Hem sahnede hem de kamera arkasında yarattığı etkileyici ve kendine has izlerle dikkat çeken Maude Apatow, yaratıcı yolculuğunu cesur adımlarla inşa ediyor. Oyunculuktan yazarlığa, oradan yönetmenliğe uzanan kariyeri, her aşamada kendi sanatsal sesi ve vizyonunu ortaya koyuyor desek yeridir. Bu yıl ise 20'nci yılını kutlayan 2025 WIF Max Mara Face of the Future Award®'ın sahibi olarak, yeteneğinin yanı sıra, zarif ve kendine özgü stilini de sektördeki yükselen kadınların temsilcisi olarak taçlandırıyor. Milano Moda Haftası'nda Max Mara defilesine onur konuğu olarak katılması, markanın zamansız zarafeti ve güçlü kadın vizyonuyla kurduğu bağı gösterirken günümüzde zor bulunan iş birliklerindeki "dost birliği" tanımını da destekliyor. Euphoria'daki Lexi Howard karakterinden Toronto'da gösterilen ilk yönetmenlik denemesi Poetic License'a uzanan yolculuğuna kadar Apatow'un çok yönlü hikayesinde yaratıcılık, cesaret ve kadın dayanışması birlikte harmanlanıyor. Biz de onun yeni yıl yaklaşırken bugüne kadar cebine koyduklarını birlikte kutlama fırsatı yakaladığımız bir sohbet gerçekleştiriyoruz.
Öncelikle tebrikler! 2025 WIF Max Mara Face of the Future Award®'u almak nasıl bir his, özellikle de ödül bu yıl 20'nci yılını kutlarken?
Bu ödülü almak benim için büyük bir onur. Women in Film ve Max Mara'ya çok teşekkür ediyorum. Geçmişte ödül alan tüm kadınlara bakınca, onlardan ilham alıyor ve bu gruba katılacak olmanın heyecanını yaşıyorum. Kendimi çok şanslı ve minnettar hissediyorum.
Face of the Future Award, hem sanatsal başarıyı hem de stili onurlandırıyor. Siz "stil"i, gördüğümüzün ötesinde nasıl tanımlarsınız?
Bence stil, bir anlamda kendini ifade etme şeklidir. Stil aracılığıyla kendinizi farklı yollarla gösterebilirsiniz ve bu, sınırsız bir olasılıklar dünyası sunar. Bence bu inanılmaz bir şey.
Max Mara, her zaman zamansız zarafeti ve kadın gücünü kutladı. Marka felsefesi ve değerleriyle hangi açılardan bağ kuruyorsunuz?
Benim için en önemli şey, giydiğinizde kendinizi güçlü ve özgüvenli hissetmek. Max Mara'nın da bu değeri ön planda tutması, benim için çok anlamlı ve hayranlık verici.
Oyunculuktan yazarlığa, oradan yönetmenliğe geçiş yaptınız. Bu yaratıcı evrim boyunca kendinizle ilgili en çok şaşırdığınız şey ne oldu?
Yıllarca başkalarını izleyerek ve onlardan aldığım tavsiyelerle çok şey öğrendim. Yönetmen olarak seti yönettiğimde, tüm bu deneyimleri ve bilgileri iyi bir şekilde kullanabildiğimi fark ettim. Kendimi beklediğimden daha yetkin hissettim. Tüm bunlar, yıllar boyunca beni destekleyen insanların sayesinde mümkün oldu."
Yönetmenlik debut'unuz Poetic License, Toronto Uluslararası Film Festivali'nde gösterildi. Kamera arkasına geçmek, oyunculuk perspektifinizi nasıl değiştirdi?
Ben en güvensiz oyunculardan biriyim ve tamamen bırakmak benim için çok zor. Yönetmenlik yaparken, insanların gergin olduğunu gördüğümde, 'Hadi, bırakın, denemek ve hata yapmak denememekten çok daha iyi' derdim. Yönetmenlikten sonra tekrar oyunculuğa döndüğümde ise kendime 'Sadece rahatla, bırak ve elinden gelenin en iyisini yap. Zaman çok sınırlı' demek zorunda kaldım. Bunun dışında kaybedecek hiçbir şey yok.
Hollywood'da kendi yaratıcı alanınızı inşa eden genç bir kadın olarak, sesinizi bulma sürecinde en güçlendirici ve en zorlayıcı deneyimleriniz neler oldu?
