Kitaplar yeni bir yolculuğa yelken açmak için bizi bekliyor. Kimi denizaşırı ülkelere seyahat eder; kimisi de kendi iç yolculuğuna çıkar. İç dünyasının labirentlerinde dolaşır ve derinlerdeki imbiklerden süzdüğü en saf, gizli duygularını paylaşır. Farklı coğrafyaların, kültürlerin farklı iklimleri vardır. Ama bir de insan iklimi vardır... Dünyanın dört bir yanındaki insan hikayeleri... Orada evrensel, ortak insanlık halleri çıkar karşımıza. Biz de bu okyanustan payımıza düşeni alırız.
Fransız yazar Colette'in psikolojik hikayesi güncelliğini hep koruyan, çağdaş dünya edebiyatının çarpıcı eserlerinden biridir. Dişi Kedi, evliliğin ilk günlerinde filizlenen sessiz bir çatışmayı konu alıyor: Bir kadın bir erkek ve masum bir kedi arasındaki hassas denge üzerinden evlilikteki gerilimlere ayna tutuyor. Yeni evli Alain ve Camille'in hayatında,Alain'in tutkuyla bağlı olduğu kedisi Saha'ya düşkünlüğü evde bir gerilime, trajik bir kıskançlığa neden olur. Alain, çocukluğundan beri bağlı olduğu dişi kedisi Saha ile Camillearasında, zamanla fark etmeden bir tercih yapmaya sürüklenir. Alain'in, kedisine duyduğu bağlılık, çift arasındaki uzaklaşmayı derinleştirirken çatışmalar artar. Camille için bu kedi, kocasıyla paylaşamadığı sevginin, evin içinde büyüyen kıskançlığın, dışlanmışlık hissinin simgesi gibidir. Camille, kediyle rekabete girer ve bu durum ilişkilerinde aşılması imkansıztırmıklar bırakır. Alain, karısı Camille ile kedisi Saha arasında sıkışmıştır. Saha'yı bir evcil hayvandan öte, ruh eşi olarak görür. Camille ise kediye karşı derin bir nefret ve kıskançlık duyar; kediyi yok etme düşüncesine kadar sürüklenerek trajik bir sona doğru ilerler. Yazar, sade ama çarpıcı anlatımıyla aşk, sahiplenme, kıskançlık, tutku gibi duyguları masum bir kediüzerinden anlatarak, incelikli bir psikolojik hikaye sunuyor. Dişi Kedi, Remzi Kitabevi tarafından yeniden basıldı.
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Çevirmen: Azra Erhat
Pop ve caz etkili, edebi yönü güçlü şarkılarıyla sevilen Jehan Barbur, yazar kimliğiyle de tanınıyor. Barbur'un, alışılmışın dışında bir tarzı olan Öncesi adlı kitabı, yazarın kendi hayat hikâyesini anlattığı, çocukluğuna ve köklerine uzanan otobiyografik bir eser. Kendi hayat hikâyesini, çocukluğunu ve "şimdiye sebep olan" geçmişini anlattığı bir yaşamöyküsü. Yazar, "Halbuki ben, doğduğumdan beri mutlu bir insandım. Huzursuz ama mutlu bir insan... İnsan çocukluğuna ne zaman hoşça kal der?" diyor. Kitap, çocukluğuna hiçbir zaman hoşça kal diyememiş ama daha çocukluğun ilk yıllarından itibaren, yetişkin olmanın ağırlığını yüklenmiş cesur ve kararlı bir kız çocuğunun büyüme hikâyesidir. Romanda adı geçen kişiler ve yaşanan olayların tamamı gerçek hayattan olup, anlatılanlar, zaman zaman gerçeküstü gibi gelse de hayatın kendisidir. Prodüktör, söz yazarı, besteci ve şarkıcı kimliğiyle dokuz solo albüm yapan Barbur, kitabında samimi duygularını paylaşırken "Hayat, kitaplarda yazanlardan çok daha yoğun, katlanması bazen daha zor ve gerçeküstüdür" diyor. Çocukluğunu hiç bırakmadan büyüyen cesur ve kararlı tüm kız çocuklarına hitap eden yazar, "Birinin çocukluğunu bilmek, çocukluğumuzu birinin bilmesi... Başka hiçbir şey bu kadar güven vermez insana. 'Çocukluğumsun sen benim' yazan minik notlar, kartlar, aslında yazılanın fazlasını anlatır" diyor.
