İSTANBUL’DA SANAT BULUŞMASI

05.12.2019 10:55:00

Sanatçı, fotoğrafçı ve çevre savunucusu Michel Comte ve model, stilist, kostüm tasarımcısı eşi Ayako Yoshida ile Comte’un Işık IV isimli Türkiye’deki ilk kişisel sergisinin açılışı sonrasında Dolapdere’de, Dirimart Galeri’de buluştuk.

Eray ERKOCA – [email protected] / Fotoğraflar: Ertan DEMİRBİLEK

Michel Comte’u Armani, Ungaro, Ferrari, Dolce & Gabbana, Nike gibi dünyaca ünlü markaların moda çekimleri ve Vanity Fair başta olmak üzere pek çok moda dergisinin kapak kareleri ile tanıyoruz. Aslında sanat restorasyonu eğitimi alan, çağdaş fotoğraf sanatını derinden etkileyen otodidakt bir fotoğrafçı olan Comte; “Işık IV” sergisinde dünyamızın buzulları ve okyanuslarında meydana gelen çevresel çöküşün etkilerini keşfetmeye giriştiği, kolektif olarak harekete geçme ihtiyacına işaret eden büyük boyutlu yerleştirmelerini sunuyor. Sanatçı, “İsviçre’nin tam da Pizol buzuluna veda ettiği ve Avrupa Alpleri’nin tamamındaki buzulların yüzde 90’ının 2100 yılına kadar eriyip gideceği tahminlerinde bulunduğumuz bir anda burada sergilediğim iş, bize küresel ısınmanın etkilerini ve hepimizin buna bir tepki vermek zorunda olduğumuzu gösteriyor” diyor. İlk kişisel sergisini Türkiyeli sanatseverlerle buluştursa da, Comte İstanbul’u sık sık ziyaret ediyor aslında. İstanbul’un güncel sanat sahnesi ile ilgili en çok şaşırdığı şeyi sordumda, “Arter ve çağdaş sanat müzeleri ile İstanbul’daki özel koleksiyonları gezdiğim zaman beni en çok şaşırtan şey, Türkiyeli koleksiyonerlerin belli bir akım veya dönemi takip eden değil, heterojen eserleri koleksiyonlarına katmaları” diyor ve ekliyor: “Los Angeles’ta bir koleksiyonerin evine gittiğinizde homojen bir koleksiyon ile karşılaşırsınız. Burada ise büyük ölçekli bir eserin yanında küçük çerçeveli bir resmi görebiliyorsunuz.” Comte’a heterojen koleksiyonların muhtemel sebebinin piyasa kaygıları veya içerik ile biçim arasındaki fark olup olmadığını sorduğumda, “Katılmıyorum. Ekonomik sebeplerin çok da etkili olduğunu sanmıyorum çünkü buradaki koleksiyonları gördüğünüzde ne kadar masum ve içten olduklarını hissedebiliyorsunuz” diyor. Biçim ile ilgili olduğunu düşünmediğinin de altını çizen Comte ayrıca, çağdaş ve İslam sanatının birlikteliğinin örneklerini Contemporary Istanbul’da gördüğünü ve çok etkilendiğini söylüyor. Dirimart’taki sergisinde çevresel çöküşü odağına alan sanatçı, “Sanat ve çevre aktivizmi arasındaki ilişki nedir?” soruma cevap verirken Çin güncel medya sanatının bu konuda örnek teşkil ettiğini vurguluyor. Bu durumun son derece güncel bir sorundan, Çin’in ciddi bir boyuta ulaşan hava kirliliğinden kaynaklandığını söyleyen Comte, sanatın herhangi bir alanında çevre sorunlarını dikkate alan çalışmaların yapılmasının günümüzde en çok ihtiyaç duyulan şey olduğunun altını çiziyor. Comte’a göre, “Çağdaş sanatın tek engeli, bizim kendi kendimize dayattığımız engel.” Geleceğin müzesinin iç mekanda değil, dış mekanda var olacağını, çevre ile daha yakın bir ilişki kuracağını vurgulayan sanatçı, gelecek hakkında iyimser. Geniş arazilerin erişimini genç sanatçılara açan Koreli ve Brezilyalı koleksiyonerlerin sayesinde 60’lardaki arazi sanatı gibi bir hareketin doğmakta olduğunu söyleyen Comte kendisini, “Troublemakers- The History of Land Art” filminin yapımcısı olma şansını elde eden az sayıdaki insandan biri olarak görüyor.

RÖPORTAJIN TAMAMI BU HAFTA ALEM'DE.

PAYLAŞ