Eylül, yerini ekime bırakırken "Bu hafta ne yapsak?" sorusuna tek bir yanıtla yetinmek zorlaşıyor. Tiyatro koltuğundan bir hikâyenin içine adım atıyor, bildiğimiz otomobilleri heykel olarak, şehri de bazen bir fotoğraftan, bazen de yükseklerden yeniden keşfediyoruz. Milano'da modanın açtığı kapılar bu kez sofraya uzanırken İstanbul'da sergiler, yeni lezzetler ve geceye karışan ritimler planlarımızı çoğaltıyor. Bu haftanın ilhamları, alıştıklarımıza başka bir gözle bakmak ve merakımızın götürdüğü yerde biraz daha kalmak için güzel bir bahane.

Dijital dönüşümlerin dilini fiziksel dünyaya taşıyarak çoğu zaman imkânsızlık hissi yaratan işler üreten Brooklyn merkezli sanat ve yaratıcı tasarım kolektifi MSCHF; geleneksel sanat, moda, internet kültürü ve reklamcılık arasındaki sınırları bulanıklaştıran bir tavır sergilerken bir kez daha "Bu gerçekten bir sanat eseri mi, ürün mü, reklam mı?" dedirten bir ürünle karşımızdaydı! Sıradan ürünleri absürt sanat eserlerine dönüştüren kolektif; sürrealist bir otomobil tasarımıyla deneysel tasarım potansiyelini farklı bir seviyeye taşıyor; bir Lexus elektrikli aracı bükerek, diğerini ise uzatarak yeni heykelsi formlara dönüştürüyor. MOTOMORPHOSIS, Armory Week kapsamında 25-27 Eylül'de New York'taki Chelsea Industrial'da izleyiciyle buluşurken, Lexus ile MSCHF sergisi için iki yeni eser yaratmak üzere anlaştı. Bu eserlerde iki seri üretim Lexus elektrikli araç, her biri kendi heykelsi ikizine dönüştürüldü. MOTOMORPHOSIS, iki seri üretim otomobili ve bunların sürreal heykelsi karşılıklarını yan yana sergiliyor. Bir Lexus RZ 450e, bir kez elektrikli araç olarak, bir kez de Circle Car adlı, burnu kuyruğuna bağlanarak sonsuz bir daire üzerinde hareket ediyormuş izlenimi veren heykel olarak karşımıza çıkıyor. Benzer şekilde Lexus RX 450h+ da önce tanıdık formuyla, ardından gövdesinin uzunlamasına dramatik biçimde burulduğu Twisted Car adlı eserde görülüyor. Twisted Car ve Circle Car, orijinal halleri olan Lexus'un elektrikli araçlarıyla yan yana getirildiğinde, zihnimizin nesnelere ilişkin algısının ne kadar akışkan olduğunu ortaya koyuyor. Bu algı, otomobilin hareket etme kapasitesine dair anlayışımızdan hiçbir zaman tamamen ayrı değil. Lexus Pazarlama Kıdemli Müdürü Lisa McQueen, "Elektrifikasyonla ilgili konuşmaların çoğu bir aracın nasıl güç aldığına odaklanıyor. MOTOMORPHOSIS ise farklı bir soru soruyor: Elektrik, hayal gücümüzde neye güç verebilir?" diyor. Sizce?

Eylülle birlikte tiyatro sezonu açıldı! Deneyim kelimesinin en popüler olduğu bu dönemde tiyatro konusunda da farklı bir deneyime hazır olun. Berkun Oya'nın yazıp yönettiği; Asiye Dinçsoy, Berkun Oya, Cihat Süvarioğlu, Çağlar Çorumlu, Erdem Şenocak, Fatih Artman, Gönül Gezer ve Nebi Tolga Yılmaz'dan oluşan güçlü oyuncu kadrosuyla dikkat çeken "35 Mayıs", 180 derece sanal gerçeklik deneyimi ve sekiz kişilik seanslarıyla 3 Ekim'den itibaren sadece belirli günlerde Paribu Art'ta seyirciyle buluşuyor. KREK VR'ın ilk gösterisi olma özelliğini taşıyan "35 MAYIS" sanatın teknolojiyle buluştuğu, disiplinlerarası üretimi odağına alarak sanatın erişimini genişletiyor. KREK'in dijital anlatı biçimlerine yönelik araştırmalarının bir sonucu olarak tasarlanan yapım, VR gözlüğü aracılığıyla izleyicinin bakışını 180 derecelik, üç boyutlu bir dünyanın içine taşıyor. Bir koltukta otururken hikâyenin mesafesi değişiyor ve izleyiciyi karakterlerin dünyasının bir parçası yapıyor. "35 Mayıs" bu nedenle ne yalnızca izlenen bir kayıt ne de klasik bir sahne deneyimi; seyircinin nerede durduğunu yeniden düşündüren dijital bir anlatı denemesi olarak öne çıkıyor.

