Türkiye ve Japonya arasındaki dostluğun pekişmesinde büyük rol oynayan iki tarihi olayı beyazperdeye taşıyan “Ertuğrul 1890” gerçek hikayeleri ve dostluk mesajının yanı sıra, etkileyici görüntüleri, güçlü kadrosu ve başarılı oyunculuklarıyla çok konuşuluyor. Vizyondaki yolculuğunu devam ettiren, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından desteklenen Türk-Japon ortak yapımı filmin yönetmen koltuğunda Mitsutoshi Tanaka, oyuncu kadrosunda ise Masaaki Uchino, Kenan Ece, Shiori Kutsuna, Alican Yücesoy ve Uğur Polat bulunuyor. Hem Türk-Japon dostluğu adına hem de Türk sineması açısından şimdiden önemli bir yer edinen, “insanın yüreğini ısıtan” filmi konuşmak üzere filmin başrol oyunculardan Kenan Ece ile bir araya geldik. Televizyon, sinema ve tiyatro dünyasının başarılı oyuncularından biri olan Kenan Ece ile oyunculuk kariyeri, Ece Ailesi’nin sırlarının yanı sıra “Ertuğrul 1890” filminin perde arkasını konuştuk.
Japon bir yönetmenle çalışmak nasıl bir deneyimdi? Oyuncularla iletişiminizi nasıl sağladınız?
Japon yönetmenle tercüman aracılığıyla iletişim kurduk. Proje üstünde yıllarca çalışmış, filmi kafasında çekmiş, ne istediği konusunda çok net bir yönetmendi.
Çok detaylı bir storyboard eşliğinde çalışıyordu. Japonya’ya gitmeden önce endişelerim vardı ama çekimler boyunca ciddi bir iletişim sorunu yaşamadık. Japon oyuncular Shioli Kutsuna ve Seiyo Uchino’yla genelde İngilizce anlaştık. Onlarla oynamaktan büyük zevk duydum.
Sizin canlandırdığınız karakteri anlatır mısınız? Role hazırlanırken neler yaşadınız, ne tür çalışmalar yaptınız?
Filmde oynadığım ana karakter Yüzbaşı Mustafa. Mustafa ailesine bağlı, önemli bir Osmanlı paşası olan babası tarafından çok disiplinli yetiştirilmiş bir subay. Kazadan sağ çıktıktan sonra çok ağır bir travma yaşıyor. Hayatta kalmasına isyan edecek kadar acı çekiyor. Hiç bir karşılık beklemeden kazazedelerin yardımına koşan, onlara sahip çıkan Japon köylüleri Mustafa’yı tekrar hayata bağlıyor.
Role hazırlanmak için ise Ertuğrul Fırkateyni’yle ilgili elime ne geçtiyse okudum. Özellikle Behçet Necatigil’in “Ertuğrul Faciası” adlı radyo oyunu beni çok etkiledi. Kılıç, güreş ve at binme dersleri aldım.
Filmde iki farklı dönemde, iki farklı karakterle izleyici karşısına çıkıyorsunuz. Bu anlamda neler yaşadınız, bu durumun avantajları ve dezavantajları hakkında neler söylemek istersiniz?
Filmin ikinci kısmında oynadığım konsolosluk görevlisi Murat aslında tek başına bir karakter değil. Yani “Mustafasız” bir Murat yok. Murat, Mustafa’nın doğumuna bizzat şahit olduğu dostluk ruhunun zaman içinde şiirsel bir tezahürü. Mustafa ve Murat’ı farklı dönem insanları olarak fiziksel açıdan elimden geldiğince uzak tuttum. İkisi de İngilizce konuşuyor, aksanlarının farklı olmasına dikkat ettim. Murat’ı ruhen daha olgun, yaş olarak daha genç bir karakter olarak ele aldım.
Film aynı zamanda bir dönem filmi olmasından dolayı dekor ve kostüm çalışmalarıyla da dikkat çekiyor. Bu anlamda kimlerle çalıştınız, geçmişe ait kostümleri giymek nasıl bir histi?
Kostümler Gamze Kuş tarafından tasarlandı. Tarihi kostümler gerçeğe uygun hazırlandı. Yüzbaşının kostümünü ilk giydiğimde Mustafa’ya doğru ilk adımımı atmıştım. Kostüm oyuncuyu tamamlayan en önemli unsurlardan.
Filmin konusu özellikle işlediği Japon-Türk ilişkisi adına neler söylemek istersiniz?
Birbirinden bir çok yönden çok farklı iki kültürün, insan olmanın ortak değerleri üzerinden dostluk kurması, bu dostluğa değer vermesi ve kuşaktan kuşağa aktarması hepimize bugünlerde çok ihtiyacımız olan değerleri hatırlatan bir ilişki. İnsanların birbirine düştüğü bu dünyayı; barış, dostluk ve sevgi dengede tutabilir.
Gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz? Hayalinizde ve tutkularınız arasında yer alan roller hangileri?
Hayata dair yeni ipuçları keşfedip anlatabildiğim her rolü oynamak isterim. Gelecek heyecan verici, hayatın beni nerelere götüreceğini bilmiyorum. Elimden gelenin en iyisini yapmaya gayret gösteriyorum.
Röportaj: Beyza Özel