Doğada bahar sevinci yaşanırken, CI Bloom'da sanatın tüm renkleri taze bir enerjiyle ortaya çıkıyor. Fuar; çağdaş sanatın en dinamik isimlerini, galerileri ve bağımsız inisiyatifleri İstanbul Lütfi Kırdar Rumeli Salonu'nda bir araya getiriyor. Yeni fikirlerin, farklı seslerin ve yaratıcı enerjinin ilham veren yelpazesine alan açan fuarda, Türkiye'den ve dünyadan birçok sanatçı işlerini sergiliyor. Biz de fuarda yer alan Martch Art Project galeriden Casper Faassen'in yaratıcı dünyasını anlattığı keyifli bir sohbete davet ediyoruz.
İnsan figürünü ve hareketin akışkanlığını zamansız bir estetikle ele alan çarpıcı kompozisyonlarınızla tanıyoruz sizi. Fotoğrafa resimsel bir derinlik kattığınız işlerinizin ardındaki temel duygu nedir?
Çocukluğumdan beri, ne zaman beni etkileyen bir güzellikle karşılaşsam, onu resmederek ya da çizerek anlamlandırmaya çalıştım. Bu bir sporcu da olabilirdi, bir film yıldızı da ya da yaz tatilinde gördüğüm bir ufuk çizgisi... Dünyayı anlamlandırma biçimim, görsel notlar almaktan geçiyordu. Aslında bugün hâlâ yaptığım şeyin özü bu. Tiyatroya gidip bu olağanüstü hareket dolu sanatçıları izlediğimde, o geçici anı stüdyomda yakalamaya ya da yeniden kurmaya çalışıyorum. Bu anları "dondurarak", zamanı sabitleyerek, neredeyse meditatif bir içsel bakışa ulaşmayı amaçlıyorum. İşlerimde her şeyi anlatmak istemiyorum; aksine bir boşluk yaratmak istiyorum. İzleyicinin kendi güzellik ya da dinginlik anlayışını yansıtabileceği bir alan... Bu yüzden aralıklar ve negatif alan da, işlerimde en az figür kadar önemli. Pratiğimin bu kısmı oldukça sezgisel. Ancak son dönemde bu sezgiyi şekillendiren unsurlar üzerine düşünmeye başladım. Nereden geliyorum ve bu, bugün bulunduğum noktayı nasıl etkiledi? Bu sorgulamalar, ReCollecting serisini daha kavramsal bir yöne taşıdı; güç yapıları ve ayrıcalık gibi meseleleri sorgulamaya başladım.
Fotoğraflarınızda yarı saydam katmanlar ve çatlak yüzey dokularıyla çalışıyorsunuz. Kariyerinizin başındaki resim eğitiminiz, fotoğraf pratiğinizi nasıl etkiledi? Sanat yolculuğunuzu anlatır mısınız?
Leiden'da büyüdüm; burası güçlü bir resim geleneğine sahip bir şehir. Jan Steen ve Jan van Goyen burada yaşayıp çalıştı, Rembrandt ise Leiden'da doğdu ve gençliğini burada resim yapmayı öğrenerek geçirdi. Dokuz yaşındayken Rijksmuseum'da "Gece Devriyesi"ni gördükten sonra eve gidip kendi versiyonumu yatak odamın duvarına yapmıştım. Bugün işlerimin büyük bir kısmı fotoğraf temelli. Başlangıçta fotoğrafı, resimlerim için bir eskiz aracı olarak kullanıyordum. Zamanla fotoğraflar bana daha ilginç gelmeye başladı ve onlarla çalışmaya yöneldim; ancak tuval üzerindeki boya deneyiminde olduğu gibi aynı soyutluğu korumaya çalıştım. Bu nedenle yarı saydam katmanlar, farklı arka planlar ve baskı teknikleriyle çalışmam, doğrudan resim geçmişimden besleniyor.
Martch Art Project tarafından temsil edilerek CI BLOOM'un 5. edisyonunda yer alıyorsunuz. İstanbul ruhunu yaşamak ve fuarda olmak sizin için ne ifade ediyor?
Bu deneyim benim için oldukça heyecan verici. İki yılı aşkın süredir birlikte çalışıyoruz ve Türkiye'de daha fazla zaman geçirmek gerçekten ilham verici. Hollanda ile Türkiye arasında derin ve iç içe geçmiş bir tarih var; şimdi bunu daha fazla keşfetme fırsatı buluyorum. Ayrıca İstanbul'daki yaratıcı sahne son derece ilgi çekici. Zanaatkârlığa, tekstile, seramiğe ve resme güçlü bir odak olduğunu hissediyorum. Tutkulu işler görüyorum. Çok şey oluyor ve bu koşullarda üretim yapan sanatçılarla tanışıp birlikte düşünmek benim için çok değerli.
Sizce CI BLOOM, İstanbul'un kültürel ve sanatsal ekosistemine ne kattı? İstanbul'un ruhu fuara nasıl yansıyor? Fuarın kişisel yolculuğunuza etkisi ne oldu?
Gözlemlediğim kadarıyla CI BLOOM, bu ekosistemde çok önemli bir rol oynuyor ve farklı bileşenleri bir araya getirme biçimini gerçekten seviyorum. Uydu etkinliklerin çeşitliliği beni şaşırttı. Harika atölye yemekleri, Çinili Hamam'daki açılışlar, dünyanın dört bir yanından gelen sanat insanlarıyla yapılan geç saatli akşam yemekleri... Bazı yerlerde hissedilen kapalı ya da fazla "yüksek kültürlü" atmosferin aksine, burada canlı bir enerji var. Her şeyin tamamen bitmiş ya da kusursuz olması gerekmiyor; buna rağmen güçlü bir organizasyon ve kamusal ilgi söz konusu. Potansiyel ve olasılıklar için bir alan var ve bence bu çok kıymetli, korunması gereken bir şey.