Melek Zeynep Bulut'un pratiğinde ilk bakışta göze çarpan şey form olabilir; ancak biraz yakından bakınca asıl ağırlığın biçimde değil, biçimin taşıdığı anlamda toplandığı görülüyor. Onun işleri, mekânı yalnızca fiziksel bir kurgu olarak değil; hafıza, sezgi, temas ve his üzerinden çalışan canlı bir alan olarak ele alıyor. Eşik, boşluk, aidiyet, göç ya da güzellik gibi kavramlar ise bu dilin içinde sabit başlıklar olmaktan çok, zamanla yer değiştiren ama birbirine bağlı kalan düşünce hatları gibi ilerliyor. Son dönemde uluslararası görünürlüğü daha da artmış olsa da Bulut, üretiminde belirleyici olanın hâlâ aynı şey olduğunu söylüyor: bağlantının kendisi. Melek Zeynep Bulut ile sakin ama kuvvetli ifade dilini ve kurucusu olduğu İstanbul-Londra merkezli People Places Ideas'ın iş birliğiyle 13-16 Mayıs'ta gerçekleşecek olan, yeni bir düşünce zemini kurmaya hazırlanan Global Design Forum'u konuştuk.
Son dönemde hem üretimleriniz hem de uluslararası görünürlüğünüz açısından dikkat çekici bir dönemdesiniz. Siz bu dönemi kendi içinizde nasıl tarif ediyorsunuz?
Ben kendi içimde, üretim anlayışımda ya da sürecimde bir fark hissetmiyorum. Her zaman olduğu gibi heyecanlandığım iş için elimden gelenin en iyisini üretmeye gayret ediyorum. Eserlerim hiç bilinmezken, haber olmazken ya da ödüller almazken de aynı bağlantı ve heyecanı hissediyordum, şimdi de aynı. Ne övgü ne yergi belirleyici değil.
İşlerinizde eşik, geçiş, boşluk, aidiyet ve hafıza gibi kavramlar sık sık karşımıza çıkıyor. Bugün zihninizi en çok meşgul eden mesele hangisi?
Evet hayatımın çeşitli dönemlerinde bağ kurduğum kavramlar oluyor, şu sıralar bağlantının kendisiyle derinden ilgileniyorum. Öze temas, salt bağlantı.
Sizin pratiğinizde mekân yalnızca fiziksel bir alan olarak değil, daha çok duygusal ve sezgisel bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Bir mekânın sizde gerçekten karşılık bulması için ne gerekiyor?
Mekânda çocukluğumdan beri etkilendiğim olgu, hissin kendisi. Tanımlı bir nesne, ürün, biçimden ziyade, "Bunu ne sağladı bilmiyorum ama o mekânda şöyle hissetmiştim" hissi ve hissin üretimi ilgimi çekiyor.
"Ev", "yuva", "göç" ve "öteki" gibi temalar üretimlerinizde güçlü bir yerde duruyor. Bu kavramlarla ilişkiniz zaman içinde nasıl dönüştü?
İlk üretimlerimde evet, en başından beri hep varoluşsal bir zeminde üretmeyi benimsedim, şimdi de yine bu zemini koruyarak başka kavramlara odaklanıyorum. Zaman odağı değiştiriyor, dönüştürüyor elbette, ancak insanın bağ kurduğu bir sezgisel hâl oluyor; onu yakalamak kâfi benim için üretirken.
İşlerinizde soyut olanla somut olan arasında çok hassas bir denge var. Bir fikrin maddeye dönüşmeye hazır olduğunu nasıl anlıyorsunuz?
Bunun aslında birçok yanıtı var ve yanıtı yok. Her fikir kendi olma, vücut bulma biçimi ile iletişim kuruyor. Kimi bir ses, kimi bir biçim olmak istiyor. Dolayısıyla fikrin ve maddenin doğasını izlemek, sezgileri takip etmek ve maddenin kendi oluşuna da izin vererek alan açmak... Tasarım olma baskısı yapmadan varoluşunu gözlemleyerek anlıyorum.
Malzeme, işlerinizde neredeyse başlı başına bir düşünce dili gibi işliyor. Bir malzemeyle aranızda o bağı kuran şey ne oluyor?
Sezgiler. Sezdiğim durum hangi malzemeyle kendini en iyi ifade edecekse onu tercih ediyorum.
Estetik dilinizde güçlü bir incelik var; ancak bu incelik hiçbir zaman yalnızca yüzeyde kalmıyor. Sizin için estetik ve güzellik ne ifade ediyor?
Anlam. Anlamın, bağlamın olduğu nesne veya duruş güzel, lezzetli hissettiriyor bana. Önce örüntüye, bağlama, anlamın akışına bakıyorum veya onu kurguluyorum. Bu da benim estetik dilimin çerçevesini çiziyor.
