Sanat ve moda arasındaki ilişki, artık tek yönlü bir ilham alışverişinin çok ötesinde. Sergi mekanları, modayı tarihsel bağlamı, politik arka planı ve bireysel hikayeleriyle birlikte okuyan anlatı alanlarına dönüşüyor. 2026 yılında Avrupa'nın önde gelen müze ve galerilerinde açılacak moda odaklı sergiler; mitolojiyle haute couture'ü, sürrealizmle terziliği, sokak kültürüyle sanat kurumlarını ve kolektif yaratıcılıkla bireysel vizyonları bir araya getiriyor. Biz de 2026'da mutlaka görülmesi gereken moda sergilerini mercek altına alıyoruz.
Roma'da Venüs yalnızca mitolojik bir figür değil, kentin kültürel DNA'sına işlenmiş bir simge. Fondazione Valentino Garavani e Giancarlo Giammetti'nin PM23 mekanında açılan Venus, bu kadim figürü çağdaş sanat ve moda ekseninde yeniden yorumluyor. Portekizli sanatçı Joana Vasconcelos, Valentino Garavani'nin yaratıcı evrenini kendi heykelsi diliyle dönüştürerek, moda ile sanat arasında çarpıcı bir diyalog kuruyor.
10.800 metrekareyi aşan sergi alanında, Vasconcelos'un mekana özgü yeni enstalasyonları ile birlikte sanatçının ikonik işleri, Valentino arşivinden seçilen haute couture tasarımlarla yan yana sunuluyor. Pamela Golbin küratörlüğünde bir araya gelen bu seçki, couture'ü yalnızca zarafet üzerinden değil; güç, kadınlık, ihtişam ve tarihsel süreklilik üzerinden okuyor. Venus, Roma'nın mitolojik mirasını Valentino'nun estetik kodlarıyla birleştirirken, modanın zamansız bir anlatı biçimi olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor.
Tarih: 18 Ocak – 31 Mayıs 2026
Mekan: PM23, Roma
Elsa Schiaparelli için moda hiçbir zaman yalnızca giyimden ibaret olmadı; o, modayı sanatsal bir meydan okuma alanı olarak gördü. V&A South Kensington'da açılacak Schiaparelli: Fashion Becomes Art, İngiltere'de düzenlenen ilk Schiaparelli sergisi olarak bu radikal mirası mercek altına alıyor.
Sürrealizmle kurduğu güçlü bağ, Salvador Dalí ve Jean Cocteau gibi isimlerle yaptığı iş birlikleri ve modayı kavramsal bir dile dönüştüren tasarımları, serginin merkezinde yer alıyor. Daniel Roseberry'nin çağdaş haute couture yorumlarıyla genişletilen anlatı, Schiaparelli'nin estetik vizyonunun bugün hala ne kadar güncel olduğunu ortaya koyuyor. Moda burada bir süsleme unsuru değil; fikirlerin, sembollerin ve provokasyonun taşıyıcısı olarak konumlanıyor.
Tarih: 21 Mart – 1 Kasım 2026
Mekan: Victoria & Albert Museum, Londra
1986'da Londra Moda Haftası'na doğru yola çıkan bir minibüs, moda tarihini değiştirdi. Antwerp Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisi'nden mezun altı genç tasarımcı, yalnızca kendi kariyerlerini değil, Antwerp'i de küresel moda haritasına yerleştirdi. MoMu Antwerp'te açılacak The Antwerp Six, Dries Van Noten, Ann Demeulemeester, Walter Van Beirendonck, Dirk Bikkembergs, Dirk Van Saene ve Marina Yee'ye adanmış ilk büyük sergi olma özelliğini taşıyor.
Sergi, bu altı tasarımcının ortak köklerinden yola çıkarak birbirinden radikal biçimde ayrılan yaratıcı yollarını inceliyor. Eğitim, kolektif ruh ve bireysel ifade arasındaki dengeyi gözler önüne seren seçki, Antwerp Altılısı'nın modayı bir stil meselesi olmaktan çıkarıp entelektüel bir söyleme dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Bugün hala çağdaş modanın temel referans noktalarından biri olmalarının nedeni de tam olarak burada yatıyor.
Tarih: 28 Mart 2026 – 17 Ocak 2027
Mekan: MoMu, Antwerpen
1990'lar, yalnızca bir on yıl değil; modanın, sanatın ve popüler kültürün sınırlarını yeniden tanımlayan bir kırılma noktasıydı. Tate Britain'ta açılacak The 90s sergisi, bu dönemi nostaljik bir bakıştan ziyade kültürel bir dönüşüm anı olarak ele alıyor. Edward Enninful küratörlüğünde hazırlanan sergi, moda, fotoğraf, çağdaş sanat ve müziği tek bir anlatı içinde buluşturuyor.
Juergen Teller ve Nick Knight'ın ikonik fotoğrafları, Vivienne Westwood ve Alexander McQueen'in arşiv parçalarıyla yan yana gelirken; Damien Hirst, Gillian Wearing ve Yinka Shonibare gibi "Genç İngiliz Sanatçılar" kuşağının işleri dönemin ruhunu tamamlıyor. Cool Britannia enerjisi, sokak kültürünün yükselişi ve normlara meydan okuyan estetik anlayış, serginin temel eksenini oluşturuyor. The 90s, modanın kültürel gücünü en saf hâliyle hatırlatan sürükleyici bir zaman yolculuğu sunuyor.
