Finans sektörü genellikle "sert" bir alan olarak tanımlanır. Siz bu alanı nasıl deneyimliyorsunuz?
Finans disiplin, özverili çalışma ve güçlü analiz gerektiren bir sektör. Bu nedenle sert olarak tanımlanması anlaşılabilir bir durum. Ancak ben finans sektörünü yalnızca piyasaların, rakamların yönetildiği bir alan olarak görmüyorum. Her alınan finansal kararın arkasında insanlar, kurumlar ve uzun vadeli toplumsal etkiler var. Bu nedenle benim deneyimimde finans, aynı zamanda verimli olma, yararlı olma, sorumlu kararlar verme ve hesap verebilirlik alanı. Veriyi merkeze alan ama insanı ve kapsayıcılığı dışarıda bırakmayan bir yaklaşımın daha güçlü sonuçlar ürettiğine inanıyorum.
Bankacılıkta liderlik sizce daha çok analiz mi, sezgi mi gerektirir?
Analiz bankacılığın temelidir, onsuz karar alamazsınız. Ancak liderlik yalnızca veriyi okumak değil, o verinin nereye evrileceğini öngörebilmek, yarına etkisine bakmaktır. Ben sezgiyi, deneyimle beslenen stratejik bir pusula olarak görüyorum. Benim için güçlü liderlik, veriye dayanan ama uzun vadeli değeri ve kapsayıcı etkiyi gözeten kararlardır.
Karar alırken sizi en çok yönlendiren değer nedir?
Adalet. Bir kararın finansal olarak doğru olması benim için yeterli değil, kapsayıcı ve sürdürülebilir de olmalı. Ve elbette adil de olmalı. Toplumsal eşitsizlikleri gidermeyen, hatta daha da kuvvetlendiren karar ve politikalar, uzun vadede mutlaka tıkanacaktır. Bu doğrultuda, adaletin önemli bir unsuru olan toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini de karar mekanizmalarının doğal bir parçası olarak görüyorum.
Finans sektöründe kadın yönetici olmak size ne öğretti?
Temsilin dönüştürücü gücünü öğretti. Masada kaç kadın yöneticinin olduğu yalnızca matematiksel bir oran değil, kararların hangi perspektifle alındığını da değiştiren bir faktör. Farklı deneyimler ve bakış açıları karar kalitesini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle eşitliği bireysel bir mesele olarak değil, kurumsal performansın ve sürdürülebilir başarının bir parçası olarak görüyorum.
Bugünün iş dünyasında kadınların en çok hangi konuda cesarete ihtiyacı var?
Alan talep etme konusunda. Yetkinliği olan kadınların geri planda kalmaması gerektiğine inanıyorum. Görünürlükten çekilmek çoğu zaman eski ve kötü bir alışkanlık, oysa karar masasında yer almak hem bir hak hem de bir sorumluluktur. Elbette kapsayıcı kurum kültürü bunun zeminini hazırlamalı. Ancak bireysel cesaretin değişimin önemli bir parçası olduğunu da unutmamak lazım.
Genç kadınlara kariyer yolculuğunda en önemli tavsiyeniz?
Uzmanlaşın, derinleşin ve kendinize sınır koymayın. Yetkinlik, en güçlü özgüven kaynağıdır. Ne kadar derinleşirseniz, o kadar sağlam bir zeminde ilerlersiniz. Toplumsal cinsiyet eşitliği ancak güçlü, donanımlı ve iddialı kadınlarla kalıcı hale gelir.
Başarı hikâyeniz bir kız çocuğuna ne ilham versin isterdiniz?
Sınırların çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden geldiğini görmesini isterdim. Bir kız çocuğu, hayal ettiği alanda yer alabileceğini ve o alanda söz sahibi olabileceğini bilerek büyümeli. Finans, teknoloji ya da iş yönetimi... Hangi alan olursa olsun, masada yer almak mümkün. Cesaret, emek ve disiplin birleştiğinde gerçek bir dönüşümün ortaya çıktığını görmesini isterdim.