High fashion markalarının gastronomiyle kurduğu ilişki sosyal hayatla yeni bağlantılar kuruyor. Dior'un Via Monte Napoleone'de yeni açtığı House of Dior; hem samimi bir atmosfere sahip olan hem de şehirle bütünleşen yeni bir adres. Fransız yaşam stili anlayışını Milano'nun ruhuyla bir araya getiren mağazanın vitrinlerinde başlıyor asıl hikâye. Tamamı Dior atölyelerindeki çalışmalardan artan kumaş parçalarıyla hazırlanan neşeli ve hareketli sahneler, Milano'nun bahçelerinden ilham alan bir manzara oluşturuyor. Christian Dior için daima özel bir yere sahip olan doğa, mimar Peter Marino ve peyzaj tasarımcısı Peter Wirtz tarafından tasarlanan üç kata uyum ve dinginlik getiriyor. Francesco Clemente imzalı bir esere de ev sahipliği yapan, şef Enrico Bartolini yönetimindeki Monsieur Dior restoran ise radarımızda; bu özel deneyimi gastronomiyle buluşturuyor. İtalya'nın en fazla Michelin yıldızına sahip şefi Bartolini, Maison'un simgelerini kendi mutfak yorumuyla ele alarak gastronomi ile couture arasında özgün bir diyalog kuruyor. Mösyö Dior'un sanat galericiliği kimliğinden gelen bakış açısına sadık kalınan mekânda, sanat adeta yeniden hayat buluyor. Yolunuz Milano'ya düşerse mutlaka uğrayın!

Bir araya gelmenin en özel hali, şık sofralar eşliğinde oluyor. Eğer İtalyan lezzetlerini de seviyorsanız, Çırağan Sarayı'nın efsanevi lezzet duraklarından Bellini özel günler için ideal bir adres oluyor. Klasik bir İtalyan restoranının ötesinde, sarayın içinde ihtişamlı ve keyifli bir ortamda lüks bir trattoria deneyimi sunan mekân, ekim ayında yenilenen menüsüyle misafirlerin damaklarını lezzetlendirmeye devam ediyor. Bellini'nin deneyimli İtalyan danışman şefi Giovanni Vaccaro, 13-16 Ekim tarihleri arasında menüyü yenilemek için İstanbul'a gelerek yeni menünün son hazırlıkları için Bellini'de olacak. Sicilyalı şef Vaccaro'nun imzasını taşıyan yeni menü; İtalyan mutfağının klasik lezzetlerini, taze mevsimsel malzemeler ve şefin çağdaş yorumuyla bir araya getirecek. Bellini'nin sevilen lezzetlerine yeni gurme tatların eklendiği menü, sonbahar sezonu için keyif dolu anların eşlikçisi...

212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200'üncü yılını kutladığı dokuzuncu edisyonuyla şehrin sanat nabzını yükseltiyor. Dokuzuncu edisyonuyla gerçekleşen 212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200'üncü yılında dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları, farklı küratöryel yaklaşımları ve disiplinlerarası etkinlikleri İstanbul'un kültür-sanat rotasında bir araya getiriyor. Sergilerden konuşmalara, sanatçı buluşmalarından atölyelere uzanan kapsamlı program 11 Ekim'e kadar devam edecek; etkinlik, Tophane-i Amire'den St. Benoît Kilisesi'ne 25 mekânda Martin Parr, Frank Horvat ve Jill Greenberg, Yann Arthus-Bertrand gibi dünyaca ünlü sanatçıları ağırlıyor.

