Sonbaharın gelişiyle birlikte sinema takviminde gözümüz yine Filmekimi'ne çevriliyor. Cannes'dan Venedik'e, yaz boyunca festivallerde konuşulan filmler yavaş yavaş salonlara gelmeye başlarken Filmekimi de bu filmleri yakalamak için iyi bir fırsat yaratıyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen Filmekimi, 25. yılında 9-18 Ekim'de İstanbul'da, 15-18 Ekim'de Ankara'da, 22-25 Ekim'de ise İzmir ve Mersin'de sinemaseverlerle buluşacak. Programda Cannes'da Altın Palmiye için yarışan, ödülle dönen ve dünya prömiyerini yapan filmlerin yanı sıra sezon boyunca konuşulan yapımlar da var. Üstelik programda yalnızca büyük festivallerden aşina olduğumuz isimler değil, önümüzdeki aylarda daha çok konuşacağımız filmler de bulunuyor. Biz de izleme listemize şimdiden aldığımız ve radarımıza giren filmleri bir araya getirdik.
Yönetmen: Cristian Mungiu
Oyuncular: Sebastian Stan, Renate Reinsve, Lisa Carlehed
Süre: 2 Saat 26 Dakika
IMDb Puanı: 7.6
Fjord, Cristian Mungiu'nun yıllar sonra yeniden Altın Palmiye'ye uzandığı, gerçek olaylardan beslenen bir aile hikayesi. Farklı kültürlerin ortasında çocuklarını kendi doğrularıyla büyütmeye çalışan bir çiftin hayatı, yaşanan sarsıcı bir olayla birlikte hiç beklemedikleri bir yöne savruluyor. Aile içinde başlayan gerilim, zamanla toplumun farklı değerleriyle karşı karşıya gelmelerine kadar uzanıyor. Mungiu da bu hikayenin içinden ebeveynlik, önyargı, kültür çatışması ve toplumsal kutuplaşma gibi meselelere giriyor. Sebastian Stan ve Renate Reinsve'nin başrollerini Lisa Carlehed ile paylaştığı filmde Stan ve Reinsve'yi daha önce A Different Man'de birlikte izlemiştik. Cannes'da Altın Palmiye'nin yanı sıra François Chalais, Vatandaşlık, Ekümenik Jüri ve FIPRESCI ödüllerini de kazanan Fjord, Romanya'nın Oscar adayı oldu.
Yönetmen: Pedro Almodóvar
Oyuncular: Bárbara Lennie, Leonardo Sbaraglia, Aitana Sánchez-Gijón
Süre: 1 Saat 52 Dakika
IMDb Puanı: 6.3
Pedro Almodóvar'ın yeni filmi Buruk Noel, melodramla kurduğu o kendine özgü ilişkiyi bu kez biraz daha kişisel bir yere taşıyor. Annesini kaybettikten sonra hayatı değişen bir kadının hikayesi, zamanla başka bir hikayeyle kesişiyor ve gerçek ile kurmaca birbirine karışmaya başlıyor. Annesinin ölümünün ardından kendini işe veren Elsa'nın yaşadıkları, yıllar sonra onun hikayesini bir filme dönüştürmeye çalışan yönetmenin hayatıyla kesişiyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan Buruk Noel, Almodóvar'ın "Kendime hiç daha acımasız davranmamıştım" diyerek anlattığı bir film. Yönetmenin kendi sinemasına dair kişisel bir hesaplaşma da taşıyan yapım, 2026 Filmekimi seçkisinde merakla beklenen filmlerden.
