Kulis Hikayeleri: Jodok Cello

Yalınayak sahne ritüeli, doğayla kurduğu güçlü bağ ve çelloya taşıdığı kendine özgü yorumuyla dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan Jodok Vuille, sahnede gösterişten çok duygunun peşinden gidiyor. Jodok Cello ile ilk İstanbul konseri öncesinde müzikle kurduğu ilişkiyi, onu dünya çapında tanınır hale getiren beklenmedik anı ve Türkiye'ye dair heyecanını konuştuk.

30 Ekim 2026 Cuma 13:40 | Son Güncellenme:
16 dakika okunma süresi
ABONE OL
Kulis Hikayeleri: Jodok Cello

Çellonun sınırlarını kendi dünyasıyla yeniden çizen Jodok Cello, müzikle kurduğu bağı yalınayak sahne ritüelinden sessizliğe duyduğu ihtiyaca, doğayla ilişkisinden dinleyiciyle kurduğu duygusal iletişime uzanan samimi bir yerden anlatıyor. Onun için sahne yalnızca bir performans alanından çok daha fazlası; biriktirdiği enerjiyi, duyguyu ve dinleyiciyle kurduğu bağı açığa çıkardığı bir alan.

1 Kasım'da AKM Opera Salonu'nda vereceği ilk İstanbul konseri öncesinde, Jodok Cello adıyla tanınan İsviçreli çellist Jodok Vuille ile müziğin hissettirdiklerini, sahnede kendisi olmanın ne anlama geldiğini, Pierce Brosnan'ın bir paylaşımıyla değişen kariyer yolculuğunu ve Türkiye'ye dair heyecanını konuştuk.

Çoğunlukla Alpler'den gelen yalınayak çellist olarak biliniyorsun ama bu imajın ötesinde, müziğinde çok belirgin duygusal bir dil var. Çello senin için ne zaman bir enstrüman olmaktan çıkıp bir sese dönüştü?

Vay, ne güzel bir soru! Yedi yaşındayken çello çalmaya başladım. İsviçre'nin dağlarında bir çiftlikte, bir sürü hayvanla yaşayan bir çocuktum. Annem ve babam çiftçilerdi. Çelloya başladım ve anında âşık oldum. Başta çocuk şarkıları gibi basit melodiler çaldım. Bolca zamanım vardı; üzerine çok çalıştım. Daha sonra Lucerne School of Music üniversitesinde konservatuvar eğitimime başladım. Hayatımın o noktasında çellonun sadece bir enstrüman olmadığını ve dünyaya konuşabilen bir ses olduğunu fark ettim. Sonra kendi videolarımı üretmeye başladım ve bugün dünyada 17 milyonun üzerinde dinleyicim var, çellonun sesi sayesinde.

Çellonun sesi insan sesine en yakın seslerden biridir; samimi tonuyla neredeyse bir iltifat niteliği taşıyor. Sence çello, insanların söyleyemediği neyi ifade edebiliyor?

Çello yalnızca melodi, armoni ve ritimle çalışır. Ne kelimelerle ne de dillerle. Bu da demek oluyor ki müziğim New York'ta, Şili'nin Santiago şehrinde, Sao Paolo'da, Mumbai!de, İstanbul'da, Zürih'te, Şanghay'da, dünyanın her yerinde dinlenebilir çünkü ben spesifik bir dil kullanmıyorum. Dolayısıyla oldukça uluslararası bir durum. Bir çellonun sesi, genel olarak müziğin sesi, ülkeleri birbirine bağlayabilir, insanları ve dinleyicileri birbirine bağlayabilir.

Eserleriniz klasik teknik ile insanların hafızalarına kazınmış çağdaş şarkılar arasında gidip geliyor. Tanınmış bir hit şarkıyı çello ile yeniden yorumlarken, orijinal şarkının altında yatan neyi ortaya çıkarmaya çalışıyorsun?

