“Kuşaktan Kuşağa” Kitabı Koç Ailesi'nin Hikayesini Anlatıyor

Vehbi Koç'un kızı Semahat Arsel; “Kuşaktan Kuşağa” adlı anı kitabında; Ankara'da bağ evindeki çocukluğundan başlayarak İstanbul'a uzanan yaşamını içtenlikle anlatıyor. Arsel'in anıları, dönemin Türkiye'sinden de bir resim sunuyor.

YAZAR: Zülal Ünaldı
ABONE OL
17 Mayıs 2022 Salı 10:44 | Son Güncellenme:
24 dakika okunma süresi
“Kuşaktan Kuşağa” Kitabı Koç Ailesi'nin Hikayesini Anlatıyor

Vehbi Koç'un büyük kızı, Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Semahat Arsel de, kız kardeşi Suna Kıraç'tan sonra anı kitabını okurlarla buluşturdu. Arsel, içtenlikle anlattığı "Kuşaktan Kuşağa" adlı kitabında; okuru önce ailenin Ankara'daki bağ evine götürüyor. Semahat Arsel ile kardeşi Rahmi Koç'un doğduğu, mutlu bir çocukluk geçirdiği bu bağ evinin fotoğrafı kitabın kapağında da yer alıyor.

Semahat Arsel, albümünden paylaştığı siyah beyaz ve renkli fotoğraflarla hatıraları arasında gezinirken birçok ilginç anı ve anekdot anlatıyor. Bunlar arasında, eşi Nusret Arsel'den 1955 Ağustos'unda evlenme teklifi aldığı anlar da var. Yıllar sonra evliliklerinin 50. yılı için Divan Otel'de düzenledikleri kutlamada ise, Yıldız Kenter şahitliğinde espriler havada uçuşurken nikah tazelemesi de var.

Semahat Arsel evin büyük çocuğu olarak ailenin tüm değerlerini, yetişme tarzını, eğitim, kültür anlayışını yeni kuşaklara aktarma sorumluluğunu üstlenmiş. Koç'ların Ankara'dan İstanbul'a uzanan hikayesini; zamanla değişen yaşam tarzlarını içtenlikle anlatırken, dönemin sosyal iklimini de yansıtıyor; Türkiye üzerine bir resim de sunuyor.

Arsel'in anlattıkları, 1940'lı ve 50'li yılların Ankara'sının tarihi, kültürel yaşamının da manzarasını yansıtıyor. "Gençliğimizde Ankara'da Türkiye Cumhuriyeti'nin doğuşunu, gelişimini gördük. Çocukluğumuzdan bu yana ne günlerden, nerelere ne kadar sıkıntı ve özveriyle gelindiğinin canlı şahitleriyiz. O nedenle gerek Ankara'nın, gerekse Türkiye Cumhuriyeti'nin kıymetini en iyi bilen ailelerden biri olduğumuzu düşünüyorum" diyor.

Semahat Arsel annesi Sadberk Koç'un çeyiz merakını anlatırken, dönemin ince zevklerini de tüm detaylarıyla aktarıyor: "Annem modern kafalı olmasına rağmen bana çeyiz hazırlamaya pek meraklıydı. Olgunlaşma enstitülerine sofra örtüleri ısmarlıyor; İtalya'dan ipek kadifeden, içi taftayla kaplı sabahlıklar, büyük emekle işlenmiş ipek keten peçeteler, örtüler getirtiliyordu. O zamanlar 'crepe de sante' denilen ipekle keten karışımı bir bürümcükten olan ve sadece İsviçre'de imal edilen erkek çamaşırları pek kıymetliydi. İstikbalde kim olacağı bilinmeyen damadına da o çamaşırlardan sandıklanıyordu. Acaba sarayda mı yaşayacağımı sanıyordu? Hayır, ayakları yerde, realist bir insandı ama annelik işte."

Söz kardeşlerine gelince, "Rahmi (Koç) ile hiç kavga ettiğimizi veya birbirimizi kıskandığımızı hatırlamıyorum. Fevkalade iyi kalpli ve hüsnüniyetlidir (temiz yürekli). Kin tutmaz, affedicidir. Suna (Kıraç) ise Sevgi'den (Gönül) daha başka özellikleri olan bir çocuktu. Daha sessizdi, gözlemciydi, alıngandı. İsviçreli dadı Marianne birkaç yıl kaldıktan sonra memleketine döndü. Her ikisi de Atatürk'ün himayesinde kurulan Türk Maarif Cemiyeti'nin okulunda eğitimlerini bitirip bizler gibi koleje gitmeyi seçtiler. Dolasıyla eğitim için İstanbul'a gelmeleri gerekiyordu. Babamın da İstanbul'da gittikçe yoğunlaşan işleri nedeniyle daha sık oraya gitmesi gerekiyordu. Sonuçta İstanbul'da bir ev açılmasına karar verildi" diyor.

