Charm kültürü, bugünün "trend" kelimesinden çok önce, kişisel anlatının sessiz bir uzantısı olarak doğdu. Jane Birkin'in Hermès Birkin çantasını çıkartmalar, anahtarlıklar, tılsımlar ve gündelik objelerle süslemesi; lüks kavramını dokunulmazlıktan çıkarıp yaşanmışlıkla ilişkilendiren sembolik bir kırılma anıydı. Bu sayede charm'lar sahibinin ruh hâlini, mizahını, hatta hayatındaki küçük kaosları dışa vuran işaretlerdi. Zamanla bu yaklaşım demokratikleşti, Y2K estetiğiyle biz genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedildi ve bugün "kişiselleştirme" başlığı altında küresel bir kültüre dönüştü.
Tam da bu noktada geçtiğimiz yıl büyük bir momentum yaratan Labubu'ya rakip görülen Mirumi hayatımıza dahil oluyor. Japon teknoloji şirketi Yukai Engineering tarafından geliştirilen bu minik robot aksesuar, sese ve dokunuşa tepki veren, başını çeviren, bakışını kaçıran ya da merakla etrafına bakan "canlı" bir çanta süsü olarak tanıtılıyor. Tüylü yüzeyi, pastel tonları ve neredeyse utangaç denebilecek mimikleriyle Mirumi, duygusal bir bağ vadeden bir nesne statüsünde. Kickstarter sayfasında "meraklı bir bakış, küçük bir mutluluk kıvılcımı" olarak tanımlanması da bu yüzden.
Mirumi'nin farkı, tamamen davranış üzerine kurulu olması. Ekranı yok, emoji vesaire göstermiyor; duygularını yalnızca fiziksel jestlerle aktarıyor. Dokunulduğunda tepki veriyor, ses duyduğunda başını çeviriyor, bazen de hiçbir uyaran yokken kendi kendine hareket ediyor. Bu rastlantısallık hissi, onu cansız bir objeden ayırarak neredeyse "hissedebilen" bir yol arkadaşına dönüştürüyor. Ancak tam da burada, charm kültürünün bugünkü dinamikleriyle arasında mesafeli bir ilişki kuruluyor.

Gen Z estetiğiyle pazarlansa da Mirumi, kişiselleştirme beklentisini tam anlamıyla karşılamıyor. Charm kültürü, yeni kuşak için çoğu zaman "benzersiz olma" ihtiyacına dayanıyor: herkesin farklı bir kombinasyon, farklı bir anlam yüklediği objeler. Oysa Mirumi, davranışları algoritmik olarak belirlenen, karakteri büyük ölçüde sabit bir ürün. Sahibiyle etkileşime giriyor ama sahibinin kimliğini yansıtmıyor; daha çok kendi varlığını sahneye koyuyor. Bu da onu kişiselleştirilmiş bir aksesuar olmaktan ziyade, ortak bir deneyim nesnesi haline getiriyor.
Üstelik Mirumi'nin şarj edilmesi, yorulduğunda başını yavaşça sallaması, ilgi bekler gibi davranması gibi özellikleriyle yarattığı "bakım ihtiyacı" hissi onu psikolojik olarak farklı bir yere konumlandırıyor. Birçok kişinin telefonlardaki bebek ya da hayvan bakım oyunlarını hatırlatması tesadüf olmasa gerek. Bu özellik, Mirumi'yi Z kuşağından ziyade Y kuşağı için daha çekici kılabilir. Dijital evcil hayvanlarla büyüyen, Tamagotchi kültürünü hatırlayan bir nesil için bu tür "yarı duygusal" teknoloji objeleri güçlü bir nostalji ve bağ kurma potansiyeli taşıyor.
Benzer bir durum Labubu çılgınlığında da görülmüştü. Sevimli, kolektif bir görsel dil yaratan ama bireysel kimlikten çok trend takibini temsil eden bir figür olarak hızla yayılmıştı. Mirumi, Labubu'dan farklı olarak teknolojiyle desteklenmiş olsa da, yine aynı soruyu gündeme getiriyor: Bu bir kimlik ifadesi mi, yoksa dönemin ruhuna uyum sağlayan geçici bir sembol mü?
Tüm bunlara rağmen Mirumi'yi göz ardı etmek mümkün değil. Moda ve teknolojinin giderek iç içe geçtiği bir dönemde, aksesuarların "takılan" seviyesini aşarak, "tepki veren" nesnelere dönüşmesi önemli bir eşik. Mirumi bu bağlamda bir öncü; belki kusurlu, belki herkese hitap etmeyen ama yön gösterici. 2026'ya yaklaşırken moda-teknoloji iş birliklerini daha sık göreceğimiz neredeyse kesin. Peki geleceğin charm'ları bizi mi yansıtacak, yoksa bizimle birlikte mi yaşayacak? Mirumi, bu soruya verilen ilk cevaplardan biri olarak, gerçek bir tartışma unsuru.