Vizyona girer girmez Letterboxd'da tüm zamanların en yüksek puanlı filmleri arasına giren, IMDb'de 9.2'ye, Metacritic'te ise 97 puana ulaşan You Can See Everything belgeselinden bahsetmek istiyoruz size. Belgesel dediğimize bakmayın, öyle beğenildi ki Oscar'da "En İyi Film" dalında aday gösterilen ilk belgesel olabileceği bile konuşuluyor. Nathan Fielder ve Lance Oppenheim'ın yönettiği, yaklaşık üç saat süren filmin merkezinde Theranos skandalıyla tanıdığımız Elizabeth Holmes var. Holmes'un hikayesini daha önce farklı belgesel ve dizilerden duymuş olabilirsiniz. Ancak bu kez onu şirketinin yükselişi ve çöküşü üzerinden değil, cezaevine girmeden önceki son günlerinde, kendi evinde izliyoruz. Peki, You Can See Everything belgeseli ne anlatıyor, Elizabeth Holmes'un hayatına nasıl bir açıdan yaklaşıyor ve filmde neler göreceğiz? Gelin, yakından bakalım.

Önce Elizabeth Holmes'u tanımayanlar için biraz geçmişe dönelim. Holmes, henüz 19 yaşındayken Stanford Üniversitesindeki eğitimini bırakarak Theranos adlı şirketi kurdu. İddiası oldukça büyüktü: Parmaktan alınan birkaç damla kanla çok sayıda sağlık testi yapabilen bir teknoloji geliştirmişti. Düşünsenize, uzun uzun kan vermek yerine birkaç damlayla onlarca test yaptırabilecektiniz. Bu fikir yatırımcıların da büyük ilgisini çekti ve Theranos kısa sürede milyarlarca dolarlık bir şirkete dönüştü. Holmes ise Silikon Vadisi'nin en genç ve en çok konuşulan girişimcilerinden biri oldu. Hatta siyah balıkçı yaka kıyafetleriyle Steve Jobs'a benzetildiği bile oluyordu.
Ancak işler anlatıldığı gibi gitmedi. Şirketin geliştirdiği cihazlar, vadedilen testleri güvenilir biçimde yapamıyordu ve Theranos bazı analizlerde geleneksel laboratuvar cihazlarını kullanıyordu. 2015'te The Wall Street Journalgazetesinde yayımlanan araştırmalarla şirketin uygulamaları sorgulanmaya başladı. Ardından gelen incelemeler ve davalar Theranos'un sonunu getirdi. Şirket 2018'de kapandı, Holmes yatırımcıları dolandırmaktan suçlu bulunarak 11 yılı aşkın hapis cezasına çarptırıldı. Bu olay daha sonra Alex Gibney'nin The Inventor: Out for Blood in Silicon Valley belgeseline ve Amanda Seyfried'in başrolünde olduğu The Dropout dizisine de konu oldu. You Can See Everything ise Holmes'u bu kez alışılmışın dışında bir dönemde takip ediyor.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim'ın yaptığı şey aslında oldukça sıra dışı. İkili, Elizabeth Holmes'un cezaevine girmesine yalnızca 34 gün kala kendisi ve eşi Billy Evans ile bir belgesel çekmeye başladı. Holmes, ekibi evine kabul etti ve özel hayatını kaydetmelerine izin verdi. Çekimler boyunca kameralar günde yaklaşık 16 saat çalıştı. Proje de kamuoyundan gizli tutuldu. Yani ortaya çıkan görüntüler, Holmes'un bir belgesel çekildiğini bilerek kameralar karşısında verdiği röportajlardan ibaret değil. Evde geçirilen günlerin, sohbetlerin ve sıradan anların da kaydı.
Peki, neden bu kadar uzun süre çekim yaptılar? Fielder ve Oppenheim'ın yaklaşımı, yalnızca önemli gördükleri anları kaydetmek yerine mümkün olduğunca her şeyi kameraya almaktı. Çünkü ekibin belirli olaylara odaklanması, Holmes ve eşinin kameranın neyle ilgilendiğini anlamasına ve davranışlarını buna göre değiştirmesine neden olabilirdi. Her şeyi kaydettiklerinde ise karşılarındaki insanların neyin önemli olduğunu tahmin etmesi zorlaşacaktı. Böylece izlediğimiz görüntüler, önceden hazırlanmış sahnelerden çok günlük hayatın kendi akışı içinde kaydedilen anlardan oluşuyor.
İşin Nathan Fielder tarafı da oldukça ilginç. Nathan for You ve The Rehearsal dizilerini izleyenler, onun gerçek hayatla kurguyu iç içe geçiren tarzına aşinadır. Ancak bu kez karşısında kurmaca bir karakter değil, yatırımcıları dolandırmaktan hüküm giymiş Elizabeth Holmes vardı. Fielder, çekimler boyunca kendisine Holmes'un bir yalancı olduğunu tekrar tekrar hatırlatmak zorunda kaldığını ve yaşadıklarını anlamlandırmakta zorlandığını anlatıyor. Hatta bir noktada, ellerinde 34 gün boyunca kaydedilmiş saatlerce görüntü olmasına rağmen bunlarla nasıl bir belgesel oluşturacaklarını kendileri de bilmiyordu. You Can See Everything'in ilginç taraflarından biri de tam burada başlıyor: Ekip yalnızca Holmes'u kaydetmiyor, bir yandan da bütün bu görüntülerin ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyor.
Kısaca özetlemek gerekirse belgesel, Elizabeth Holmes'un cezaevine girmeden önceki son 34 gününü evinde geçirirken takip ediyor. Eşi Billy Evans'la günlük hayatından sıradan sohbetlerine, aile içindeki anlardan gelecek planlarına kadar pek çok şeyi izliyoruz. Theranos skandalının ardından kamuoyunun gözünde bambaşka bir yere oturan Holmes'u bu kez evinin içinde, gündelik hayatın akışı sırasında tanıyoruz. Film, şirketin çöküşünden çok Holmes'un hayatının bu dönemine odaklanıyor.

