Oscar gibi görünürlüğün neredeyse ödül kadar önemli olduğu bir gecede, Sean Penn'in salonda olmaması doğal olarak merak uyandırdı. İlk etapta bu yokluk, klasik bir "ödül törenine katılmadı" haberi gibi görünse de, kısa süre içinde tablo daha netleşti. Birden fazla kaynağın aktardığına göre Penn, tören sırasında Los Angeles'ta değil, Ukrayna'ya gitmek üzere Avrupa'daydı.
Bu detay, Sean Penn'in yokluğunu bir magazin notunun ötesine taşıdı. Çünkü Penn için mesele yalnızca Oscar gecesini kaçırmak değil; uzun süredir önceliklerini Hollywood protokollerinden farklı bir yere koymak. Özellikle Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı geniş çaplı işgalinden bu yana oyuncunun ülkeye verdiği destek biliniyor. Penn, geçmişte Ukrayna'ya defalarca gitti, savaş sürecine dair bir belgesel çalışmasına imza attı ve hatta Oscar heykelciklerinden birini sembolik bir jest olarak Zelenskiy'ye bıraktı.

Aslında Sean Penn'in ödül törenleriyle kurduğu mesafeli ilişki yeni başlamış değil. Oyuncu, geçmişte de Oscar adaylığı aldığı bazı yıllarda törene katılmamayı tercih etmişti. 1996, 2000 ve 2002'de aday olmasına rağmen geceye gitmemesi; buna karşılık 2004'te Mystic River ve 2009'da Milk ile kazandığı yıllarda törende bulunması, onun Akademi geceleriyle her zaman biraz seçici ve mesafeli bir ilişki kurduğunu gösteriyor.
Üstelik bu sezon da benzer bir çizgi izledi. Penn'in BAFTA ve SAG gibi diğer önemli ödül gecelerinde de görünmemesi, Oscar yokluğunu sürpriz olmaktan bir ölçüde çıkardı. Hatta bu durum, onun bu yıl boyunca zaten ödül sezonunun klasik görünürlük takvimine dahil olmayı tercih etmediğini düşündürdü.

Sean Penn'in verdiği eski bir röportajda, Oscar adaylığının getirdiği sosyal baskıdan rahatsız olduğunu açıkça söylemiş; bu süreçteki görünürlük zorunluluğunu ve törensel tarafı kendisi için konforsuz bulduğunu anlatmıştı. Hatta ödül kazanmanın onda heyecandan çok rahatlama duygusu yarattığını, asıl memnuniyetin çevresindeki insanların emeğinin boşa gitmemesiyle ilgili olduğunu belirtmişti. Bu açıklamalar, Penn'in Oscar gecesine neden klasik bir yıldız refleksiyle yaklaşmadığını anlamak açısından önemli.
Bu yüzden 2026'daki yokluk, tek başına "Ukrayna'ya gittiği için törene katılmadı" cümlesiyle açıklansa bile, hikayenin tamamı bundan ibaret değil. Penn, uzun süredir oyunculuk kariyeriyle yıldız sistemi arasında belli bir mesafe bırakıyor. Akademi'nin simgesel ağırlığını inkar etmese de, o gecenin etrafında örülen sosyal ve endüstriyel ritüellere karşı her zaman biraz isteksiz durmuş bir isim. Bu yılki karar da o çizginin devamı gibi okunuyor.

Penn'in yokluğu, törenin içinde küçük ama akılda kalan bir ana da dönüştü. Kieran Culkin'in sahnede yaptığı "burada olamadı ya da olmak istemedi" esprisi, geceyi izleyenlerin büyük bölümünün hissettiği şeyi özetliyordu. Sean Penn'in yokluğu hem şaşırtıcıydı hem de bir yandan ona çok uygundu. Çünkü Hollywood'un en büyük sahnesinde bile, Sean Penn yine biraz dışarıda kalmayı seçmiş gibiydi.
Bir oyuncu kariyerinin üçüncü Akademi Ödülü'nü kazanıyor; ama gecenin en çok konuşulan anlarından biri teşekkür konuşması değil, o konuşmanın hiç yapılmamış olması oluyor. Modern ödül sezonunun görünürlük takıntısı düşünüldüğünde, bu başlı başına güçlü bir karşı görüntü yarattı. Penn, istemeden de olsa, varlığıyla değil yokluğuyla gecenin hikâyelerinden birine dönüştü.
Sean Penn'in kariyerinde üçüncü Oscar'a ulaşması başlı başına önemli bir eşik. Daha önce Mystic River ve Milk ile "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazanan Penn, bu kez One Battle After Another ile yardımcı oyuncu kategorisinde ödüle uzandı. Böylece sadece kariyerinin yeni bir sayfasını açmakla kalmadı; aynı zamanda hala güçlü, tartışmalı ve dikkat çekici performanslarla gündemde kalabildiğini de gösterdi. Film de geceye damga vuran yapımlardan biri oldu.