Bir süredir dünya haritasına başka referans noktaları daha sabitti; rota çoğu zaman New York, Paris ya da Londra gibi şehirlerden geçerdi. Bugün ise pusula yavaş yavaş Doğu'yu gösteriyor. Şanghay, Pekin, Seul ve Tokyo ise estetik yön değişiminin de merkezleri olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Çin'e odaklandığımızda bu yükselişin bir gecede ortaya çıkmadığını görmek zor değil. 1990'larda üretim gücüyle ivme kazanan ekonomi, 2000'lerde dev altyapı yatırımları ve hızlı şehirleşmeyle yeni bir ölçeğe ulaştı.
Yüksek hızlı tren hatları, devasa havalimanları ve gökdelenlerle şekillenen yeni şehir silüetleri küresel iddianın mimarisini de kurdu. Ancak asıl kırılma noktası, bu maddi dönüşümün kültürel özgüvenle birleştiği anda ortaya çıkıyor. Pandemi yılları Çin için zor bir eşikti. Yaşanan gerilimler ülkenin imajını tartışmalı hale getirdi.
Buna rağmen teknoloji, altyapı, sanat ve kültür alanlarına yapılan yatırımların neredeyse hiç yavaşlamadığını gördük. Hatta birçok açıdan tam tersine hızlandığını söylemek mümkün. Belki de bu yüzden mesele "Çin sonrası" bir dünyayı tartışmaktan ziyade, giderek belirginleşen "yeni Çin" hikâyesini anlamaya çalışmakla ve benimsemekle daha ilgili.
Yaşanan bu dönüşümün en görünür alanlarından biri de tabii ki sosyal medya. Buna en güçlü örnekse "Chinamaxxing" diye anılan akım oldu. Batı'da özellikle Z kuşağı arasında ironik ama bir o kadar da ciddi bir meraka dönüştü. Sıcak su içmek ya da geleneksel sağlık ritüellerini denemek gibi bir zamanlar klişe gibi görülen alışkanlıklar şimdi TikTok'ta minimal ve dengeli bir yaşam arzusunun sembolü. Hal böyle olunca kültürel özgüven de kendini hızlı bir şekilde lüks perakende alanında da hissettirdi.
Hatta özellikle Pekin'in Sanlitun bölgesi, artık lüks için adeta bir sergi alanı. Hem bölgenin hem de markasının kültürünü etkileyici bir biçimde harmanlayı başaranlar ise Asya enerjisine imzalarını atabiliyor. Geçtiğimiz ay açılan ve mimar Jun Aoki imzalı Louis Vuitton Sanlitun, bunun en güçlü örneklerinden biri. Taihu Taşı'nın heykelsi formundan ilham alan cam cepheli mağaza, yerel kültüre referans veriyor. Yine aynı bölgedeki Tiffany & Co.Taikoo Li Sanlitun de aynı yaklaşımı başka bir yerden ele alıyor.
Elsa Peretti'nin zamansız çizgilerinden ilham alan cam kanatçıklarının yanı sıra iç mekânda Tony Cragg ve Michelangelo Pistoletto gibi isimlerin eserleriyle kurulan bağ, mağazayı adeta küçük bir kültür merkezine çeviriyor. Pekin'in kalbinde yer alan House of Dior Beijing ise haute couture'ü mekâna dönüştürüyor. Christian de Portzamparc'ın tasarladığı yapıyla, Christian Dior'un mimarlık geçmişine gönderme yaparken beş kata yayılan modern kurgusuyla hikaye anlatıyor. Bu mağazalar Çin pazarına duyulan güvenin göstergesi olduğu kadar, yeni lüks anlayışını da kapsıyor.
Sanat tarafında da benzer bir merkez kayması var. Böylece Çin'in hızlı dönüşümünü bireysel hikâyeler üzerinden okumak mümkün hale geliyor. Londra'daki Hayward Gallery'de izleyiciyle buluşan "Chiharu Shiota: Threads of Life" ise kırmızı ve siyah ipliklerle örülmüş ağlarıyla kayıp, bilinç ve bağ kavramlarını düşündürüyor. Japon estetiğindeki boşluk ve kusurluluğun güzelliği, burada çağdaş bir mekân deneyimine dönüşüyor.
"Maison Margiela/folders"
Bu sergiler, Doğu Asya'nın düşünsel bir ağırlık merkezi haline geldiğini gösteriyor. Moda ile sanat arasındaki sınırın iyice eridiği bir dönemde, Çin'de gerçekleşecek "Maison Margiela/folders" projesi de dikkat çekici. Şanghay'dan Pekin'e uzanan çok şehirli sergi serisi, poyuma çıkmadan önce markanın iç arşivlerini kamusallaştırarak süreci şeffaflaştırıyor.
Çin'in Şanghay şehrindeki Loewe'den "At Yılı" konseptli mağaza.
Dropbox klasörlerinin erişime açılması, lüksün yeni bir versiyonunu tanımlıyor: gizemli ama ulaşılabilir. Böylece Şanghay'dan Seul'e uzanan bu yeni kültürel hat, koleksiyonerlerden tasarımcılara kadar geniş bir ekosistemi besliyor."Chiharu Shiota: Threads of Life, Hayward Gallery / Londra
Doğu Asyalı sanatçılar artık yalnızca "bölgesel" değil; küresel koleksiyonların merkezinde yer alırken moda haftalarında ön sıralarda, müze komitelerinde, sanat fuarlarında daha görünürler. Kısacası bugün geldiğimiz noktada Asya'nın yükselişi tek bir başlıkla açıklanamaz. Pekin'de açılan bir amiral mağaza ya da Londra'da izlenen Japon sanatçı bir sergisi...
Hepsi Doğu Asya'nın hayal kurma biçimiyle ölçülüyor. Dünya estetik referanslarını yeniden yazarken, moda ve sanat odağında pusula yön değiştiriyor.