Tarih: 8 Ekim 2026 – 14 Şubat 2027
Mekan: Tate Britain, Londra
Moda, kimi zaman kişisel bir ifade, kimi zaman da tarihsel bir sorumluluktur. Queen Elizabeth II: Her Life in Style, Britanya'nın en uzun süre tahtta kalan hükümdarının hayatını, giydiği kıyafetler üzerinden okuyan kapsamlı bir anlatı sunuyor. Çocukluğundan kraliçeliğine, günlük gardırobundan küresel sahnede temsil ettiği anlara uzanan bu seçki, Kraliçe II. Elizabeth'in stilinin nasıl bilinçli ve stratejik bir dile dönüştüğünü gözler önüne seriyor.
Yaklaşık 200 parçadan oluşan ve birçoğu ilk kez sergilenen koleksiyon; giysilerin yanı sıra mücevherler, şapkalar, ayakkabılar ve aksesuarları da kapsıyor. Daha önce görülmemiş tasarım eskizleri, kumaş örnekleri ve el yazısı notlar ise Kraliçe'nin gardırobunun ardındaki yaratıcı süreci görünür kılıyor. Nedime elbisesinden gelinliğine, taç giyme töreni elbisesinden Prenses Margaret'in düğününde giydiği kıyafete uzanan bu sergi, modanın bir monarşi dili olarak nasıl şekillendiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Tarih: 10 Nisan – 18 Ekim 2026
Mekan: The King's Gallery, Buckingham Palace, Londra
Vivienne Westwood için moda, hiçbir zaman itaatkar bir alan olmadı. Vivienne Westwood: Rebel, tasarımcının punk'ın asi enerjisinden tarihi siluetlere uzanan yaratıcı yolculuğunu çok katmanlı bir anlatıyla ele alıyor. 1980'lerin başından 2000'lere uzanan seçki, Westwood'un gelenekle kurduğu çatışmalı ilişkiyi merkezine alıyor. Malcolm McLaren ile başlayan erken dönem iş birliklerinden, 18. yüzyıl terziliğini yeniden yorumladığı couture tasarımlara uzanan bu sergi; nadiren görülen özel koleksiyon parçalarını bir araya getiriyor. Prototip kumaşlar, dijital olarak ayrıştırılmış giysiler ve eksiksiz kombinler eşliğinde sunulan anlatı, Westwood'un modayı hem politik hem de entelektüel bir araç olarak nasıl kullandığını gözler önüne seriyor. Rebel, isyan ile geleneğin beklenmedik bir uyum içinde var olabileceğini kanıtlıyor.
Tarih: 28 Mart – 6 Eylül 2026
Mekan: The Bowes Museum, İngiltere
Marilyn Monroe, yalnızca bir Hollywood yıldızı değil; 20. yüzyılın en güçlü görsel ikonlarından biri. Marilyn Monroe: A Portrait, sanat ve fotoğraf aracılığıyla bu çok katmanlı figürün nasıl inşa edildiğini ve dönüştüğünü inceliyor. Monroe'nun 100. doğum yılı kapsamında düzenlenen sergi, onun imajının ardındaki bilinçli yaratım sürecine odaklanıyor.
Andy Warhol'dan Marlene Dumas'a uzanan sanatçıların eserleri, Cecil Beaton, Richard Avedon, Eve Arnold ve Milton Greene gibi fotoğrafçıların ikonik kareleriyle yan yana geliyor. Norma Jeane adıyla çekilen erken dönem fotoğraflardan, Malibu sahilinde çekilen son portrelere uzanan seçki; Monroe'nun kamera karşısındaki gücünü ve kontrolünü gözler önüne seriyor. Sergi, imajın ardındaki kadını anlamaya yönelik kişisel eşyalarla tamamlanırken, Marilyn Monroe'nun neden hala sanatçıları ve izleyicileri büyülediğini hatırlatıyor.
Tarih: 4 Haziran – 6 Eylül 2026
Mekan: National Portrait Gallery, Londra
Sokak kültürü, müzik ve moda arasında köprü kuran NIGO, çağdaş modanın en etkili figürlerinden biri. NIGO: From Japan with Love, Japon tasarımcının kariyerini ve yaratıcı evrenini ele alan Japonya dışındaki ilk büyük müze retrospektifi olarak dikkat çekiyor.
Harajuku'nun arka sokaklarından küresel moda sahnesine uzanan bu anlatı, A Bathing Ape'in kuruluşundan KENZO'daki sanat yönetmenliğine kadar uzanan bir yolculuk sunuyor. Sergide NIGO'nun kişisel vintage koleksiyonundan Amerikan kültürüne dair objelere, iş birliklerinden müzikle kurduğu bağlara kadar geniş bir seçki yer alıyor. From Japan with Love, sokak stilinin nasıl kalıcı bir kültürel dile dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Tarih: 1 Mayıs – 4 Ekim 2026
Mekan: Design Museum, Londra
Giysiler yalnızca bedenleri değil, hayatları da taşır. Heavy Fabric, Tuna kıyısında yaşayan Alman kadın ve kızlarının hikayelerini, geleneksel kostümler aracılığıyla anlatıyor. Sergi, bireysel anılarla kolektif travmaları tekstil üzerinden görünür kılıyor.
Her bir kostüm; sahibinin yaşını, sosyal konumunu, etnik kökenini ve hayatındaki kırılma anlarını yansıtıyor. Sergide anlatılan Elisabeth'in balo elbisesi gibi hikayeler, giysilerin nasıl mutluluk, kayıp ve zorunlu göçle yüklendiğini gözler önüne seriyor. Seri üretim öncesi döneme ait bu kıyafetler, modanın en temel işlevlerinden birini hatırlatıyor: hafıza taşımak. Heavy Fabric, tekstili sessiz ama derin bir tarih anlatıcısı olarak konumlandırıyor.
Tarih: 24 Nisan 2026 – 29 Mart 2027
Mekan: Museum Europäischer Kulturen, Berlin