Yayınevi: Doğan Kitap
Bodrum'un dünyaca tanınan efsane mekanı Maçakızı'nın 50 yıllık hikâyesi, fotoğraflı lüks baskı bir kitapta gün ışığına çıktı. Prestijli yayın kuruluşu Assouline'den çıkan Maçakızı: Everlasting Summer (Maçakızı: Hiç Bitmeyen Yaz) adlı bu kitabı, Conde Nast'ın en önemli seyahat editörlerinden Melinda Stevens kaleme aldı. Lüks kahve masası kitabı formatındayayımlanan albümün kutlaması da Londra'daki Assouline Kitapevi'nde yapıldı. Albümde Türkbükü'nde küçük bir kafe lokanta olarak başlayan mekanın hikayesi, konukseverliği, Bodrum'un bohem-şık yaşam tarzı özel fotoğraflarla anlatılıyor. Hikaye, Sahir Erozan'ın annesi Ayla Emiroğlu'nun 70'li yıllarda İstanbul'dan Bodrum'a gelmesiyle başlar. Ayla Emiroğlu Gümbet, Torba, Gölköy'de mekanlar açar ve 2000 yılında da Türkbükü'ndeMaçakızı'nın temellerini atar. Oğlu Sahir Erozan ise ABD'de yaşadığı restoran deneyiminden sonra, Bodrum'a dönerek annesinden devraldığı mekanı bugünkü vizyonuna kavuşturur. ABD'de Bill Clinton döneminde Washington'da açtığı restoranında seçkin bir entelektüel, sosyal çevre edinen; politikacıları ve jet set'ten ünlü isimleri ağırlayan Erozan'ın dostları da kitapta yer alıyor. Mekanın mutfak şefliğinde yıllardır özel lezzetlere imza atan Michelinyıldızlı Aret Sahakyan'a da kitapta yer veriliyor.
Yayınevi: Assouline
Onur Kankaya'nın kitabı, başkalarını mutlu etmek için kendini hep erteleyen, yoran ve ruhunu ihmal eden bireyin, geç de olsa "önce ben" diyerek özüne dönme çabasını anlatıyor.Yazar "İnsan kendini ihmal edince, çoğu şey eksik kalıyor. Ne kadar çabalarsa çabalasın, başarsa da huzursuz hissediyor" diyor ve "Önce ben varsam, gerisi bir şekilde yolunu bulur" felsefesiyle, kişinin kendi huzurunu ön plana alması gerektiği öğütlüyor. "Önemli olan, insanın kendisine er ya da geç dönmesidir. Ben kendime döndüm. Sen de dönmek istersen, bil ki her zaman bir yol vardır" diyor. Kitap, kendini ihmal ettiğini fark eden ve iyileşme yolculuğuna çıkmak isteyenler için bir yol arkadaşı niteliğinde. Kankaya, hayatın koşturmacasında unuttuğumuz öz değerimizi ve "hayır" diyebilmenin önemini sade bir dille vurguluyor. Başkalarını memnun etme çabasıyla geçen bir hayatın sonunda, kişinin kendi kalbini ve ihtiyaçlarını hatırlaması gerektiğini vurguluyor. "Ertelemeyi bırak" diyor. Kendinden ödün vermenin, insanı içten içe tükettiği ve "ben"i kaybettiğini anlatıyor. Kendine değer vermenin bir bencillik olmadığını, aksine huzurlu bir yaşamın temeli olduğunu savunuyor; okura yaşadığı hayal kırıklıklarıyla yüzleşme ve "kendine dönme" cesareti aşılıyor. Yayınevi: Destek Yayınları
Güney Afrikalı ünlü romancı Damon Galgut'un romanı, 20. yüzyıl edebiyatının önemli yazarlarından E. M. Forster'ın Hindistan yolculuğuna ve yaşadığı içsel dönüşüme odaklanıyor. Booker ödüllü Vaat kitabının yazarı Galgut; İngiliz yazar Foster'ın yaşamını, biyografisine sadık kalarak bir roman kurgusu içinde anlatırken, onun ruhsal dönüşümünü derinden kavrayan bir anlatım sunuyor. Roman, Birinci Dünya Savaşı'nın zor şartlarında kişiliğini bulmayan çalışan Morgan adında yetenekli bir gencin varoluşsal sancılarını yansıtıyor. Kitapta Foster'ın İngiltere, Hindistan ve Mısır'da geçirdiği yılları; Kavafis, Virginia Woolf gibi önemli edebiyatçılarla dostlukları da anlatılıyor. 1912'de Hindistan'a doğru yol alan SS Birmingham gemisinin özel bir yolcusu vardır: Romanlarıyla edebiyat çevrelerinde tanınmaya başlayan genç yazar Edward Morgan Forster. Hayattaki amacını, toplumdaki yerini keşfetmeye çalışan Morgan, kendisini denizaşırı topraklara sürükleyecek karşılıksız aşkın hüznüyle, yıllar süren bir edebî yolculuğa çıkar. İskenderiye'ye gider; ardından Hindistan'da bir mihracenin sarayına konuk olur. Çok farklı kültürler, geleneklerle, değer yargılarıyla tanışır. Bu süreçte dünyaya bakışı tümüyle değişirken, yazar olarak kimliği de yeniden şekillenir. 14 yıl sonra en önemli eseri Hindistan'a Bir Geçit romanını yayımlar;bu kitap geniş yankı uyandırır.