Dediğiniz gibi dünyaca ünlü bir şarkı seçiyorum; belki Dua Lipa, Coldplay, Ed Sheeran, Michael Jackson, Hans Zimmer, Einaudi'den bir şarkı... Ama ben bu işe enstrümanımın yanı sıra kendi ruhumu katmak istiyorum. Bu da demek oluyor ki yeni melodiler çalmaya, erdemli pasajlardan yeni parçalar çıkarmaya başlıyorum ve eski, çok ünlü bir şarkıyı yeni, taze bir versiyona uyarlıyorum. Bu konseptle milyona ulaşıyorum; örneğin, YouTube'da 60 milyondan fazla izlenmiş videolarım var.

Birçok insan sizi ilk olarak sosyal medya aracılığıyla keşfetti; çünkü dediğiniz gibi bir melodinin birkaç saniyesi bile tüm dünyaya yayılabiliyor. Dijital bir izleyici kitlesi önünde performans sergilemek; duygu, dikkat ve sessizlik hakkındaki düşüncelerinizi nasıl değiştirdi?

3 bin kişilik bir mekânda çalmakla milyonlarca insan için bir video çekmek tamamen farklı şeyler. Çünkü konser salonundaki duyguyu hissediyorsunuz, binlerce gözün ve kulağın farkındalığını hissediyorsunuz. Çok büyük bir enerji oluyor. Sosyal medyada ise; evinizde pijamalarınızla otururken her şeyi saklayabiliyorsunuz. Ürettiğiniz şeyden memnun kalana kadar 10-20 kez tekrarlayabilirsiniz. Bir bakıma çok daha yapay ama 20 saniyede milyonlarca insana ulaşabilirsiniz ya da evinizdeki odanızda bir gecede bir yıldıza dönüşebilirsiniz. Bu inanılmaz bir fırsat ama yine de biraz garip, çünkü bir müzisyen olarak, müziği insanlar için canlı olarak yapmaya alışıksınız. Benim hedefim de sosyal medyadaki izleyici kitlemi, konserlerime gelen canlı dinleyicilere dönüştürmek.

Videoların genellikle doğa, geniş manzaralar ve sinematik görsellerle çevrili oluyor. Müziğiniz için görsel dünyanın önemi ne kadar büyük? Bir lokasyon, bir parçayı çalma şeklini değiştirir mi?

Evet, İsviçre dağlarında doğanın içinde bir çiftlikte büyüdüğüm için doğaya çok bağlıyım. Çocukluğumu, köklerimi müziğimle birleştirmek istiyorum. Bu yüzden İsviçre manzaralarında, bir kayanın üstünde, gün batımında, bir buzulda, bir ormanda güzel müzik videoları çekmeye başladım. Hayatımdan bu iki unsuru; müziğe ve sanata olan tutkumu İsviçre doğasıyla ama sadece İsviçre ile sınırlı kalmayan bir doğayla birleştirmek benim için büyük bir zevk. Güzel videolar çekmek için İzlanda'ya, Türkiye'ye, Amerika'ya gidiyorum.

Küresel bir dinleyici kitlesine ulaşırken son derece kişisel ve ayakları yere basan bir duruş sergiliyorsunuz. Görünürlüğün, hızın ve sürekli üretmenin ödüllendirildiği günümüz müzik endüstrisinde, yaptığın işin duygusal samimiyetini nasıl koruyorsun?

Evet, hayat çok yoğun, özellikle de dünyanın dört bir yanında farklı kıtalarda turneye çıkan bir müzisyen olarak sakinleşmek, duygularımı ve kalan her şeyi kontrol edebilmek için en önemli desteği doğadan alıyorum. Ormana yürüyüş yapmaya çıkıyorum, derin bir nefes alıyorum ve sakinleşebiliyorum. Çünkü konser verdiğinizde çok fazla dopamin salgılanır, enerjiniz çok yüksek olur, vücudu, ruhu ve beyni rahatlatmak için sakinleşmeniz gerekir. Benim olayım da bu. Doğaya yürüyüşe çıkıyorum ya da çiftliğime gidip ineklerimizle vakit geçiriyorum. Bu bir meydan okuma ve ben de bu sektöre yeni girdim. Kariyerime yaklaşık 35 yaşında başladım. Şimdi 38 yaşındayım. Yani bu yeni bir hayat, ama çok heyecan verici bir hayat.