Yönetmen: Zachary Wigon
Oyuncular: Maika Monroe, Jason Isaacs, Ruth Wilson, Thomasin McKenzie
Süre: 1 Saat 30 Dakika
IMDb Puanı: 5.6
Gotik atmosferi, alışılmadık kurgusu ve karanlık dünyasıyla Victorian Psycho, Jane Eyre ile American Psychoaynı hikayede buluşsa nasıl olurdu diye düşündüren filmlerden. 19. yüzyıl İngiltere'sinde bir malikaneye mürebbiye olarak gelen Winifred Notty'nin sakin görünen yeni hayatı, evde yaşanan tuhaflıklarla birlikte giderek tekinsiz bir hal alıyor ve tahmin edebileceğiniz gibi işlerin göründüğü kadar masum olmadığı da çok geçmeden anlaşılıyor. Maika Monroe'nun hayat verdiği mürebbiye karakteri, klasik dönem filmlerindeki sakin ve mesafeli portreden epey uzakta. Longlegs ve The Hand That Rocks the Cradle ile tanıdığımız oyuncuyu bu kez karanlık tarafı giderek belirginleşen bir karakterin içinde izliyoruz. Monroe'ya Jason Isaacs, Ruth Wilson ve Thomasin McKenzie'nin eşlik ettiği film, güçlü oyuncu kadrosunun yanı sıra alışılmışın dışına çıkan kurgusu ve yaratıcı görüntü yönetimiyle de merak uyandırıyor. Daha önce The Heart Machine ve Sanctuary ile dikkatleri çeken Zachary Wigon'un son filmi olan Victorian Psycho, dünya prömiyerini Cannes'da Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı.
Yönetmen: Martin McDonagh
Oyuncular: John Malkovich, Sam Rockwell, Steve Buscemi
Süre: 1 Saat 58 Dakika
IMDb Puanı: 8.1
İki CIA ajanı, iki asi öğrenci ve işlerin yolunda gitmesini zaten kimsenin gerçekten beklemediği bir görev... Vahşi At Dokuz, Martin McDonagh'ın sinemasındaki o absürt tarafı bu kez bambaşka bir zemine taşıyor. John Malkovich, Sam Rockwell ve Steve Buscemi'nin bir araya geldiği filmde, Santiago'dan Paskalya Adası'na uzanan görev, komplolar ve karakterlerin birbirleriyle kurduğu tuhaf ilişkiler işin önemli bir parçası. In Bruges ve The Banshees of Inisherin gibi filmlerinden tanıdığımız o acımasız mizah duygusu, bu kez 1973 Şili'sinin siyasi atmosferine ve Paskalya Adası'nın izole dünyasına karışıyor. Yani anlayacağınız, klasik bir casusluk macerası beklemek yerine, McDonagh'ın kendine has dünyasında işlerin giderek sarpa sardığı bir filme hazırlıklı olmak gerekiyor. Film Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan için yarışırken, John Malkovich de performansıyla "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandı.
Yönetmen: Lee Chang-dong
Oyuncular: Jeon Do-yeon, Sul Kyung-gu, Zo In-sung, Cho Yeo-jeong
Süre: 2 Saat 44 Dakika
IMDb Puanı: 8.2
Lee Chang-dong sekiz yıl aradan sonra sinemaya dönerken, Burning'in ardından yine insan ilişkilerinin o kolay kolay çözülemeyen tarafına bakıyor. Olası Aşklar, hayatları bir noktada kesişen iki çift üzerinden aşkın, evliliğin ve insanın kendi seçimleriyle yüzleşmesinin farklı hallerini yan yana getiriyor. Üstelik işin içine belgesel çeken bir yönetmenin işten çıkarılan işçilerin hayatlarını filme alma çabası da girince, kişisel olanla toplumsal olan birbirine karışıyor. Jeon Do-yeon, Sul Kyung-gu, Zo In-sung ve Cho Yeo-jeong'un başrollerini paylaştığı film, Lee Chang-dong'un sakin görünen ama altında sürekli bir şeylerin hareket ettiği anlatımına sahip. Venedik Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü, FIPRESCI ve Genç Sinema ödüllerini kazanan Olası Aşklar, Güney Kore'nin Oscar adayı da oldu.