Filmin Türkiye'deki vizyon adı Her Şey Ortada. Türkçeye kabaca Her Şeyi Görebilirsin diye çevrilebilir. İlk bakışta oldukça basit bir ifade gibi duruyor. Sonuçta yönetmenler Holmes'un evinde haftalar geçiriyor, günlük hayatını kaydediyor ve normalde kameraların dışında kalacak anlara bile erişiyor. Ancak burada küçük bir çelişki var: Her şeyi görmek, her şeyi anlamak demek değil. Holmes'un hayatına bu kadar yakından tanıklık etmemize rağmen ne düşündüğünden, söylediklerine ne kadar inanabileceğimizden ve davranışlarını nasıl yorumlamamız gerektiğinden emin olamıyoruz. Kameralar evin hemen her köşesini kaydediyor ama insanın zihnine açılan bir pencere sunamıyor. Filmin adı da tam olarak bu noktaya işaret ediyor. Saatlerce görüntü izlesek bile bir insanı gerçekten tanıyıp tanıyamayacağımızdan emin olamıyoruz.

You Can See Everything, 16 Ekim 2026'da ABD'de gösterime girdi. Türkiye'deki sinemalarda ise 30 Ekim 2026'da izleyiciyle buluştu. Yaklaşık 175 dakika süren belgesel, yurt dışındaki gösteriminden iki hafta sonra Türkiye'de de vizyona girmiş oldu.
Söylemeden de geçmeyelim: İnsan Elizabeth Holmes belgeselinin DC'nin korku filmine rakip olacağını pek düşünmüyor ama öyle oldu. You Can See Everything, Cadılar Bayramı hafta sonunda Clayface'i geride bıraktı. Aradaki fark çok büyük değil ama yaklaşık üç saatlik bir belgeselin bunu başarması yine de ilginç.

Elizabeth Holmes'un hikayesini daha önce izlediyseniz You Can See Everything size aynı olayları yeniden anlatan bir yapım gibi gelebilir. Fakat filmin amacı Theranos skandalını baştan sona açıklamak değil. Yönetmenler, Holmes'un günlük hayatına yakından bakarak alıştığımız suç belgesellerinden biraz farklı bir yol izliyor.
Yaklaşık üç saatlik süresi herkese hitap etmeyebilir. Hızlı ilerleyen, bütün sorulara cevap veren suç belgesellerini seviyorsanız film zaman zaman yorucu gelebilir. Ama gerçek ile performans arasındaki çizginin nasıl kaybolduğunu izlemek ilginizi çekiyorsa You Can See Everything kesinlikle şans verilebilecek bir yapım. Yalnız, film bittiğinde Elizabeth Holmes hakkında aklınızdaki bütün soruların cevaplanmasını beklemeyin. Hatta bazı konularda kafanız daha da karışabilir.