Bir kurum içinde sürdürülebilirlik kültürü oluşturmak nereden başlar?
Sürdürülebilirlik kültürü üst yönetimin sahiplenmesiyle başlar. Ancak gerçek dönüşüm, bu yaklaşımın stratejiye, hedeflere ve performans göstergelerine entegre edilmesiyle mümkün olur. Sürdürülebilirlik bir yan başlık değil, iş modelinin parçası haline geldiğinde kalıcı olur. Kültür politika yazmakla değil, karar alma süreçlerini dönüştürmekle oluşur.
Dönüşümde en büyük direnç nereden geliyor?
En büyük direnç çoğu zaman alışkanlıklardan geliyor. Mevcut sistemi sorgulamak kolay değil, özellikle sonuç üretmiş bir yapıyı dönüştürmek daha da zor. Ancak veriyi şeffaf biçimde ortaya koyup hedefi net tanımladığınızda, direnç yerini ortak sorumluluğa bırakabiliyor. Dönüşüm, rahatsız edici soruları sormakla başlıyor.
Sürdürülebilirlik alanında kadın liderlerin yaklaşımı farklı mı?
Kesin genellemeler yapmayı doğru bulamıyorum. Ancak kapsayıcılık ve uzun vadeli etki perspektifinin kadın liderlerde güçlü biçimde temsil edildiğini gözlemliyorum. Sürdürülebilirlik çok boyutlu düşünmeyi, farklı paydaşları aynı çerçevede değerlendirmeyi gerektiriyor. Bu yaklaşım da çeşitlilikle güçleniyor. Dolayısıyla mesele kadın ya da erkek liderlikten çok, karar masasında farklı bakış açılarına yer açabilmek. Masada eşit sayıda temsille farklı perspektiflerden bakabilmek oldukça önemli.
Genç kuşakların hassasiyetleri iş dünyasını olabildiğince dönüştürüyor mu?
Kesinlikle, dönüştürüyor ve hızlandırıyor. Özellikle şeffaflık, etik duruş ve değer temelli yönetim beklentileri kurumları daha hesap verebilir olmaya zorluyor. Ancak kalıcı etki, bu beklentiler stratejiye ve performans sistemlerine entegre edildiğinde ortaya çıkıyor. Aksi halde dönüşüm söylemde kalır.
Kadın dayanışmasını iş hayatınızda nasıl deneyimlediniz?
Dayanışmayı yalnızca destek olmak değil, alan açmak olarak deneyimledim. Birbirini görünür kılan, fırsat paylaşan ve geri bildirim veren kadın liderler kurumsal kültürü dönüştürüyor. Bu yaklaşım rekabeti değil, kolektif başarıyı güçlendiriyor.
Cam tavan mı, cam uçurum mu daha gerçek bir kavram sizce?
Bugün her ikisi de gerçek. Temsilin artması önemli ancak kritik ve riskli dönemlerde kadınların liderliğe taşınması da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konu. Eşitlik yalnızca sayısal değil, yapısal bir farkındalık olmalı bence. Karar süreçlerinin, risk dağılımının ve fırsat erişiminin dengeli olması gerekir.
8 Mart size en çok hangi duyguyu hatırlatıyor?
Sorumluluk ve hesap verebilirlik. 8 Mart benim için bir kutlamadan çok, ilerlemeyi ölçme ve standardı yükseltme çağrısı. Eşitliği söylemde değil, sistemde kurma iradesini hatırlatıyor.
Yaratıcılığınızı besleyen küçük alışkanlıklarınız var mı?
Farklı disiplinlerden okumak ve genç ekip arkadaşlarımla düzenli fikir alışverişi yapmak. Çeşitlilik yalnızca kurumlarda değil, düşünce dünyasında da gerekli. Farklı bakış açıları yaratıcılığı derinleştiriyor ve karar kalitesini artırıyor.