Koç'ların İstanbul'da uzun yıllar yazlık olarak kullandıkları; "Aşk-ı Memnu" dizisi çekildikten sonra popüler olan ve sergi mekanına dönüştürülen, Büyükdere'deki evleri ise Semahat Arsel'in, Rahmi Koç'la paylaştığı bir sırrına ve duygusal anlarına tanıklık eder.

Olay şöyle gelişir: Amerikan Kız Koleji'nden mezun olan Semahat Koç'un okulu bitirdiği yıl dayısı, izdivaç için yüksek mühendis Harun Ören'i tavsiye eder. Celal Bayar'ın yeğeni olan bu genç konusunda anne babası da ikna olmuştur. "Kağıt üstünde mükemmel vasıfları olmasına rağmen içim ısınmamıştı. Nişanlandıktan sonra daha sık görüşünce alışacağım tahmin ediliyordu. Ankara Palas'taki muhteşem nişan töreni günlerce konuşuldu" diyor.

Ama içi ısınmamıştır ve şöyle devam eder: "Büyükderedeki evin üst katında biz çocuklar yatardık. Bir gece Rahmi (Koç) ile dertleşirken, ona içimin ısınmadığını ama çekindiğim için sesimi çıkaramadığımı ağlayarak anlattım. O da bana 'Sen deli misin? İstemeden evlenilir mi? Hemen yarın anneme babama haber verelim' dedi. Hiç şaşırmadılar; 'Senin mutluluğun önemli, biz bir şekilde hallederiz" dediler. Düğün bekleyen çevremizde bu havadis bomba gibi patladı. Biraz konuşulduktan sonra unutuldu" diyor.

İnce bir gözlemciliği ve arşivci niteliği olan Semahat Arsel'in yurt dışı gezilerindeki izlenimleri de, adeta bir belgesel tadında sosyal manzaraya ayna tutuyor. Bir rahatsızlığı nedeniyle Londra'ya giden Semahat Koç, dönemin İngiliz başkentini şöyle anlatıyor: "Savaştan beş yıl evvel çıkmış olan Londra yokluklar ülkesiydi. Gıda maddeleri başta olmak üzere her şey karneye bağlanmıştı. Benim ise beslenmem gerekiyordu. Hastaneden çıkınca Mayfair'deki Grosvenor House Oteli'ne yerleştik. Pek az lokanta vardı. Yumurta, süt, ekmek, çikolata gibi şeyler karneye bağlıydı. Babam Paris'e yaptığı iş seyahatinden beslenmem için çikolata, muz, yumurta gibi yiyecekler taşımıştı. Rahmi de (Koç) o sıralar Londra dışında bir okulda eğitimine devam ettiğinden, o civarda bulduğu yumurtaları hastaneye taşıyordu. İngiltere'de seçim yılıydı. Churchill seçim konuşmasında İngilizlere 'Noel'de hindi yiyemeyeceksiniz ama sulh içinde yaşayacaksınız' diyordu".

Semahat Arsel kitabında Londra'ya giderek Kraliçe Elizabeth'in taç giyme törenini izlediğini de anlatıyor. Hayli maceralı bir gezi olmuş. Şöyle ki: "1953 Mayıs'ında Londra'ya yaptığım ilk uçak yolculuğum hayatımda unutamayacağım çok ilginç bir anıdır. O tarihlerde uçak seferleri bugüne oranla çok azdı. Bizim uçak Kraliçe Elizabeth'in taç giyme törenine yetişebilecek yegane seferdi. Aynı uçakta bu merasime resmi davetli olarak onbeş yirmi kişilik bir Türk heyeti de bulunuyordu. Ancak hava muhalefetinden dolayı uçağımız Roma havaalanına indi. Bütün konu, fırtınalı havada uçuş riskini alıp almamaktı. Risk alındı ve uçak kalktı. Roma-Londra arasında uçağımız o kadar sallandı ki, o kadar hava boşluğuna girdi ki hepimiz altüst olduk."

