2026 korku sinemasının yılı oldu desek pek de abartmış olmayız herhalde. Seri katiller, doğaüstü varlıklar, yıllar sonra geri dönen korku klasikleri derken sinir sistemimiz yıl boyunca epey mesai yaptı. Daha geçtiğimiz haftalarda Stephen King'in Carrie uyarlamasını konuşuyorduk, şimdi de karşımıza Clayface çıktı. Korku filmlerine biraz ara verelim desek onlar bize ara vermeye pek niyetli değil anlaşılan. Ama bu kez küçük bir sürpriz var: Yeni korku filmimiz DC evreninden geliyor. Evet, yanlış okumadınız. Batman'in kendisi ortalıkta yok ama düşmanları birer birer solo kariyer yapmaya başladı. Gotham'da suçla mücadele ne durumda bilmiyoruz ama kariyer fırsatları açısından işler gayet iyi gidiyor.
Şaka bir yana, DC'nin alıştığımız süper kahraman formülünün dışına çıkması baya ilgimizi çekti. Çünkü Clayface deyince aklınıza Batman'le kapışan bir kötü adamın bol aksiyonlu macerası gelmesin. Bu kez işler biraz daha karanlık, hatta biraz da mide kaldıracak cinsten. The Substance sayesinde son dönemde yeniden bol bol konuştuğumuz beden korkusu türünün DC evrenine taşınması, doğrusu birkaç yıl önce pek aklımıza gelmezdi. Ama sürekli dünyayı kurtaran kahramanları izlemekten biraz yorulmadık mı zaten? DC de belli ki aynı şeyi düşünmüş.
İşin arkasındaki isimlere bakınca da bu karanlık tercihin tesadüf olmadığını anlıyoruz. Daha yeni Carrievesilesiyle adını andığımız Mike Flanagan senaryoyu kaleme alırken Eden Lake ve Speak No Evil filmlerinden tanıdığımız James Watkins yönetmen koltuğuna geçmiş. Kısacası korku işini bilen isimleri bir araya getirmişler diyebiliriz. 23 Ekim'de vizyona giren film, ABD'deki ilk hafta sonunda gişenin zirvesine yerleşmeyi de başardı. Ancak eleştirmenlerle izleyiciler pek aynı fikirde değil. Rotten Tomatoes'da eleştirmenlerden %75, izleyicilerden %94 olumlu değerlendirme almış. Bir tarafta DC'nin korku türüne yönelmesini başarılı bulanlar, diğer tarafta hikayenin potansiyelini yeterince kullanamadığını düşünenler var. Biz de bütün bu tartışmaların arasında Clayface hakkında merak edilenleri, karakterin çizgi romanlardaki geçmişinden yeni DC evrenindeki yerine kadar bir araya getirdik.
Hikayemiz Gotham'da geçiyor ve merkezinde oyunculuk kariyerinde istediği yere gelmeye çalışan Matt Hagen var. Ancak geçirdiği korkunç bir saldırı sonucunda yüzü tanınmaz hale gelince bütün hayatı değişiyor. Malum, Hollywood'da dış görünüşün ne kadar önemli olduğunu düşünürsek Matt için durum pek iç açıcı değil. O da eski yüzüne kavuşma umuduyla deneysel bir tedaviyi kabul ediyor. Ama korku filmlerinden öğrendiğimiz bir şey varsa o da deneysel tedavilerin genellikle pek hayırlı sonuçlanmadığı. Nitekim Matt'in bedeni değişmeye başlıyor ve istediği kişinin görünümüne bürünebildiğini keşfediyor. İlk bakışta bir oyuncu için bulunmaz nimet gibi duruyor, değil mi? Ne var ki bu yeni yetenek, beraberinde pek de hoş olmayan sorunlar getiriyor. Clayfacede Matt'in yaşadığı dönüşüm üzerinden hem bedenini hem de kimliğini kaybetme korkusunu ele alıyor.
Batman'in düşmanlarını saymaya başlasak Joker, Penguen, Riddler derken liste epey uzar. Clayface de bu kalabalığın en eski üyelerinden. İlk kez 1940 yılında Detective Comics'in 40. sayısında karşımıza çıkıyor. Ancak küçük bir ayrıntı var: Clayface aslında tek bir kişinin adı değil. Bu kimliği yıllar içinde farklı karakterler kullanmış. İlk Clayface, eski bir oyuncu olan Basil Karlo'ydu. Üstelik başlangıçta şekil değiştiren bir canavar bile değildi. Kil maskesi takan bir katildi. Bugün tanıdığımız, bedenini istediği şekle sokabilen Clayface daha sonra ortaya çıktı. 1961'de çizgi romanlara katılan Matt Hagen, karakterin ikinci versiyonuydu ve yeni film de onun hikayesini temel alıyor. Yalnız çizgi romanlardaki geçmişiyle filmde anlatılanlar birebir aynı değil. Özellikle Batman: The Animated Series'i izleyenler Matt Hagen'ı hatırlayacaktır. Yani DC, seksen yılı aşkın geçmişi olan bu karakterin farklı yorumlarından yararlanmış. Batman'in karşısına çıkacak kötü adam da kalmamış değil ama bakıldığında Clayface'in tek başına bir korku filmini taşıyabilecek kadar tuhaf bir geçmişi var.