Bu hafta ne dinleyelim derseniz, dünya çapında yakaladığı başarılarla Türkiye'den uluslararası elektronik müzik sahnesine uzanan güçlü bir kariyere imza atan DJ ve prodüktör Mahmut Orhan, yeni konsepti "Cave" ile 2 Ekim akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi'ne geliyor. 2024'ten bu yana üst üste üçüncü kez Coachella'da sahne alan sanatçı, Doğu ve Batı'nın müzikal mirasını elektronik müziğin çağdaş sesleriyle buluşturuyor. Mahmut Orhan, "Cave" ile müziğini güçlü bir görsel dünya ve sahne tasarımıyla bir araya getiriyor. Kendine özgü tarzıyla dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan, hipnotik ritimleriyle, etkileyici görsel anlatısıyla yıllar içinde özgün bir müzikal dil geliştiren Mahmut Orhan, Coachella'dan Ibiza'ya ulaşan hikâyesini yeni konseptiyle farklı bir alana taşıyor.

Şehre dönüşü İstanbul'un 360 derece manzarasına karşı kutlamak adına Hilton İstanbul Bomonti'nin 34'üncü katında yer alan Cloud 34'te sosyalleşelim! Japon mutfağından ilham alan menüsü ve yıl sonuna kadar devam edecek canlı müzik programıyla mekân 30 Eylül'de Brenda Berin, 14 Ekim'de Son De Kuba, 16 Ekim'de Sattas 21 Ekim'de, Erdem Özkan ve 4 Kasım'da Ebru Selvikavak'ı ağırlıyor. Yenilenen menü ise tabaktan kadehe her ayrıntısıyla mekânın manzarasını ve atmosferini tamamlıyor.

Sonbahar ruhuna yeni notaların izinden giderek ulaşıyoruz. Givenchy'nin 1957'den bu yana Maison'un cesaret ve özgürlük mirasını taşıyan ikonik kokusu L'Interdit, şimdi yeni ve daha yoğun bir yorumla karşımıza çıkıyor. Hubert de Givenchy tarafından yakın dostu Audrey Hepburn için yaratılan L'Interdit, her zaman sınırları aşmaya ve kadının içindeki gücü ortaya çıkarmaya davet eden bir özgünlük sembolü oldu. L'Interdit Elixir ise bu mirası daha büyüleyici, daha yoğun ve daha gizemli bir boyuta taşıyarak gerçek bir güç tılsımına dönüşüyor. Gücün ve korumanın sembolü yakuttan ilham alan L'Interdit Elixir şişesi, canlı kırmızı ve zarif gümüş detaylarla tamamlanan kutusuyla mücevher etkisini güçlendiriyor. Beklenmedik gurme dokunuşlarla yepyeni bir boyut kazanan kokuyu özel yapan detaylardan biri de açılıştaki siyah kirazın sulu ve duyusal karakterinin acı badem özü ile birleşerek çarpıcı bir etki yaratmasında saklı. Kalpte ise yasemin, portakal çiçeği ve sümbülteberden oluşan ikonik beyaz çiçek buketi, saf meşe ağacının güçlü dokunuşuyla buluşuyor. Kadınsılığın gücünü tümüyle kucaklamaya ve içinizdeki gücü özgürce ortaya çıkarmaya hazır olun!

Yakında Anne Hathaway ve Josh Hartnett ile birlikte Verity adlı gerilim filminde izleyeceğimiz Dakota Johnson, VMA sahnesinde full look görünümüyle ilham verdi. Taylor Swift'e ilk kez verilen "Artist Director Honors (Sanat Yönetmeni Onur Ödülü)" ödülünü takdim etmek üzere sahneye çıkan Johnson, özel tasarım bir Calvin Klein elbise tercih etti. Sırt dekolteli, ince askılı, pullarla işlenmiş uzun elbisesi, saçları ve makyajıyla elegan duruşunu da sahneye koyan yıldız, aynı zamanda başrollerini Dakota Johnson ve Colin Farrell'ın paylaştığı, Swift'in yönettiği Patient Zero video klibinin ön gösterimine de sahne oldu.