Müziğin hafıza, melankoli ve kolektif duygularla güçlü bir bağ kurduğu Türkiye'de sahne almaya hazırlanıyorsun. Türk dinleyicisiyle nasıl bir enerji paylaşmayı bekliyorsun?

Türk dinleyicilerimi çok seviyorum çünkü çellomla rastgele birkaç Tarkan şarkısı çaldım ve bu şarkılar TikTok, Instagram, Snapchat, YouTube'da milyonlarca izlenme aldı. Çocuğundan yaslısına çok sayıda insandan yüzbinlerce güzel yorum aldım. Müziğimi dinlerken gözlerinde yaslar vardı. Dolayısıyla, çok iyi bir enerji, çok güzel bir deneyim olmasını bekliyorum. Bu bir sihir gösterisi olacak. 1 Kasım'da İstanbul AKM Opera Salonu'nda ilk "Jodok Cello" solo konserimi vereceğim. Bu güzel konserde sizleri de aramızda görmekten büyük mutluluk duyarım. Elbette repertuvarımda bazı Türkçe şarkılar da olacak.

Seni bir sanatçı olarak en iyi anlatan tek bir eser ya da konser anı seçmen gerekseydi, hangisini seçerdin?

Dünya turnemin açılış konseri olan Zürih'teki performansımda gerçekten büyülü bir an yaşadık. Salonda çok güzel bir enerji vardı. Bir anda genç bir kadın, "Jodok, ayakkabılarını çıkar!" diye bağırdı. Çünkü beni ayakkabısız çalmamla tanıyan çok kişi var. Bir dönem viral olan bir videomu, James Bond filmleriyle tanınan Pierce Brosnan beğenip Instagram hesabında paylaşmıştı. Aslında onun paylaşımından sonra tanınmaya başladım. Bu yüzden beni "İsviçreli yalınayak çellist" olarak bilenler de var. O kadın "Jodok, ayakkabılarını çıkar!" diye bağırınca bütün salon kahkahaya boğuldu. Ben de konserin ortasında ayakkabılarımı çıkardım. Gerçekten çılgınca bir andı. Ama sanırım beni de oldukça iyi anlatıyor. Doğayla çok güçlü bir bağım var, ayakları yere basan biriyim. Para ya da lüks yaşam biçimleri beni çok etkilemiyor. Bu yüzden benim için duygusal açıdan da çok özel ve önemli bir andı. İstanbul'daki konserimde de aynı duyguyu yaşamayı umuyorum.

Âşık olduğunu hatırladığın ilk ses neydi?

Bir çiftlikte büyüdüm, o yüzden sanırım bir ineğin sesi! Ama tabii daha sonra, yedi yaşındayken çellonun sesi geldi.

Çello çalmasaydın hangi enstrümanı seçerdin? Neden?

Piyano. Çünkü gerçekten harika bir enstrüman. Çelloyu da piyanoyu da aynı derecede seviyorum.

Çelloyu yalınayak çalmanın özel bir nedeni var mı?

Aslında Pierce Brosnan'ın beğenip Instagram hesabında yeniden paylaştığı viral videomla başladı. O paylaşımın ardından bir gecede 70 kişilik özel hesabımdaki takipçi sayım 150 bine çıktı ve sonrasında kanalım çok hızlı büyüdü.

Yani sebebi titreşimleri daha iyi hissetmek değil mi?

Aslında evet, o da var.

Çello bir insan olsaydı, karakterini nasıl tarif ederdin?

Kesinlikle bir kadın olurdu. Şekline bakın; kıvrımlı, hassas ve feminen. Kesinlikle bir kadın. Belki adı Claudia olurdu, bilmiyorum. Türkiye'de yaygın bir kadın ismi ne?

Ayşe.

Ayşe mi? Tamam, o zaman Türkiye'de çellonun adı Ayşe olsun.

Sence hangisi daha zor: Bir dinleyiciyi etkilemek mi, ona gerçekten bir şey hissettirmek mi?

Vay, güzel soru. Bence bir şey hissettirmek daha zor. Ama zaten müziğin yapabileceği en önemli şey de duygu yaratmak. İnsanların kalbine ve duygularına ulaşabiliyorsanız, bir sanatçı olarak yapabileceğiniz en değerli şeyi yapmışsınız demektir.