Batman'in düşmanlarından birini canlandırmak kolay iş değil, hele bir de karakterinizin yüzü sürekli değişiyorsa. Bu zorlu görev The Gentlemen ve Suspicion dizilerinden tanıdığımız Tom Rhys Harries'e verilmiş. Harries, Matt Hagen rolüyle filmin merkezinde yer alıyor. Ona, deneysel tedavinin arkasındaki bilim insanı Dr. Caitlyn Corr karakteriyle Naomi Ackie eşlik ediyor. Ackie'yi Mickey 17 ve Blink Twice yapımlarından hatırlayabilirsiniz. Kadroda ayrıca David Dencik, Max Minghella ve Eddie Marsan da var. Minghella'yı The Handmaid's Tale'den, Marsan'ı ise Ray Donovan'dan tanıyoruz. Açıkçası böyle bir hikayeyi taşıyacak oyuncular konusunda da kötü tercihler yapılmamış.
DC'nin evrenleri biraz karışık, kabul edelim. Bir tarafta Robert Pattinson'ın Batman'i, diğer tarafta James Gunn ve Peter Safran'ın kurduğu yeni DC evreni var. Clayface ise ikinci tarafta, yani Superman ve Supergirl ile aynı evrende geçiyor. İşleri biraz daha karıştıran detay, The Batman'in yönetmeni Matt Reeves'in de filmin yapımcıları arasında olması. Ama hemen belirtelim, bu film Pattinson'ın Batman hikayesiyle bağlantılı değil. Peki Batman nerede? Gotham'da suçla mücadele etmeye devam ediyor ama Clayface'te karşımıza çıkmıyor. Yönetmen James Watkins de sırf izleyicilere sürpriz yapmak için Batman'i hikayeye dahil etmek istememiş. Açıkçası her DC filminde bir sonraki yapımın ipuçlarını aramaya alışmışken, kendi hikayesini anlatan bir film izlemek fena fikir değil. Batman'i de bir kereliğine Gotham'ın başka bir köşesinde kendi işleriyle baş başa bırakalım.
Clayface, 23 Ekim 2026'da Türkiye'de ve ABD'de vizyona girdi. Yani korku filmlerinin sinema salonlarını ele geçirdiği Cadılar Bayramı dönemine tam zamanında yetişti. Film, 1 saat 48 dakikalık süresiyle de bizi üç saat boyunca koltuğa bağlayan süper kahraman yapımlarından biraz ayrılıyor.
Evet bir de yaş sınırı meselesi var tabii. Clayface Türkiye'de 18 yaş ve üzeri izleyiciler için uygun olarak sınıflandırılmış. ABD'de ise yoğun kanlı şiddet, rahatsız edici görüntüler ve sert dil nedeniyle R kategorisinde. Yani çizgi roman uyarlaması olması sizi yanıltmasın, bu kez alıştığımız Batman maceralarından çok daha sert bir film var karşımızda. Özellikle beden korkusu sahneleri, kanlı görüntülerden pek hoşlanmayanları zorlayabilir.
Öncelikle Clayface'in hakkını teslim edelim, korku tarafında epey iyi iş çıkarıyor. Özellikle bedenin şekil değiştirdiği sahneler gerçekten rahatsız edici. Bazı anlarda ekrana bakmak mı, gözlerimizi kaçırmak mı daha iyi karar veremedik desek yeridir. Ama filmi ilginç kılan yalnızca bu görüntüler değil. Hollywood'un güzellik takıntısına yaptığı göndermeler ve Matt'in giderek kendi kimliğine yabancılaşması da hikayeye ayrı bir ağırlık katıyor. Tom Rhys Harries'in performansını da beğendik; karaktere kızmakla haline üzülmek arasında gidip geliyoruz. Tabii her şey dört dörtlük değil. Özellikle hikayenin bazı yerlerde ağır ilerlemesi ve sonlara doğru biraz dağılması filmin etkisini azaltıyor. Naomi Ackie'nin karakteriyle kurulan ilişkinin de daha iyi işlenmesini isterdik. Yine de makyaj efektleri, karanlık atmosferi ve yer yer gerçekten mide bulandıran sahneleriyle Clayface izlemeye değer. Yalnız The Substance'ı izleyenler bilir, o filmde zorlandıysanız burada da pek rahat edeceğinizi söyleyemeyiz. Filmin izleyicileri neden ikiye böldüğünü de şimdi daha iyi anlıyoruz. Neyse Clayfacede böyleydi işte. Bakalım yıl bitmeden daha hangi korku filmlerini konuşacağız, merakla bekliyoruz.