O gece Rahmi (Koç) beni uçaktan karşıladı. Ertesi sabah elimizdeki programa göre 6:30'da kalkarak 8:30'da Kraliçe Elizabeth'in taç giyme törenini izleyeceğimiz Regent Street'teki Austin &Reed binasının salonlarında bulunmak üzere yola çıktı. Öğrendik ki kraliçenin geçiş güzergahında önemli yerler siyasi misafirlere kapatılmış; diğer önemli yerleri de varlıklı kişiler kendi misafirleri için kiralamışlar."

"Kraliçenin taç giyme töreni için konvoy Regent Street'e ulaştığında kendilerini gördük. O zamanlar ne renkli televizyon ne de büyük televizyon ekranları vardı. Rahmi'yi ve beni en çok etkileyen şey, Türk askerlerinin Türk bayraklarıyla geçişiydi. Anons ederken "Türkiye Cumhuriyeti bayrağı ve Türk askerleri" diye tanıttılar. Gözlerimiz dolarak gururla izledik" diyor.

Semahat Arsel 2014 yılında vefat edinceye kadar mutluluk içinde yaşadığı eşi Nusret Arsel ile tanışmasını şöyle anlatıyor: "Günün birinde babam, Ankara'daki apartmanımıza akşam yemeğine Mehmet Arsel'in oğlu Nusret'i davet ettiğini söyledi. Ailece görüşür, dostluklarından hoşlanırdık. Bunu yadırgamamıştım. Zira evimize mütemadiyen bekar veya evli birçok genç şirket çalışanı girer çıkardı. Yemek boyunca havadan sudan konuşuldu. Nusret gittikten sonra annem bana onu beğenip beğenmediğimi sordu. 'Gayet efendi çocuk' dediğimi hatırlıyorum"

Koç Ailesi birkaç gün sonra trenle İstanbul'a gidecekleri zaman da Nusret Arsel elinde gül demetiyle uğurlamaya gelir. Trende ise babası "Nusret'le evlenmeyi düşünür müsün, eğer düşünürsen bir müddet görüşün" der. Sonrası ise şöyle gelişir:

"Büyükdere'de şahane bir yazlığımız olduğu halde; ben zatürre geçirdiğim için, doktor tavsiyesiyle bir yazı daha, havası yumuşak olan Çiftehavuzlar'da kiraladığımız deniz kenarındaki Ragıp Paşa Köşkü'nde geçirmiştik. 1955 Ağustos'unda bir gün Nusret elinde özenle toplanmış çok hoş bir gül demetiyle ve çok sevdiği Mozart'ın 41. Senfonisi'nin plağıyla gelip bana evlenme teklifi etti. Ben de fikren ve kalben hazır olduğum için kabul ettim. Nişan yapmamaya, benim 8 Eylül'deki doğum günümde aile arasında yüzük takmaya karar verdik. Annemle babama uğur getirdiği için de yeni yılın yani 1956'nın ilk perşembe gecesi düğünümüzün yapılmasına karar verildi."

Arsel çiftinin Ocak 1956'da Divan Oteli'ndeki düğünü de, dönemin İstanbul'unda önemli bir kutlamadır ve kentin sosyal yaşamından bir kesit veriyor. Müzeyyen Senar'ın sahne aldığı düğünde, İsviçreli pastacıların hazırladığı pastalar ikram edilir. Otele müşteri alınmaz ve bütün salonlar düğün için hazırlanır. "Annem babam çok mutluydu. Otelin ayrı bölümlerinde her zevke uygun tertiplenen eğlencelerle davetimiz çok neşeli geçti. Restoranda alaturka sevenler için Müzeyyen Senar şarkılar söyleyip milleti oyuna kaldırdı. Lobide tango orkestrası, meşhur tangocular eşliğinde orta yaşlılara dans ettirdi. Pastanenin eski hali gece kulübü havasına sokuldu. Gençler sabaha kadar tepindi. Düğün sabah 3'e kadar sürdü" diyor.

Arsel çifti Nusret Bey'in işi nedeniyle 1959 yılında Almanya'ya bir yolculuk yapar. Semahat Arsel o günlerin Almanya'sından izlenimlerini de anlatıyor. "Almanya İkinci Dünya Savaşı'nın olumsuz etkilerini, izlerini taşıyordu. Bad-Reichenhall'deki Goethe Enstitüsü'ne gidip dört ayda Almanca'yı sökmeye çalıştık. Benim çocukluğumdaki dadılardan öğrendiğim lisanı ilerletmem kolay oldu; Nusret de Fransızca'sının yardımıyla derdini anlatacak kadar sökebildi" diyor.

