Moda tarihinde bazı tasarımlar ait oldukları dönemi temsil etmenin ötesine geçerek sonraki kuşakların tasarım anlayışını da etkileyebilirler. Özellikle mücevher dünyasında bu parçaların ortak özelliği, biçimlerini büyük ölçüde korurken her dönemin estetik diliyle yeniden okunabilmeleri. Yeni malzemele ise farklı taş seçimleri ya da güncel üretim teknikleri değişse de tasarımın temel fikri varlığını sürdürür.1960'ların sonu da mücevher tasarımında bu dönüşümün belirgin biçimde hissedildiği dönemlerden biriydi. Klasik ve gösterişli anlayışın karşısında daha yalın çizgiler, gündelik kullanıma yaklaşan formlar ve alışılmadık referanslar öne çıkmaya başladı.
Altı yeni modelden oluşan koleksiyonda üç bilezik tamamen pembe safir, mavi safir ya da yeşil tsavorit granatlarla pavé tekniğinde kaplanıyor. Bu modellerde LOVE'ın karakteristik vida motiflerinin yerini on pırlanta alıyor. Diğer üç tasarım ise farklı renklerde değerli taşların sıcak ve soğuk tonlar arasında kademeli geçiş oluşturduğu bir yerleşimle dikkat çekiyor. Sarı ve pembe altın versiyonlarda pembe ve sarı safirler, turuncu spessartit granatlar, yeşil tsavoritler ve ametistler bir araya gelirken; beyaz altın modellerde akuamarin, pembe ve mavi safir, tanzanit ile ametist kullanılıyor. Böylece koleksiyon, LOVE'ın bugüne kadar daha sade karakteriyle özdeşleşen görünümüne farklı bir renk yaklaşımı ekliyor.
Yeni kapsül koleksiyonun öne çıkan yönlerinden biri de tasarımın temel mimarisine müdahale etmeden farklı bir ifade alanı oluşturması. Oval form, vida düzeni ve koleksiyonun ayırt edici silueti korunurken, renk kullanımı tasarıma yeni bir katman ekliyor. Son yıllarda Cartier'nin yüksek mücevher koleksiyonlarında daha belirgin hâle gelen canlı taş kombinasyonları da bu yaklaşımın bir uzantısı olarak LOVE koleksiyonuna taşınıyor. Yaklaşık 55 yıl önce gündelik bir nesneden yola çıkılarak geliştirilen LOVE tasarımı, bugün hâlâ yeni yorumlara açık bir tasarım dili sunuyor. Renkli kapsül koleksiyon ise bu uzun tasarım geçmişine eklenen güncel bir bölüm olarak, koleksiyonun değişen estetik anlayışlarla kurduğu ilişkiye işaret ediyor.