve bu nevi kitaplardan da alınabilecek bilgileri konunun eğitimini almış ehillerine bırakacağım... Ben öncelikle avukat, sonra koleksiyoner, son birkaç senedir de kendi halinde bir art-dealer'im... Ama herşeyden önce ve beni iyi tanıyanların bildiği üzere, sanat için sanat yapmak sureti ile yaşamını sürdüren ve de sürdürüp noktalamış birkaç yüce sanat adamının tutku ile hayranıyım...
Abidin Dino’yu nasıl tanımlarsınız?
M.A.H: Bir insan hem ressam, hem heykeltraş, hem siyasetçi, hem radyocu, hem oyun yazarı, hem yönetmen, hem eleştirmen, hem şair, hem müzisyen olabiliyorsa ve tüm bunları layığı ile yapıp, tüm bu alanlarda isim bırakabiliyorsa, işte o insan gerçek sanat ehlidir. 20’li yaşlarda Beyoğlu'nu mesken tutup "d grubunun kurucu üyelerinden" olan büyük üstad Dino'yu bizzat davet ediyoruz kendi sergi açılışına... Ve bunu sadece desen, guaj ve tualleri ile değil, üzerine desen çizdiği meşhur jazz plaklarına kadar sergileyerek yapıyoruz... Dostu dostla anma romantizmini, üstadı, sevgili ortak dostumuz Utku Varlık'a anlattırarak yaşatmak istedim...
Utku Varlık, Abidin Dino’yu anlattığı yazısında, “ Daha dün St. Michel’den geçerken başımı kaldırıp, Quai Michel 13 numaralı evin çatı katına baktım, mekanın da bir belleği olduğuna göre, bence yaşanmışlıklar; evde o an olmamak gibi bir duygudur. Seine Nehri kıyısındaki bu dairede daha önce Marx Ernst oturuyormuş, Abidin ve Güzin de 16 yıl oturdular. O yıllar Quartier Latin’de yaşamak epey renkliydi, arka sokakta Nazım’ın kitaplarını basan La Découvert yayınevi, Abidin’in yakın dostu François Maspero vardı. Evet Abidin biraz Paris’di. Güçtür bir kenti kendine benzetmek; onunla yatıp, onunla kalkmak, bilmek kenti kendi adın gibi” diyor.
Dino, Fransa devleti tarafından çok yüksek düzeyde onurlandırılmış bir sanatçımız. Bu sergiyi hazırlarken neler yaşadınız, ailesiyle ilgili anılarınız, eserlerini nerelerden derlediniz?
M. A.H: Sergi için eserleri toplarken bu vesile ile Abidin Dino’nun sevgili yeğeni Gül Ar hanımefendi ile tanışma şerefine eriştim... Kendisi üstadın Paris'teki evinden, hiçbir yardımını ve manevi desteğini esirgemedi bizlerden... Sergi boyu dinleyeceğiniz Yves Montand, John Coltrane, Dave Brubeck gibi dostları ile müşerref oldum, Gül hanımefendi sayesinde... Eserleri asma işlemi sırasında tesadüfen tanıştığım sevgili Ahmet Doğan beyefendiden, kendisinin yakın dostluğu sayesinde, Nazım Hikmet, Abidin Dino ve de Fikret Mualla'nın inanılmaz eserlerine ulaştım ve sergimiz neredeyse şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı ve romantik “Abidin Dino” sergisine dönüştü, sayın Ahmet Doğan'ın koleksiyonunun katkıları ile. Belki gelecek nesiller için elden ele geçecek ve bu büyük kültürel mirasımızı yaşatacak bir şaheser ve sizler de edinmek istersiniz sergimizden...Ruhu şad ve de bizimle olsun...
Röportaj: Zülal ÜNALDI
Fotoğraflar: Metin ERDOĞAN