Yayınevi: DeliDolu Yayınları
Çevirmen: Anıl Ceren Altunkanat
Arjantin kırsalında ormanlık alanda bir nehirde, sıcak ve boğucu bir hafta sonu, ikisi orta yaşlarında biri genç üç arkadaş balığa çıkmaya karar verir. Geçmişte bu bölgede korkunç bir kaza sonucu en yakın arkadaşlarını kaybeden üç arkadaş, yine de sevdikleri bu sahile tekrar gelmiştir. Ormanda kamp kurup kocaman bir vatoz tutarlar. Sonrasında yer içer, zaman geçirirler. Ama anılar peşlerini bırakmaz. Kaybettikleri arkadaşlarının anısı ve suçluluk duygusu içindedirler. Onları çevreleyen yabani doğa ve yakınlardaki kasabanın halkı da bu üç adamı sıcak karşılamaz. Kasabaya dışarıdan gelenlere şüpheyle yaklaşan ve kızgın güneşte iyice bunalan işsiz güçsüz halk, bu üç erkeğin kasabalı kızlarla takılmasından rahatsız olur ve bir şeyler yapmaya karar verir. Roman, üç erkeğin hikâyesi üzerinden, geçmişte yaşanmış trajedinin gölgesinde şekillenen yabancı düşmanlığı, şiddet ve eril kültürün yarattığı gerilimli atmosferi anlatıyor. Almada'nın 2024 Uluslararası Booker finalistleri arasına giren bu son romanı Arjantin kırsalında erkeklik, suçluluk duygusu, bastırılamayan arzular, sıradanlaşan şiddet gibi konularda geziniyor.
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Çevirmen: İdil Dündar
1980'li yılların nostaljik kaset çaları Walkman'i hatırlayan kaç kişi kaldı dersiniz? Daha öncesinde müzik tarihinde neler olup bitti? 1950'li yılların asi çocuğu, "Rock and Roll'unKralı" Elvis Presley ile mi başladı her şey? İlk Walkman ve elektrogitarını 80'lerde edinen, 90'larda medya sektöründe dergiler yayımlayıp, yazılar yazan gazeteci Mansur Forutankitabında her şeyi anlatıyor ve nostalji rüzgarı estiriyor. Riff, 20. Yüzyılda Popüler Müzik adlı bu kitap, bir müzik tutkununun kalbiyle yazılmış. O yılları yaşayanlara ve hiç duymamış olanlara hitap ediyor. Forutan, "Elvis'ten önce hiçbir şey yoktu" diyen John Lennon'un bu cümlesiyle başlayan 'büyük patlama' sadece bir müzik türünün değil, modern insanın kendini ifade etme biçiminin de miladı oldu" diyor. Kahve masası kitabı formatındaki eser, sizi 1950'lerde Elvis'in gitarının ilk âsi tınılarından 90'ların dijital devrimine uzanırken; pop müziğin geçmişinde rock'n roll ruhuyla dolaştıracak. Riff, aslında bir tür müziğin arkeolojik kazı çalışması gibi. Transistörlü radyoların gençliği sokağa çıkardığı anlardan, 45'lik plaklara, listelerdeki yüzlerce ikonik albüme kadar her şey var. Kitap, koleksiyonerler, plak ve kaset dönemine özlem duyanlar için cazip. Riff (rif), özellikle rock, blues gibi müzik türlerinde tekrarlanan, kısa, akılda kalıcı ritmik müzikal kalıplardır. Yazar, kitabına bu ismi vererek rock müziğe selam yolluyor. Yayınevi: Doğan Kitap
Lisa See'nin romanı, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan, Güney Kore'deki "Haenyeo" kültürünü keşfettirirken; toplumsal trajediler, kişisel yaraları anlatan duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Güney Kore'nin Jeju Adası'nda yaşayan, oksijen tüpü olmadan dalış yapan, Haenyeo denilen kadın dalgıçlar evlerinin geçimini bu şekilde sağlarlar. Jeju Adası'nda kadınların evin reisi olduğu, erkeklerin çocuk bakımı ve ev işleriyle uğraştığı farklı bir toplumsal düzen işler. Bu mavi dünyada farklı geçmişlere sahip iki küçük kız vardır. Korelileri sömürge