Çalışmalarınızda dikkat çeken bir başka şey de güçlü ama sakin bir ifade dili. Bugünün görsel dünyasında bu tonu korumak sizin için ne kadar önemli?
Evet elim sakin, kuvvetli, anıtsal formlara gider, bunu yeğler ama herhangi bir dil için üretim yapmıyorum, yani belirlediğim bir hedef ya da özellikle korumaya çalıştığım bir üretim dili değil bu. Kavramsal çerçeveyi kurduktan sonra o üretim sakinlik, yalınlık istiyorsa öyle var oluyor, çoklukla var olmak istiyorsa da öyle.
Global Design Forum İstanbul'un öne çıkan taraflarından biri, kalıcı bir yapı kurmaktan çok şehrin akışına temas eden geçici yerleştirmeler ve karşılaşmalar önermesi. Geçicilik bugün sizin için ne ifade ediyor?
"People Places Ideas" ile kurduğumuz yapının ana iki hattını geçicilik ve esneklik oluşturuyor. Geçiciliğe, esnekliğe, araştırmaya alan açmak da GDF İstanbul'un hedeflerinden biri. Tarih boyunca elimize kalan tek kalıcı bilgi geçiciliğin varlığı. Dolayısıyla büyük bir keyifle geçip gitmeye odaklanmak istiyorum. Geçicilik benim için var olmaya dair önemli bir soru işaretini karşılıyor. Programın içerisindeki placemaking çalışmalarının kürasyonu da bu sebeple "Geçiciliğe Övgü" dür.
Programda İstanbul'un parçalı kimliğiyle ilişki kuran geçici tasarım yerleştirmeleri öne çıkıyor. Bir işi gerçekten bir şehre ait kılan şeyi siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Aidiyet iddiasında bulunmaması belki. Program şehirde gelir geçer bir performans olarak konumlanıyor. Nitekim İstanbul başlamayan ve bitmeyen, parçalarının birbirine bağlanma biçimleriyle özgünleşen ve bu nedenle sınırları hiçbir zaman tam olarak tanımlanamayan, hep hareket halinde bir şehir. Şehri tam da bu "aralıklar" ve kendine has yan yanalıklar üzerinden ele alıyoruz ve parçalar arasındaki ilişkilere, bağlanma biçimlerine, doğal akışlara ve karşılaşmalara odaklanıyoruz.
Global Design Forum İstanbul, kenti sabit bir arka plan gibi değil; yaşayan, dönüşen ve sürekli yeniden yazılan bir organizma gibi ele alıyor. İstanbul gibi ritmi hiç durmayan bir şehirde üretmek sizce nasıl bir dikkat ve düşünme biçimi gerektiriyor?
Hareket halinde bir dikkate ve mütemadiyen kendimizi güncellemeye ihtiyacımız var. Programın "Placemaking" yaklaşımı, şehrin farklı noktalarına yayılan yerleştirmeler aracılığıyla mekânı yeniden düşünmeye davet ediyor. Sizin pratiğinizde mekân üretimi nasıl başlıyor? Ben mekânı temelde "çeper" bilgisi ile ilişkilendiriyorum ve daha ontolojik bir yerden ele alıyorum. Mekânda sezgiye, temelde ilişki kurduğumuz güdüye odaklanmaya gayret ediyorum bu da mekânı bir "sahne" ya da "yerleştirme" gibi ele almak demek oluyor.
Global Design Forum'u İstanbul'a taşımak, yalnızca uluslararası bir etkinliği şehre getirmek değil, aynı zamanda bir düşünce alanı açmak gibi görünüyor. Sizin için bu adımın asıl anlamı nedir?
Aslında tam olarak sizin de ifade ettiğiniz şey; bir düşünce, istişare, araştırma alanı açmak. Mutfaktan gelen insanlar olarak kişisel pratiğimizi daha kolektif bir ölçeğe taşımak, düşüncenin ve birlikteliğin kendini bir performansa dönüştürmek, bunun bir bağlama oturması ve topluma temas etmesi beni heyecanlandırıyor.
Forumun yapısında mekân üretimi, yeniden düşünmek, anlatıcılık ve forum zemini gibi farklı katmanlar var. Bu çerçeveyi kurarken hangi ihtiyacı odağa aldınız?
Şehrin güncel doğasını izledim. Mekân üretimini araştırmak, güçlü parçaları tekrar görünür kılmak ve değerli meseleleri tekrar düşünmeye, tartışmaya açmak değerli olurdu; bunu araştırıyoruz, tartışıyoruz. Program genel olarak bir araştırma, bunu da söylemek lazım. İstanbul gibi bir şehirde tanımlar üretmektense hep birlikte kafa kafaya verip araştırıp tartışmak şehrin doğasına daha uygun bir organizasyon yapma biçimi bana kalırsa.