Yönetmen: Asghar Farhadi
Oyuncular: Isabelle Huppert, Virginie Efira, Vincent Cassel, Pierre Niney
Süre: 2 Saat 15 Dakika
IMDb Puanı: 6.0
Asghar Farhadi'nin sinemasını bilenler için fazla söze gerek yok ama birkaç şeyi üst üste koyunca da Kesişen Hayatlar için beklenti de ister istemez yükseliyor. Isabelle Huppert, Virginie Efira, Vincent Cassel ve Pierre Niney gibi isimleri bir araya getirmesi bile başlı başına güzel bir başlangıç. Farhadi'nin A Separation, The Salesman ve A Hero gibi filmlerinin ardından Cannes Ana Yarışma'ya döndüğü filmde, yeni romanı için çevresindeki insanları gözlemlemeye başlayan bir yazarın hikayesini izliyoruz. Yönetmenin insan ilişkilerindeki o ince gerilim duygusunu bu kez Fransa'ya taşıması bir yana, hikayenin Kieslowski'nin Dekalog: 6'sından esinlenmesi de filme ayrı bir katman ekliyor. Bütün bunların üzerine Farhadi'nin dönüşünü böyle bir kadroyla yapması eklenince, Kesişen Hayatlar listenin kendine has filmlerinden biri haline geliyor.
Yönetmen: Peter Farrelly
Oyuncular: Anthony Ippolito, Matt Dillon, AnnaSophia Robb, P.J. Byrne
Süre: 2 Saat 7 Dakika
IMDb Puanı: 8.3
Rocky'yi izlerken alkışladığımız o "İmkansızın peşinden gitme" hikayesinin bir de kamera arkasındaki hali var. Ben, Rocky, henüz kimsenin tanımadığı Sylvester Stallone'un yazdığı senaryoyu elinden bırakmamak ve Rocky Balboa'yı kendisinin oynaması için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Hollywood'un ona defalarca "Hayır" dediği bir dönemde Stallone'un kendi hikayesine bu kadar inanması, ortaya çıkacak filmin hikayesi kadar ilginç aslında. Anthony Ippolito'nun genç Stallone'u canlandırdığı yapımda Matt Dillon, AnnaSophia Robb ve P.J. Byrne de dönemin Hollywood dünyasının parçası. Peter Farrelly'nin yönettiği Ben, Rocky, Rockynin 50. yılına denk gelen ve efsane filmin nasıl ortaya çıktığını gösteren bir biyografi. Film ayrıca Toronto Film Festivali'nde de Halkın Seçimi Ödülü'nde ikinci oldu.
Yönetmen: Anton Corbijn
Oyuncular: Helen Mirren, Alden Ehrenreich, Olivia Cooke
Süre: 1 Saat 46 Dakika
IMDb Puanı: 7.4
Patricia Highsmith'in dünyasında suçun kendisinden çok, insanların suça ne kadar yaklaşabileceği her zaman daha ilginçti. Cinayet Kitabı da bu kez Highsmith'in kendi hayatını kurmacanın içine taşıyarak, yazarın İsviçre'deki yalnızlığına gelen genç bir ziyaretçi üzerinden tuhaf bir karşılaşmaya odaklanıyor. Helen Mirren'in canlandırdığı Highsmith'in karşısında Alden Ehrenreich'i izlerken, ikilinin arasındaki konuşmaların giderek başka bir yere çekilmesi filmin asıl gerilimini oluşturuyor. Olivia Cooke'un da dahil olduğu hikaye, edebiyat dünyasının sakin görünen yüzünün altında dolaşan suç, takıntı ve kara mizahla birlikte ilerliyor. Kısacası Cinayet Kitabı, klasik bir polisiye bekleyenleri biraz ters köşeye yatırabilir.