düzeniyle yöneten Japonlarla iş birliği yapan bir adamın kızı olan Mi-ja ile usta bir dalgıç olan Haenyeo'nun kızı Young-sook, birbirleriyle ömür boyu sürecek bir bağ kuracaktır. Dostluk, sadakat, ihanet ve tarihsel travmalarla dolu bu hikaye; 1930'lardan Kore Savaşı sonrasına uzanan yıllarda, Young-sook ve Mi-ja adlı bu iki kadının dostluğunu ve hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. Önemli toplumsal olaylar iki dostun bağlılığını zorlayan bir sınav olur. İnsanın insana, komşunun komşuya sırt çevirdiği o karanlık günlerde, zor şartlar bu iki dostu geri dönüşü olmayan bir tercihe zorlar. Bu iki mücadeleci kadının,Japon sömürgeciliği dönemi, İkinci Dünya Savaşı ve Kore Savaşı fırtınalarında sarsılandostlukları yıllarca sürer. Yayınevi: Kairos Kitap, çevirmen: Selen Beril Tüccarbaşıoğlu
New York'ta yaşayan Filistinli genç bir kadın, Hermès Birkin çantasına bakılırsa oldukça varlıklı, zevkli ve sıra dışı bir hijyen anlayışına sahiptir. Ancak gerçek göründüğü gibi değildir. Bu genç kadın orta halli bir ortaokulda ders veren ve ağabeyinin verdiği aylık harçlıkla hayatını sürdüren bir öğretmendir. Anavatanı Filistin, artık anılarında, hafızasının derinliklerinde kalmıştır. ABD'de New York'ta yeni yaşamını kurma hayali içindedir ve temizlik takıntısı da başına dert olmuştur. Bu genç kadın kaosun içerisinde yaşarken, bir gün evsiz bir dolandırıcıyla tanışması hayatında bir dönüm noktası olur. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmaz, yaşamı trajikomik bir hal alır. Yasmin Zaher, ABD'de edebiyat çevrelerinde hayli ilgi uyandıran ilk romanında lüks tüketim tutkusu, yeni kuşağın kontrolsüz tüketim çılgınlığı, adalet, güzellik ve doğa-uygarlık çatışması üzerinden modern dünyanın kirli yönlerini sorguluyor. Roman, aidiyet ve sınıf çatlaklarını, kolaycı bir ahlakçılığa düşmeden cesur bir anlatımla ele alan sürükleyici bir macera sunuyor. Dylan Thomas Ödülü'nü kazanan; New York'ta önemli yayınların yılın kitabı seçkilerine giren roman, edebiyat çevrelerinde övgüyle karşılandı.
Yayınevi: April Yayıncılık
Çevirmen: Parla Nemutlu
Hangi ülkeye, nereye giderseniz gidin; vatanınız, çocukluk, gençlik anılarınız peşinizden gelir. Artık siz orada yaşamasanız da onlar içinizde hep yaşar. Tıpkı Afganistan, Kabil'de bir diplomatın oğlu olarak dünyaya gelen ve şu an ABD'de yaşayan Khaled Hosseini'de yaşadığı gibi... Afganistan'ı anlattığı Uçurtma Avcısı romanıyla tüm dünyada büyük bir başarı yakalayan, geniş bir okur kitlesi edinen Khaled Hosseini, ikinci romanı Bin Muhteşem Güneş'te de yine doğduğu toprakların hikayesini anlatıyor. Bu kez hikayesi, iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden gelişiyor... Küçük yaşta evlendirilen kızlar, çocuğu olmayan kadınlar, babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan, geçmişe gömülmüş aşklar... Romanlarında hasreti, dostluğu, aşkı ve insanlık hallerini ustalıkla anlatan yazar; başarıyla kurduğu olay örgüsüyle, çıkmaz yolların nasıl düzlüklere açılabileceğini akıcı üslubuyla dile getiriyor. Afganistan, Kabil'de bir diplomatın oğlu olarak doğan; ailesiyle birlikte 1980 yılında ABD'ye yerleşen Khaled Hosseini, halen Kuzey California'da ailesiyle birlikte yaşıyor ve doktorluk mesleğini sürdürüyor.
Yayınevi: Everest Yayınları
Çevirmen: Püren Özgören