"Rethinking" başlığı altında genç kuşakları da sürece dahil eden kamusal bir araştırma yaklaşımı var. Tasarımın daha geniş bir toplumsal zeminde konuşulmasını neden önemli buluyorsunuz?
Tasarımın daha geniş bir toplumsal zeminde konuşulmaması ilginç olmaz mı? Tasarım yalnızca belli kesimlerin ulaşabildiği bir nesne ya da yaklaşım değil, hem hayatın her alanında çözümler üreten, hem hayatı daha rikkatli, iyi hale getirebilen temel bir mesele.
"İstanbullar" fikri, şehrin üreticilerini görsel, işitsel ve editoryal katkılarla bir araya getiren canlı bir yaratıcı ağ öneriyor. Bugün İstanbul'un yaratıcı hafızasını en çok neyin taşıdığını düşünüyorsunuz?
İnsanın. Şehrin doğal üreticilerine ve onların fikirlerine yatırım yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Forumun "Worlds in Contact" yaklaşımı, yerleşik tanımların yetersiz kaldığı bir dönemde tasarım yapmanın anlamını yeniden düşünmeye açıyor. Siz bugün tasarımın en büyük imkânını nerede görüyorsunuz?
Bugün tasarımın en büyük imkânı, farklılıkları bir arada düşünebilme ve yeni ilişkiler kurabilme kapasitesinde ortaya çıkıyor. Tasarım, kesin tanımlar üretmekten ziyade; bütünü oluşturan parçalar arasındaki bağlantıları görünür kılarak, beklenmedik temaslardan yeni anlamlar, diller ve üretim biçimleri doğurabilme, bütünü daha iyi hale getirebilme gücüne sahip.
Program; savaş, ekoloji, teknoloji, göç ve eşitsizlik gibi iç içe geçmiş krizler karşısında tasarımı yeniden düşünmeye çağırıyor. Böyle bir dönemde yaratıcı üretimin sorumluluğunu siz nasıl tanımlıyorsunuz?
İç içe geçmiş krizlerin belirlediği bugünün dünyasında yaratıcı üretimin sorumluluğu niyeti baştan kurmaktır. Neyi ne için yapıyoruz? Çözüm üretmek için temel problemleri masaya yatırmak, daha iyi ve adil bir dünya için farklı perspektifleri bir araya getirmek ve tartışma alanları açmak zarif bir başlangıç olabilir. Tasarımın burada üstlendiği rol; dünyada farklı yaşam, bilgi ve üretim biçimlerini tanıyan, onlarla ilişki kuran bir yaklaşım geliştirebilmek. Bu da bugün keskin görünen ancak sürekli değişen cevaplardan çok kaliteli sorularla, kesinlikten çok potansiyelle ve araştırmayla ilgilenmeye yönelmekle olabilir.
Forum, farklı disiplinlerden yaratıcı aktörleri, zanaatkârları, tasarım ofislerini, üniversiteleri ve uluslararası isimleri bir araya getiriyor. Sizce yaratıcı karşılaşmaları gerçekten verimli kılan şey nedir?
Biz dünyanın her yerinden fikirlerin, üretimlerin birbirine değebildiği, dönüşebildiği ve yeni bağlantılar kurabildiği bir ortam yaratmayı hayal ediyoruz. Bunu da açık, hiyerarşisiz ve karşılıklı öğrenmeye dayalı bir diyalogla kurguluyoruz. Bunun kendisi başlı başına değerli ve verimli. Tabii eğer mümkünse başka temasların da kurulabilmesi, ayrıca buradan dahil olan herkes için yeni üretimlerin, fikirlerin doğması da ne güzel olur.
Bugün hem kendi üretimlerinize hem de Global Design Forum İstanbul'un yaratmaya çalıştığı zemine bakınca, önümüzdeki dönemde tasarım ve sanat dünyasında daha fazla ne görmek isterdiniz?
Bana kalırsa önce üretmenin kendisini ve elbette birbirimizi kutlamalıyız. Hep bir şeyler eksik ya da yanlış fikri de üretimin önünde çok önemli bir engel diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde eksiğiyle, hatasıyla, fazlasıyla; üretmenin, denemenin kendini daha çok kutladığımız, daha özgüvenle üretmeye, denemeye alan açtığımız günler görebilmeyi gerçekten çok isterim.
Röportaj: Zeynep GÜLALP
Fotoğraf: Zeynel Abidin AĞGÜL
Styling: Zilan BÜLBÜL
Saç: Onur BAYRAM
Makyaj: Ceyda Nur YAZ
Prodüksiyon: Ceylan YENİACUN, Zeynep GÜLALP
Video: Ardan Can GÜNGÖR, Onur KARAKUŞ
Fotoğraf asistanı: Murat AĞGÜL
Styling asistanı: İlayda YİĞİT
Saç asistanı: Ömer DEMİRCAN
Çiçekler için Tuba Oskan / Natura Karma'ya teşekkür ederiz.