İnternetin son yıllarda hayatımıza kattığı kelimelerin sonuna sürekli aynı ek geliyor: "maxxing." Görünüşü mümkün olan en iyi noktaya taşımayı hedefleyen "looksmaxxing", uykuyu optimize etmeye odaklanan "sleepmaxxing" derken şimdi sırada ilişkiler var. Sosyal medyanın yeni trendlerinden "solo-maxxing", bir ilişki arayışını hayatın merkezinden çıkarıp zamanı, enerjiyi ve bütçeyi kendine ayırmayı anlatıyor. İlk bakışta yeni bir TikTok terimi gibi görünse de arkasında değişen flört alışkanlıklarından ekonomik kaygılara kadar uzanan daha geniş bir tablo var.
"Solo" ile bir şeyi mümkün olan en yüksek seviyeye taşımayı ifade eden internet terimi "maxxing"in birleşiminden doğan solo-maxxing, bilinçli olarak bekar kalmayı ve romantik ilişki arayışına ayrılan zamanı kişinin kendi hayatına yönlendirmesini ifade ediyor. "Singlemaxxing", "alonemaxxing" ve "bymyselfmaxxing" gibi farklı isimlerle de kullanılan trend özellikle Z kuşağı ve genç yetişkinler arasında görünürlük kazanıyor.
Buradaki mesele ilişkileri tamamen reddetmek değil. Solo-maxxing daha çok partner bulmayı sürekli devam eden bir proje olmaktan çıkarıyor. Yani hayatı, "doğru kişi" gelene kadar ertelenen bir dönem gibi yaşamamak fikrine dayanıyor.
Tek başına akşam yemeğine çıkmak, sinemaya gitmek, seyahat etmek ya da yeni bir hobiye başlamak solo-maxxing anlatısının en görünür taraflarından. Bunların hiçbiri elbette yeni değil. Değişen şey, tek başına geçirilen zamanın nasıl yorumlandığı.
Uzun süre bir ilişki öncesindeki geçici dönem gibi görülen bekarlık, solo-maxxing ile birlikte kendi başına tercih edilebilecek bir yaşam biçimi olarak ele alınıyor. Tek başına olmak, eksik ya da tamamlanmayı bekleyen bir durumdan çok, kişinin kendi düzenini kurduğu ve bundan memnun olabildiği bir döneme dönüşüyor.
Kariyere daha fazla zaman ayırmak, arkadaşlıklara yatırım yapmak, finansal bağımsızlığı güçlendirmek ya da kimsenin programına göre şekillenmeyen bir rutin kurmak solo-maxxing'in öne çıkan tarafları arasında.
Ancak burada amaç, kusursuz hale gelene kadar ilişkilerden uzak durmak değil. Trend daha çok romantik ilişkinin iyi bir hayatın ön koşulu olmadığı fikrini öne çıkarıyor. Bir ilişki hayatın parçası olabilir ama bütün plan onun etrafında kurulmak zorunda değil.
Trendin tartışmaya açıldığı nokta da tam olarak burada. Bilinçli olarak tek başına zaman geçirmekle insan ilişkilerinden tamamen uzaklaşmak aynı şey değil. Uzmanlar, solo-maxxing'in kişinin gerçekten bağımsızlığı tercih etmesinden mi yoksa incinme ve hayal kırıklığı korkusuyla yakınlıktan kaçınmasından mı kaynaklandığının önemli olduğuna dikkat çekiyor.
Sosyal medya da bu ayrımı bulanıklaştırabiliyor. Solo seyahatler, tek kişilik masalar ve kusursuz sabah rutinleri tek başına yaşamayı yeni bir ideal hayat paketine çevirebiliyor. Böylece ilişki baskısının yerini bu kez "tek başıma hep çok mutluyum" baskısının alması mümkün.
Solo-maxxing'i "Z kuşağı aşktan vazgeçiyor" şeklinde okumak fazla keskin olur. Trend daha çok romantik ilişkiyi yetişkin hayatının varsayılan merkezi kabul etmeyen bir yaklaşımı anlatıyor. Arkadaşlıkları, kariyeri, seyahatleri, hobileri ve tek başına geçirilen zamanı da hayatın ana parçaları arasında konumlandırıyor.
Solo-maxxing'in karşılık bulduğu yer de tam olarak burası. Bekarlığı geçici bir durak gibi görmek yerine, kendi düzenini kurduğun, planlarını ertelemediğin ve hayatını başka bir ihtimali beklemeden sürdürdüğün bir dönem olarak ele alıyor. Böylece tek başına olmak, eksiklik hissinden çok bilinçli bir tercihe dönüşüyor.