Yönetmen: Ryûsuke Hamaguchi
Oyuncular: Virginie Efira, Tao Okamoto, Kyôzô Nagatsuka
Süre: 3 Saat 16 Dakika
IMDb Puanı: 7.9
Birdenbire, Ryûsuke Hamaguchi'nin Drive My Car ve Kötülük Diye Bir Şey Yok gibi filmlerinin ardından Cannes Ana Yarışma'ya döndüğü yeni filmi. Virginie Efira ve Tao Okamoto'nun Cannes'da "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü paylaştığı yapım, Paris'te bir huzurevinin yöneticisiyle Japon bir tiyatro yönetmeninin yollarının kesişmesiyle gelişiyor. Hamaguchi, her zamanki gibi insan ilişkilerinin o kolayca tarif edilemeyen tarafına girerken, karakterlerin birbirleriyle kurduğu bağlar filmin asıl ağırlık merkezini oluşturuyor. Üç saati aşan süresine rağmen acele etmeyen anlatımıyla kendi ritmini kuran Birdenbire, yönetmenin sinemasını sevenlerin ilgisini çekecek türden. Hamaguchi'nin ilişkiler, tesadüfler ve hayatın beklenmedik dönüşleri üzerinden ilerlediği film, Japonya'nın Oscar adayı da oldu.
Yönetmen: Paweł Pawlikowski
Oyuncular: Sandra Hüller, Hanns Zischler, August Diehl
Süre: 1 Saat 22 Dakika
IMDb Puanı: 7.3
Paweł Pawlikowski, savaşın ve tarihin insanların hayatında bıraktığı izleri anlatmayı seven yönetmenlerden. Ida ve Soğuk Savaşta olduğu gibi Ata Yurdunda da geçmişe dönüyor ama bu kez hikayenin merkezinde bir ailenin Almanya'ya dönüşü var. Nobel ödüllü yazar Thomas Mann, 16 yıllık sürgünün ardından 1949'da kızı Erika ile birlikte ülkesine dönerken Frankfurt'tan Sovyet kontrolündeki Weimar'a uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Savaşın ardından ikiye bölünmüş bir Almanya'dan geçerken, bu dönüşün yalnızca memlekete değil, değişmiş bir geçmişe de bakmak anlamına geldiği ortaya çıkıyor. Kimlik, suçluluk, aile ve sevgi gibi meseleler de yol boyunca kendine yer bulurken, Pawlikowski'nin filmi Cannes'da "En İyi Yönetmen Ödülü"ne layık görüldü.
Yönetmen: Na Hong-jin
Oyuncular: Hwang Jung-min, Zo In-sung, Hoyeon
Süre: 2 Saat 40 Dakika
IMDb Puanı: 6.8
The Wailing/Kara Büyü'den bu yana Na Hong-jin'in ne yapacağını bekleyenler için sonunda beklenen dönüş geldi. Üstelik bu kez işi iyice büyütmüş: Uzaylılar, dev bir yaratık, küçük bir kasaba, polisler, avcılar ve giderek kontrolden çıkan bir felaket... Hope, Güney Kore'nin Kuzey Kore sınırına yakın bir bölgesinde ortaya çıkan gizemli bir yaratığın ardından yaşananları anlatıyor. Hwang Jung-min, Zo In-sung ve Hoyeon'un başrollerini paylaştığı filmde, yaratığın peşine düşenlerle hayatta kalmaya çalışanların yolları kesişirken, olayların nereye varacağını tahmin etmek de pek kolay değil. On yıl aradan sonra gelen bu dönüşün Cannes'da Altın Palmiye için yarışması da cabası. Kısacası Na Hong-jin, The Wailing'in karanlığından bu kez uzaylılara ve canavarlara uzanan bambaşka bir dünyaya geçmiş.
Yönetmen: Reed Van Dyk
Oyuncular: Boyd Holbrook, Kenneth Branagh, Hiam Abbass
Süre: 1 Saat 58 Dakika
IMDb Puanı: 6.9
Kefaret savaş filmlerinin alıştığımız dünyasından biraz farklı bir yerde duruyor. Irak işgali sırasında Amerikalı bir askerin verdiği anlık kararın bir Iraklı ailenin hayatını değiştirmesiyle başlayan film, yıllar sonra bu ailenin karşısına yeniden çıkma ve yaptıklarını telafi etme çabasına uzanıyor. Asıl ilginç tarafı da savaş çoktan bitmiş olsa bile verilen kararın sonuçları bitmiyor. Gerçek bir olaydan esinlenen ve New Yorker'da yayımlanan bir yazıdan uyarlanan film, Reed Van Dyk'ın ilk uzun metrajı. 16mm filme çekilen Kefaret, Cannes'da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde prömiyerini yaptıktan sonra Toronto Film Festivali'nin de programında yer aldı.