Endüstri çok iş birlikçi; her adımda çok kişi işin içinde oluyor. Bu yüzden vizyonunuza ve ne istediğinize emin olmak ve buna sadık kalmak büyük bir meydan okuma. Kendi sınırlarınızı korumak ve gerektiğinde kendinizi savunmak zor ama çok değerli bir deneyim.
Kadın odaklı hikayeler geliştirmek için Jewelbox Pictures'ı kurdunuz. Hayata geçirmekten en çok keyif aldığınız anlatılar hangileri?
En sevdiğim filmler, karmaşık, kusurlu ama harika kadınlarla ilgili olanlar. Ben de daha fazla böyle hikaye yaratmayı, diğer kadın yönetmenler ve yazarlarla çalışmayı ve onların kendilerini ifade etme fırsatı bulmalarını istiyorum. Çok yetenekli ve fırsat bulamamış birçok insan var ve bu adaletsizliği düzeltmemiz gerekiyor.
Euphoria, Lexi Howard karakteriyle sizi global bir izleyici kitlesine tanıttı. Bu deneyim, sanatsal kimliğinizi ve hikaye anlatım yaklaşımınızı nasıl şekillendirdi?
Sette büyürken Sam'in yönetim, yazım ve yaratıcılık süreçlerini izlemek çok öğreticiydi. O kadar yaratıcı ki, imkanlar sınırsızmış gibi hissettiriyor. Sam bir sinemasever ve her filmi izlemiş biri; hikaye anlatımı ve görsellik konusunda çok zekî. Onu izlemek, benim de çalışma biçimimi çok etkiledi ve 19 yaşımdan itibaren bunu gözlemleme şansına sahip olduğum için çok şanslı hissediyorum.
Yaratıcı ritminizin ortasında, kendinizi yeniden merkezlemek için nereden ilham alıyorsunuz? Sizi gerçekten besleyen şeyler neler?
İyi filmler izlemeyi çok seviyorum, özellikle tekrar tekrar izlediğim ve bana ilham veya mutluluk veren filmler var. Tiyatroyu izlemeyi de çok seviyorum; bu bana gerçekten ilham veriyor. Ayrıca kedimle vakit geçirip 90 Day Fiancé izleyerek kendimi resetlemeyi seviyorum.
Bu ödül aynı zamanda başkalarına ilham veren kadınları onurlandırıyor. Sizi hangi kadınlar ilham vermeye ve sizi ayakta tutmaya devam ediyor?
Annem... Onun çalışma disiplinini ve yıllarca sektörde nasıl var olduğunu izleyerek büyüdüm ve ona gerçekten hayranım. Bir de yapımcı ortağım Olivia var; sürekli uyum içindeyiz ve birbirimizi dengeliyoruz. Zor günlerimde bana destek oluyor, ben de ona. Bu süreçleri birlikte yaşamak, sahip olduğum en büyük ayrıcalıklardan biri.
Hem Little Shop of Horrors hem de Cabaret'te sahneye çıktınız. Tiyatroyu ne çekici kılıyor ve filmden duygusal olarak nasıl farklı?
Özellikle müzikal tiyatroda bir görkem var. Canlı performans izlerken hissettiğiniz enerji öyle yoğun ki, adeta ayağa kalkıp patlayacakmış gibi oluyorsunuz. Evita'yı veya Nicole Scherzinger'in Sunset Boulevard performansını izlediğimde bunu hissettim. Tiyatronun bende yarattığı his çok özel; tiyatroyu kemiklerimde hissediyorum. Sahnedeki oyunculukla film setindeki oyunculuk da çok farklı. Tiyatroda iki saat boyunca içindesiniz ve sonra bırakıyorsunuz; sette ise tüm gün, aylar boyunca aynı enerjiyi sürdürmek zorundasınız. Her ikisi de farklı şekilde dayanıklılık ve disiplin gerektiriyor.
Max Mara ve Women In Film, sektörde kadın liderliğini öne çıkarma misyonunu paylaşıyor. Önümüzdeki on yıl içinde sinemada kadınlar için hangi değişimi görmek istiyorsunuz?
Filmlerin yalnızca %14'ü kadın yönetmenler tarafından çekiliyor. Bu oran en az %50'ye çıkmalı. Kadın yönetmenler eşit fırsat bulamıyor; birçok ses henüz duyulmadı. O kadar çok yetenekli, zeki ve parlak insan var ki, onlara şans verilmeli. Bunu gerçeğe dönüştürmek için bilinçli bir çaba göstermeliyiz.
Son olarak, hayatınızdaki bu anı sadece üç kelimeyle ifade edecek olsanız hangilerini seçersiniz?
Tatmin edici, heyecanlı, minnettar.