Ama Semahat Arsel yağmurlu bir kasabada öğrencilikle geçen Almanya günlerinde pek mutlu değildir. Bir gün Vehbi Koç'tan aldığı bir telefonla Cenevre'ye uçarak babasıyla buluşur. Babasına bunu söylediğinde, onun cevabı çok anlamlıdır: "Kalbin güneşli olduktan sonra dışarıda istediği kadar yağmur yağsın..." Ertesi günü Vehbi Koç kızını İtalya'ya götürür.

İtalya seyahati de 1959 yılı Roma'sından bir kesit sunuyor: "Fiat firmasıyla randevuları varmış, beni İtalya'ya götürdüler. Hiç unutmam kıyafetim tam bir talebe kıyafeti. Temiz ama sade. Kaldığımız Principi Piemonti Oteli ise lükstü ve şık insanlarla doluydu. Lobide otururken önümden muhteşem bir kırmızı gül demeti geçti. 'Kimbilir hangi artiste gelmiştir' diye imrenirken, gül buketini odamda bulmaz mıyım. Tabii ki Fiat'tan yollamışlar. Sevinçten uçmuştum. Beni gezdiren hanım, Mrs Dagliano isminde genç ve güzel bir kontes idi.. Ankara'ya geldiklerinde tanışmıştım. Beni en pahalı butiklere götürüyor, bir şeyler alacağımı varsayıyordu. Oysa yanımda para olmadığı gibi o zamanlar kredi kartı diye bir kolaylık da yoktu. En nihayet Emilio Pucci marka koton şömiziye bir gömlek alarak sıkıntıdan kurtulmuştum."

Semahat Arsel kitabında yeğenleri Mustafa Koç ile Ali Koç'un evlilikleriyle ilgili, "Mustafa günün birinde aile yemeğimize bizlerle tanıştırmak üzere tatlı bir genç kız getirdi. Gayet düzgün, mahçup ve terbiyeli bir kızdı. İzmirli Giraud Ailesi'nin en küçük kızıymış. Her halinden kibarlığı ve asaleti belliydi... Sıra Vehbi Bey'e bu konuyu açmaya geldi. Vehbi Bey ise Mustafa'ya "Bugüne kadar aldığın en isabetli karar, hayırlı olsun' dedi."

"1992'nin Şubat ayında İzmir'de nişan töreni yapıldı ve düğün hazırlıkları başladı. Ailenin en büyük torunu evleniyordu. Hepimiz 14 temmuz 1992 tarihinde yapılacak düğün için çok hevesliydik. Çırağan Oteli yeni tamamlanmıştı ve henüz deneme işletmesi safhasındaydı. Daha resmen açılmamıştı. Bu kadar büyük bir kalabalığı ağırlayabilecek tek yer orası olabilirdi. Davetli listemiz 2.500 kişi olarak belirlendi. Divan'dan destek alarak organize olduk ve 2.500 misafiri ağırladık. Tabii ev sahibi olarak bizler koşuşturmaktan düğünden hiçbir şey anlamadık ama hevesimizi almış olduk. Ali (Koç) Mustafa'nın düğünündeki kargaşadan çok bunalmıştı. Evlendiğinde katiyen düğün istemiyordu. Ali hakikaten istediği gibi sessiz sedasız ve düğünsüz bir şekilde Nevbahar'la evlendi. 23 Ekim 2005'te Mustafa'nın evinde her iki tarafın aileleri ve Ali'nin yakın arkadaşlarının katıldığı bir yemek yedik. Ali bayağı heyecanlıydı. Gelinimiz Nevbahar ise beyaz gelinlik içinde çok hoştu" diyor.

1964'te Koç Topluluğu'nda iş hayatına başlayan Semahat Arsel, babasının iş tutkusunu anlatırken, "Onun bütün hobisi çalışmaktı" diyor. Ailesinden aldığı değerleri "Anne ve babamız gerek kişisel hayatımızda, gerekse iş hayatımızda bize genç yaşta önemli sorumluluklar verdiler. Bize sınırlar çizdiler; aynı zamanda dirayetli olmayı öğrettiler. İlkeli, prensipli yaşamayı, sadece vaaz etmeyi değil, uygulamaya geçmemizi, öğrenmemizi, sağladılar" şeklinde özetliyor.

Semahat Arsel, Koç Holding'te 60 yıla yakın çalışma hayatında ilklere de imza attı. Geçirdiği ameliyatlar sonucunda hemşirelik mesleğinde uzmanlaşmanın ülkemiz için ne kadar önemli olduğunu gördü. 1970'li yılların başında Semahat Arsel Florence Nightingale Vakfı İkinci Başkanı olarak, Koç Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu'nun temellerini attı. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nda da eğitim neferi olarak çalışmalarını sürdürdü.

