Sürrealizm, yani Birinci Dünya Savaşı sonrası doğan bilinçaltı hareketi, zamanla modayı da etkisi altına aldı. O dönemin ardından "Dünyayı daha fantastik hale getirebiliriz; var olandan daha gerçek kılınabilir" diyen Salvador Dalí'nin vizyonu ise moda tasarımcılarının hayal gücüne yıllar boyu sirayet etti. Roma aristokratı Elsa Schiaparelli, 1930'larda renkli, sıra dışı tasarımlarında Dalí ve Jean Cocteau gibi sürrealist sanatçılarla iş birliği yaptı.
İkonik "Ayakkabı Şapka" tasarımı (1937-38) ve iskelet desenli elbisesi (1938) bu dönemin en dikkat çekici örneklerindendi. Schiaparelli'nin koleksiyonları, beden parçalarını grotesk biçimde kullanan tasarımlarla hayal ürünü bir evren sunuyordu. Günümüzde Schiaparelli markası, Daniel Roseberry yönetiminde aynı mirası sürdürmeye devam ediyor. Trompe-l'œil tekniğinin kullanıldığı eldivenlerden burnu topuk gibi duran ayakkabılara; vücudu saran uzun tırnaklı el motiflerinden kocaman göz nakışlarına dek anatomik imgeler koleksiyonda tekrarlanıyor. Peki şimdilerde gündelik hayatta sürrealizme neden ihtiyaç duyuluyor?
Pandemi sonrası yükselen belirsizlik ve dijitalleşme, insanlar arasında 'normalden kaçış' arayışını tetikledi. "Birbirine zıt görünen rüya ve gerçeklik hallerinin, mutlak bir gerçeklikte, yani sürgerçeklikte birleşeceğine inanıyorum" diyen Andre Breton'un izinden gidersek modada da bazı arayışların sanatla karşılık bulduğunu görmek şaşırtıcı olmasa gerek. Çünkü yüksek moda artık sadece fütürist bir hayali değil, geçmişten gelen fantastik ögeleri yansıtıyor; ama günlük yaşama sızan sürrealizm dalının dışa vurumu kadar erişilebilir.
Örneğin Schiaparelli çantasındaki altın el figürü ya da Cartier saatinin eriyik formu; bir yandan gülümsetirken, bir yandan da alışıldık normlardan kopuşu sembolize ediyor. Böylece moda rüyası, sıradan ritüellerimize renk katıyor. Özellikle 2026 Sonbahar/Kış defilelerinde birçok tasarımcı benzer çağrışımlı imgeler kullandı. Schiaparelli'nin hazır giyiminde salyangoz baskıları, göz şeklindeki toka detayları ve anatomik kabartmalar dikkat çekerken; Hodakova podyumunda farklı nesnelerin insan bedeninde nasıl şekillendiğine şahitlik ettik.
Sosyolojik bağlamda da sürrealizmin bu parlak geri dönüşü, sanatsal bir deneyden öte bir kolektif ruh hali yansıması. Geçmişin katı sınırlarından sıyrılma arzusuyla, moda da içinde bulunduğumuz çağın bilinçaltını giyilebilir kılıyor. Pandemi ile dijitalleşen hayatımızda insan, analog sıradanlığa tutunmayı arzuluyor; andaki gerçeklikten kaçıp kendi hikayesinin yaratıcısı rolüne soyunuyor. Bu eğilim, yüksek modadan hazır giyime uzanan geniş bir yelpazede ortaya çıktı aslında.
Örneğin, Schiaparelli Müzesi'nde gösterilen vintage Dali-iş birliği kıyafetleri koleksiyonerlerin arşivinde hayat bulurken, aksesuarlardaki eğri formlar da sokak stilinin parçalarından oldu. Sürrealizmin böylece 'yeni normal' ile hem başkaldırı hem de eğlence aracı olarak tüketilmesi, modada katılımı temsil ediyor.
Örneğin "Pochette Main Dans La Main" (Hand in Hand) adıyla sunulan kürklü el çantası, parmaklarını saran altın metal bir el figürüyle dikkat çekiyor. Bu 'el ele' tasarımını yansıtan clutch ışıltılı taşlarla süslenmiş tırnak detaylarıyla, Schiaparelli'nin Dalí ile kurduğu estetik bağı günlük hayata taşıyor. Kısacası markanın hazır giyimde öne çıkan aksesuar, kıyafet ve çanta tasarımları, farkındalık uyandıran sürreal unsurları barındırıyor.
Diğer tarafta ise Cartier'in 'Crash' serisi saatleri var. 1967'de Londra'da doğan 'Crash', bilinçsiz bir kazayla şekli bozulmuş sandığı asimetrik kadranıyla "Belleğin Azmi" tablosundaki fikri mücevhere uyguluyor. Ama 'Crash'in ilhamı kimi rivayetlere göre kazayla hasar gören bir saatten, kimi rivayetlere göreyse Dalîvari akışkanlıktaki formlardan geliyor. Zarif Roma rakamlı kadranı ve sürreal kasası ile saat, sanat geleneklerini kırıp kendine özgü hale getiriyor.
Bu sonbaharda Salvador'un sanat ile moda arasında yarattığı ilişkiyi anlatan Palazzo Reale'deki "Dalí e la Moda" sergisi ya da bir süre önce Victoria ve Albert Müzesi'nde gerçekleşerek Daniel Roseberry ile modaevinin yeniden doğuşunu yansıtan "Schiaparelli: Fashion Becomes Art" sergilerinin öne çıkması da son dönemdeki sürrealizm eğilimini yeniden kanıtlıyor.