Yönetmen: Maria Martínez Bayona
Oyuncular: Rebecca Hall, Noomi Rapace, Gael García Bernal, Beanie Feldstein
Süre: 1 Saat 42 Dakika
IMDb Puanı: 6.3
250 yaşına gelmişsiniz, sağlıklısınız, hala genç görünüyorsunuz ve önünüzde teorik olarak sınırsız bir hayat var. Kulağa rüya gibi geliyor ama Yolun Sonu size bunun tam tersini soruyor: Ya insan bütün bunlara rağmen artık devam etmek istemiyorsa? Rebecca Hall'ın canlandırdığı eski bir sanatçı, hayatına kendi isteğiyle son vermek istediğinde ailesi bu kararı kabullenmekte zorlanıyor. Noomi Rapace, Gael García Bernal ve Beanie Feldstein'ın da yer aldığı film, ölümsüzlük fikrini bu kez büyük bir bilimkurgu meselesinden ziyade aile, seçim hakkı ve yaşamın anlamı üzerinden tartışıyor. Maria Martínez Bayona'nın ilk uzun metrajı olan Yolun Sonu, Cannes'da dünya prömiyerini yapan filmler arasında.
Yönetmen: Alex Huston Fischer, Eleanor Wilson
Oyuncular: Olivia Colman, Alexander Skarsgård, Peter Dinklage, Elizabeth Debicki
Süre: 1 Saat 45 Dakika
IMDb Puanı: 7.3
Evlilik hayatının o kusursuz görünen tarafına pek de inanmayanlardan biriyseniz, İdeal Koca tam o noktadan yakalıyor hikayeyi. Deniz kenarında bir kasabada yalnız yaşayan bir balıkçı kadın, kendisine hasırdan bir koca yaptırmaya karar verince kasabanın sakin hayatı da yavaş yavaş değişmeye başlıyor. Filmin komediyle gerilim arasında gidip gelmesi de işin eğlenceli tarafını oluştururken, aşk, kıskançlık ve güç dengeleri bu tuhaf ilişkinin içine giderek daha fazla karışıyor. Kasabanın bu alışılmadık evliliğe verdiği tepkilerle birlikte işler iyice karışırken, İdeal Koca da kusursuz görünen ilişkilerle biraz dalga geçen tuhaf bir dünyaya yerleşiyor. Alex Huston Fischer ve Eleanor Wilson'ın yönettiği film, dünya prömiyerini Sundance Film Festivali'nde yaptı.
Yönetmen: James Gray
Oyuncular: Adam Driver, Scarlett Johansson, Miles Teller
Süre: 1 Saat 55 Dakika
IMDb Puanı: 6.7
James Gray ve Adam Driver yeniden bir araya gelince, ortaya nasıl bir film çıkacağını düşünmeden edemiyor insan. Üstelik bu kez kadroda Scarlett Johansson ve Miles Teller da var. Dört yıl aradan sonra gelen Kâğıttan Kaplan, Gray'in New York'a ve aile hikâyelerine dönüşüyle dikkat çekiyor; 1986'da geçen hikâyede iki kardeş, kolay yoldan para kazanma umuduyla Rus mafyasına uzanan bir işe bulaşıyor ve işler tahmin edileceği üzere pek de planlandığı gibi gitmiyor. Gray'in 1994 tarihli ilk uzun metrajı Little Odessa da Brighton Beach'teki Rus-Amerikan topluluğuna ve suç dünyasına bakıyordu; bu kez de benzer bir coğrafyaya dönmesi filmi geçmişiyle yeniden buluşturuyor. 35mm çekilen Kâğıttan Kaplan, 80'ler New York'unu hikâyenin önemli parçalarından birine dönüştürürken aile, sadakat ve suç arasında gidip gelen bir dünyaya yerleşiyor. Cannes'da Altın Palmiye için yarışan film, Gray'in kendi sinemasının tanıdık damarlarına geri döndüğü yapımlardan.