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan; Ayşe N. Sümer'in yayına hazırladığı kitabında Semahat Arsel, başta kız kardeşleri Suna Kıraç ve Sevgi Gönül olmak üzere, aile bireylerinin, Türkiye'nin her alanda kalkınması için çabalarını, sosyal sorunlara çözüm getirme gayretlerini de anlatıyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

Cartier'nin Yeni Mücevher Koleksiyonu
Cartier'nin Yeni Mücevher Koleksiyonu

Cartier'nin Yeni Mücevher Koleksiyonu

1 dakika okunma süresi
Haftanın Stil İlhamı: Bikiniler
Haftanın Stil İlhamı: Bikiniler

Haftanın Stil İlhamı: Bikiniler

1 dakika okunma süresi
2022 Yaz Moda Trendleri
2022 Yaz Moda Trendleri

2022 Yaz Moda Trendleri

1 dakika okunma süresi
Disney Plus'ta İzleyebileceğiniz En İyi Filmler
Disney Plus'ta İzleyebileceğiniz En İyi Filmler

Disney Plus'ta İzleyebileceğiniz En İyi Filmler

20 dakika okunma süresi
ALEM Summer Weekend / MINI ile BIG LOVE Terrarium Workshop
ALEM Summer Weekend / MINI ile BIG LOVE Terrarium Workshop

ALEM Summer Weekend / MINI ile BIG LOVE Terrarium Workshop

1 dakika okunma süresi
Rachel Araz x Koton Koleksiyon Daveti
Rachel Araz x Koton Koleksiyon Daveti

Rachel Araz x Koton Koleksiyon Daveti

1 dakika okunma süresi
En Etkili Güneş Koruyucular
En Etkili Güneş Koruyucular

En Etkili Güneş Koruyucular

1 dakika okunma süresi

DAHA FAZLASI

Instagram'da Takip Etmeniz Gereken 8 Sanatçı
Instagram'da Takip Etmeniz Gereken 8 Sanatçı

Instagram'da Takip Etmeniz Gereken 8 Sanatçı

“Mona Lisa” Tablosuna Neden Saldırı Gerçekleştirildi?
“Mona Lisa” Tablosuna Neden Saldırı Gerçekleştirildi?

“Mona Lisa” Tablosuna Neden Saldırı Gerçekleştirildi?

Magnum x Kylie Minogue ve DJ Peggy Gou İş Birliği
Magnum x Kylie Minogue ve DJ Peggy Gou İş Birliği

Magnum x Kylie Minogue ve DJ Peggy Gou İş Birliği

Milano Tasarım Haftası'nda “Yüzen Orman”
Milano Tasarım Haftası'nda “Yüzen Orman”

Milano Tasarım Haftası'nda “Yüzen Orman”

Haziran 2022 Sanat Takvimi
Haziran 2022 Sanat Takvimi

Haziran 2022 Sanat Takvimi

Yeni Kitap: “Büyülü Ada Masalları”
Yeni Kitap: “Büyülü Ada Masalları”

Yeni Kitap: “Büyülü Ada Masalları”

Koleksiyonerlik Hikayeleri
Koleksiyonerlik Hikayeleri

Koleksiyonerlik Hikayeleri

2022 Yazında Hangi Konserleri Dinleyeceğiz?
2022 Yazında Hangi Konserleri Dinleyeceğiz?

2022 Yazında Hangi Konserleri Dinleyeceğiz?

Tüm Zamanların En Pahalı Sanat Eserleri
Tüm Zamanların En Pahalı Sanat Eserleri

Tüm Zamanların En Pahalı Sanat Eserleri

2022 Yılı Tony Ödülleri Adayları Belli Oldu
2022 Yılı Tony Ödülleri Adayları Belli Oldu

2022 Yılı Tony Ödülleri Adayları Belli Oldu

Rahmi M. Koç Müzesi'nden “Bir Gemi ve Tekne Koleksiyonu” Kitabı
Rahmi M. Koç Müzesi'nden “Bir Gemi ve Tekne Koleksiyonu” Kitabı

Rahmi M. Koç Müzesi'nden “Bir Gemi ve Tekne Koleksiyonu” Kitabı

İyi Bir Koleksiyoner Nasıl Olunur?
İyi Bir Koleksiyoner Nasıl Olunur?

İyi Bir Koleksiyoner Nasıl Olunur?