Dünyaca tanınmış ressam Ertuğrul Ateş, son çalışmalarından oluşan “Aşk & Aşk” adlı yeni sergisini Ekavart Gallery’de açtı. Sergi 19 Şubat tarihine kadar sürecek. Ertuğrul Ateş, “Sanatın başlama noktası bütün büyük sorulara cevap aramaksa, sanatçı cevabı aramaya kendinden başlamalı” diyor ve kendini ararken içine tuttuğu aynaya yansıyan resimlerini durup dinlenmeksizin tuvale döküyor. Kendini belirli bir akım içinde görmekten ısrarla kaçınan sanatçı, resimlerine sürrealist platform, romantik dışavurum ve mistik düşünce yapısının can verdiği kanısında. Tuval üzerine yağlıboya çalışıyor ve eskiz yapmıyor. Zor sorulara cevap arayan sanatçı “ilahi aşk” ve “dünyevi aşk” arasında gidip gelerek bu ruhsal yolculukta asla bulamayacağı cevapları arıyor.
Belki de önemli olanın cevap değil bu “yolculuk”tur sonucuna varıp, köşe başlarındaki soluklanmaları tuvale aktarıyor ve bize bu yolculuk hakkında ipuçları sunuyor. Yurtdışına açılmak birçok ressam gibi Ateş’in sanat hayatında da belirleyici olmuş. Sanatçı, Londra’da Kingsway Princeton College ve Bethnal Green Institute’da eğitimini ve çalışmalarını 1979’a kadar sürdürdü. Sonrasında İstanbul’da sergiler ve ABD’ye giderek New York’a yerleşti.1988’de başta Ahmet Ertegün olmak üzere 10 kişilik bir koleksiyoncu grubu ile anlaşma imzalayan Ertuğrul Ateş, ünlü 57. Cadde galerilerinden Terry Dintenfass galerisine kabul edildi. Chicago Modern Sanatlar Müzesi’nde “Yükselmekte olan Sanatçılar” sergisine kabul edildi. Miami, Dallas, Los Angeles, Chicago, Palm Beach, Kopenhag, New York’da birçok sergi gerçekleştirdi. Ertuğrul Ateş’le, Gümüşsuyu Süzer Plaza’daki Ekavart Gallery’de, eserleri arasında keyifli bir söyleşi yaptık.
Yeni bir resim için yeni bir fikir mi doğar? Tuvalin karşısına geçtiğinizde yeni bir şey çıkacağını hisseder misiniz? Yoksa her şey doğaçlama mı gelişir?
Her şey doğası gereği gelişir. Sanat, zorlama kabul etmez. Kendi mecrasında akar. Değişirse, bu kendiliğinden olmalıdır.
Resimlerinizdeki yaratıcı güçlerden biri hayalci yapınız, çocukluğunuzdan itibaren hayalci bir yapınız var mıydı? Kolay hayale dalar mıydınız?
Evet, ben uslanmaz bir hayalperesttir. Hep öyleydim. Ancak, gerçeğe ulaşmak, hayalini kurmakla başlayan bir süreçtir. Sanatçı gerçeği arar, “gerçek, hayal kurabildiğimiz her şeydir”.
Hayatınızda sanat ve düşünce dünyanızı yönlendiren önemli dönemeçler var mı?
Evet, New York yıllarım bu konuda çok belirleyici oldu.
Sizin Amerika yıllarınızda, Ahmet Ertegün’le yollarınız kesişmiş; o yıllardan biraz bahseder misiniz? Ahmet Ertegün resminizi ilk gördüğünde neler söylemişti hatırlıyor musunuz, üslubunuzu nasıl tanımlardı?
Ahmet Ertegün’ü ilk tanıdığımda, sanat bilgisi beni çok şaşırtmıştı. “Türkiye’de böyle resim yapılıyor mu?” demişti. Ben kem küm ederken, özgün üslup sahibi bir ressam olduğumu ve bunun ne kadar önemli olduğunu uzun uzun açıklamıştı. Rahmetli benim hayatımda çok değerli ve önemli bir rol oynamıştır.
İngiltere›deki eğitim yıllarınızdan bahseder misiniz? Geriye dönüp baktığınızda size neler kattı? Bugünkü üslubunuzu oluşturan, etkilendiğiniz hocalarınız var mıydı?
İngiltere yılları elbette önemli. Müzelerle ve sanatçılarla yüz yüze geldiğim ilk deneydi. Şok edici ve aynı zamanda korkutucu idi. Düşünün, Leonardo’ya bakıyorsunuz, tam karşınızda! Çok eğitici bir süreçti. İyi bir başlangıç oldu benim için.
ABD’deki yıllarınızda, sanat çevrelerinde sizi en çok etkileyen neler oldu? Chicago Modern Sanatlar Müzesi’nde “Yükselmekte olan Sanatçılar” sergisine kabul edildiniz, bahseder misiniz?
Amerika yılları, gerçekten tüm dünya sanatçılarının müthiş bir rekabete girdiği zorlu ve acımasız bir arena idi. Ancak, bu sizin mücadele azminizi de güçlendiren bir durum. Ve tabii ki sizi çok yönlü besliyor da. “Yükselmekte olan sanatçılar” sergisine Dallas’taki galerim “Kincannon Fine Art Gallery” ile katılmıştım.
Siz, 2003 yılında Hürrem Sultan müzikali ve bunun paralelinde ‘Harem’ sergisi açtınız. Biraz da bundan bahseder misiniz? Tarihe, köklerinize yönelmenizde yurtdışındaki yıllarınız mı etkili oldu?
“Otu çek, köküne bak”… Bu çok sevdiğim bir atasözüdür. Elbette, “evrensel”e giden yol, “yerel”den geçer. Bu konuda yurtdışındaki yılların çok etkisi olmuştur.
Röportaj: Zülal ÜNALDI
Fotoğraflar: Metin ERDOĞAN