Zeynep Boneval - zeynepboneval@gmail.com
Güney İspanya’da Endülüs bölgesinde yer alan Cordoba, 10. ve 11. yüzyıllarda dünyanın en kalabalık şehirlerinden birisi idi. O dönemde Yahudilerin, Hristiyan ve Müslümanların barış içinde yaşadığı bu şehir, önemli filozof, bilim adamı ve sanatçılarının katkısı ile Avrupa’nın en önemli kültür merkezlerinden birisiydi. Şimdilerde Endülüs’ün orta nüfuslu kentlerinden biri olan Cordoba, büyüleyici tarihi ve mimarisi ile İspanya’nın en iyi korunmuş en çok ilgi uyandıran destinasyonlarından biri.1984 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirasları arasına giren Cordoba’da; dünyanın 3. büyük cami/kilisesi Mezquita, Alcazar Sarayı, Rönesans’dan kalma Palacio de Viana, Musevi Mahallesi, Medina Azahara Harabeleri ve antik Roma şehir surları gibi, Hristiyan, Müslüman ve Musevi kültür ve mimarisinin çok iyi korunmuş örneklerini bulmak mümkün.
Görkemli Cami Ül-azam
Nispeten küçük oluşu sayesinde kolayca ve keyifle keşfedilebilir olan Cordoba ayrıca olağanüstü güzellikteki avluları ve çeşmeleri, çiçek bahçeleri, capcanlı meydanları, lezziz İspanyol tapa’ları, canlı flamenko müziği perfonmansları ve gözüpek matadorları sayesinde İspanya’nın en çekici kentlerinden biri kabul ediliyor. Romalılar tarafından kurulan Cordoba, Guadalquivir Nehri üzerindeki önemli stratejik yeri nedeniyle kısa zamanda zeytinyağı, şarap ve buğday taşımacılığı ile önemli bir liman kenti halini almış. Şu an “Roma Köprüsü” (El Puento Romano) olarak anılan sağlam köprüyü o dönem Romalılar inşa etmiş. Ancak Cordoba’nın asıl yükseliş dönemi Magrip Krallığı Endülüs ile başlıyor. Büyük Camii’nin (La Mezquita) inşası da aynı dönemde başlamış ve yüzyıllar süren eklemeler sonunda İslam aleminin en büyük yapılarından biri ortaya çıkmış. Magripliler, 711’de İspanya’yı fethi ettiklerinde Cordoba’yı başkentleri yaptılar. 929’da Endülüs, Bağdat’taki halifeden bağımsızlığını ilan etti. Bundan sonra Avrupa’nın en büyük ve önemli kültür merkezi haline gelen Cordoba’nın merkezi ise Cami Ül-azam (Büyük Camii) idi. Yapı, Roma mimari geleneklerinin çevredeki büyük yapıların sütunlarıyla bir İslam sentezi içinde birleştirilmesi sonucu ortaya çıkmıştı. Çifte kemerler Kuzey Afrika mimarisini temsil ediyordu. Batı İslam’ın bu en görkemli mimari yapısı ne yazık ki bir katedral ile ortadan kesilerek bozuldu. Hala çok etkileyici olmasına rağmen, içine girdiğinizde yitirilmiş görkemi hissedebiliyorsunuz. Şehir 1236’da Hristiyanlar tarafından tekrar feth edildiğinde, şehrin yeni sahiplerinin yapının güzelliğine duyduğu hayranlık, katedrallerini caminin kolonları arasına inşa etmelerine neden olmuş. Bugünkü olağandışı kilise-camiinin hikayesi de bu. Bunun dışında tarihi hazineler açısından Cordoba çok zengin bir yer: 1328’de Hristiyanlar tarafından yapılan Alkazar, Roma Köprüsü’nü korumak için nehrin karşı tarafına Araplar tarafından yapılan Calahorra Kalesi ve şimdi bir müze olan Yahudi Sinagogu sadece birkaçı…