Hâlâ çelloyla yeniden yorumlamanın hayalini kurduğun bir şarkı var mı?

Belki Tarkan'ın yakında çıkacak yeni şarkılarından biri olabilir, göreceğiz. Bu arada Tarkan sosyal medyada videolarımı beğeniyor. Bu da beni çok mutlu ediyor.

Çalmaya başlamadan önceki sessizlik senin için ne ifade ediyor?

Çok şey ifade ediyor. Konser başlamadan iki saat önce mutlaka odamda tek başıma kalıyorum. Enerjimi toplamaya başlamam gerekiyor. Konuşmuyorum, şakalaşmıyorum, etrafımla çok fazla ilgilenmiyorum. O sessizliğe ihtiyacım var. Sonra sahneye çıktığımda bütün o enerjiyi ortaya çıkarabiliyorum.

Röportaj: Zeynep GÜLALP

Video: Onur Karakuş, Ardan Can Güngör

EN ÇOK OKUNANLAR

Veronica Leoni, Calvin Klein'a Veda Ediyor
Veronica Leoni, Calvin Klein'a Veda Ediyor

Veronica Leoni, Calvin Klein'a Veda Ediyor

3 dakika okunma süresi
Seán McGirr, Alexander McQueen'e Veda Ediyor
Seán McGirr, Alexander McQueen'e Veda Ediyor

Seán McGirr, Alexander McQueen'e Veda Ediyor

2 dakika okunma süresi
Akdeniz'de Sonbahar Tatilinin Yeni Kodları
Akdeniz'de Sonbahar Tatilinin Yeni Kodları

Akdeniz'de Sonbahar Tatilinin Yeni Kodları

2 dakika okunma süresi
Victoria's Secret Fashion Show 2026: Efsane Melekler ve Yeni Yüzler
Victoria's Secret Fashion Show 2026: Efsane Melekler ve Yeni Yüzler

Victoria's Secret Fashion Show 2026: Efsane Melekler ve Yeni Yüzler

1 dakika okunma süresi
2027 Manikür Trendleri: Doğal Tırnaklardan İddialı Tasarımlara
2027 Manikür Trendleri: Doğal Tırnaklardan İddialı Tasarımlara

2027 Manikür Trendleri: Doğal Tırnaklardan İddialı Tasarımlara

8 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Selen Altaras
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Selen Altaras

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Selen Altaras

Atıl Kutoğlu'nun Viyana'dan New York'a Uzanan Moda Serüveni
Atıl Kutoğlu'nun Viyana'dan New York'a Uzanan Moda Serüveni

Atıl Kutoğlu'nun Viyana'dan New York'a Uzanan Moda Serüveni

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Özge Erdem
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Özge Erdem

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Özge Erdem

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Pınar Uçar Gül
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Pınar Uçar Gül

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Pınar Uçar Gül

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Merve Kardaş Mısırlı
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Merve Kardaş Mısırlı

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Merve Kardaş Mısırlı

Kendine Ait Bir Çizgide Yol Alıyor: Yasemin Ergene
Kendine Ait Bir Çizgide Yol Alıyor: Yasemin Ergene

Kendine Ait Bir Çizgide Yol Alıyor: Yasemin Ergene

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Kübra Demir
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Kübra Demir

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Kübra Demir

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Ceren Usta Doğan
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Ceren Usta Doğan

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Ceren Usta Doğan

Armağan Oğuz'un “Daha 17” Serüveni
Armağan Oğuz'un “Daha 17” Serüveni

Armağan Oğuz'un “Daha 17” Serüveni

Nepo Baby'den Özgün Bir İkona: Kaia Gerber
Nepo Baby'den Özgün Bir İkona: Kaia Gerber

Nepo Baby'den Özgün Bir İkona: Kaia Gerber

Paris Moda Haftasında Kendi Hikayesini Yazıyor: Burç Akyol
Paris Moda Haftasında Kendi Hikayesini Yazıyor: Burç Akyol

Paris Moda Haftasında Kendi Hikayesini Yazıyor: Burç Akyol

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Yağmur Toprak
Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Yağmur Toprak

Modanın İzinde Keşif Yolculuğu: Yağmur Toprak