Günümüzde bazı sporlar, oyun alanının çok ötesinde bir dünya ortaya koyuyor. Padel de kortta başlayan heyecanı yeni arkadaşlıklara, sohbetlere ve ortak deneyimlere taşıyan bir spor olarak heyecanlı bir deneyimin sinyallerini veriyor. ALEM imzasıyla düzenlenen Bosphorus Padel Cup, 20 Ekim'de İstanbul'da, 21 Ekim'de Bodrum'da spor, iş dünyası ve sosyal hayatı aynı buluşmada bir araya getiriyor. Biz de fikrin ortaya çıkışını, padelin çevresinde gelişen topluluğu ve organizasyonun geleceğini irdelemek için Bosphorus Padel Cup Kurucusu Kamuran Selin Bozkurt ile kortlarda buluşuyoruz.
Bosphorus Padel Cup'ın çıkış noktası neydi? Bu buluşmayı hayata geçirmeye nasıl karar verdiniz?
Benim için her şey tamamen tesadüfen başladı. Padelin Türkiye'ye geldiği dönemde, expat arkadaşlarım sayesinde bu sporla tanıştım. Oynamaya başladığımda aklımda bir organizasyon yapmak yoktu; yalnızca çok keyif aldığım yeni bir hobim vardı. Ama kısa sürede, kortta yaşanan heyecan kadar kortun etrafındaki hayat da ilgimi çekmeye başladı. Dünyayı gezmeyi, farklı şehirlerin ritmini ve yeni eğilimleri takip etmeyi seviyorum. Milano'dan Monaco'ya, St. Barth'tan Dubai'ye kadar takip ettiğim padel kulüplerinde ortak bir şey gördüm: İnsanlar yalnızca spor yapmaya gelmiyordu. Buluşuyor, sohbet ediyor, birlikte zaman geçiriyordu. Padel'in etrafında kendine ait bir sosyal dünya oluşuyordu. Benim hayatımda hobilerin işe dönüşmesi biraz kaçınılmaz. Sevdiğim bir şeyin içine girdikçe, orada neyi farklı yapabileceğimi düşünmeye başlıyorum. Katıldığım ve takip ettiğim turnuvalar, Americano buluşmaları derken şu fikir netleşti: Bu sporun enerjisini, baştan sona incelikle tasarlanmış bir etkinlikle birleştirmek istiyordum. Bosphorus Padel Cup böyle doğdu.
Padelin yükselişinde sizi en çok etkileyen ne oldu?
Bir kez deneyen insanların tekrar tekrar korta dönmesi. Türkiye'de gördüğüm ilginin en dikkat çekici tarafı bu. Benim gibi tutkuyla oynamaya devam eden, programını maçlarına göre düzenleyen, kortta tanışıp arkadaş olan çok bağlı bir oyuncu kitlesi var. Bu nedenle padeli yalnızca yükselen bir trend olarak görmüyorum. Kendi çevremde, insanların gündelik hayatına yerleşen bir alışkanlığa ve bir buluşma nedenine dönüştüğünü gözlemliyorum. Beni heyecanlandıran da bu sosyal tarafı. Bir maç yapıyorsunuz ama deneyim son topla bitmiyor. Sohbet devam ediyor, bir sonraki oyun planlanıyor, yeni insanlar tanışıyor. Etkinlikler açısından baktığımda, bundan daha doğal bir başlangıç noktası düşünmek zor.
Bosphorus Padel Cup'ı bir padel turnuvasından daha fazlası yapan nedir?
Turnuva bu buluşmanın kalbi, ama hikâyenin tamamı değil. Karşılama anından açılışa, maçlardan Padel Talks oturumlarına ve after-party'ye kadar bütün günü tek bir deneyim olarak düşünüyoruz. Yalnızca iyi bir maç programı hazırlamak değil, insanların günün her aşamasında içinde olmaktan keyif alacağı bir atmosfer yaratmak istiyoruz. Benim takip ettiğim örnekler içinde, Türkiye'de bu unsurları bu kapsamda ve bu bütünlükte bir araya getiren bir organizasyona rastlamadım. Bu yüzden Bosphorus Padel Cup'ı hazırlarken hem kapsamına hem de ince düşünülmüş ayrıntılarına önem verdim. İddiamız, programa mümkün olduğunca çok şey eklemek değil. Her şeyin birbiriyle ilişkili olması. Korttaki heyecanın sohbete, sohbetin yeni bir tanışıklığa, günün sonunda da birlikte geçirilen güzel bir zamana dönüşmesi.
Bu buluşma kimlere sesleniyor? Kortta olmak için iyi bir oyuncu olmak gerekiyor mu?
Kesinlikle hayır. İyi oyuncuların sportif heyecanını da yeni başlayanların merakını da önemsiyorum. Hatta belki o gün ilk kez topa vuracak insanları da bu buluşmanın içinde görmek istiyorum. İş dünyasını ve cemiyet hayatını bir araya getirirken, padeli tutkuyla oynayan mevcut topluluğun da bu organizasyonun merkezinde olmasını istedik. Farklı çevreler ve farklı oyun seviyeleri aynı günün içinde buluşabilsin. Üstelik katılmak için mutlaka oynamak da gerekmiyor. Maçları izlemeye, arkadaşını desteklemeye ya da yalnızca bu atmosferi keşfetmeye gelen biri de bizim için bu dünyanın bir parçası. Belki o gün korta çıkmayacak ama ayrılırken "Ben de denemek istiyorum" diyecek. Benim için kapsayıcılık tam olarak bu: Herkesin aynı şeyi yapması değil, herkesin kendine ait bir yer bulabilmesi.
ALEM ile kurduğunuz iş birliği bu fikre nasıl bir boyut kattı?
Bu fikri geliştirirken benim için en doğal partner ALEM'di. Çünkü yalnızca oyunculara seslenen bir turnuva değil; sporun, iş dünyasının ve sosyal hayatın aynı deneyimde buluştuğu bir organizasyon yapmak istiyordum. ALEM ile birlikte bu fikrin sosyal kimliğini de şekillendirdik. Burada mesele, farklı çevrelerden insanları aynı davet listesinde toplamak değil. Birbirleriyle doğal biçimde iletişim kurabilecekleri bir ortam hazırlamak.
Bir yöneticiyle bir girişimcinin kortta karşılaşması, deneyimli bir oyuncunun yeni başlayan birine eşlik etmesi, bir panelde başlayan sohbetin akşam devam etmesi... Beni heyecanlandıran bu karşılaşmalar. Benim padelle kurduğum kişisel bağ ve etkinlik yaklaşımım, ALEM'in dünyasıyla birleşince ortaya çok güçlü bir buluşma fikri çıktı.
Neden Dünya Padel Günü? Organizasyonun takvimini nasıl belirlediniz?
Bosphorus Padel Cup'ı hayata geçirmeye nisan ayında karar verdik. Fakat yalnızca uygun bir tarih bulmak istemedik. Seçtiğimiz günün, yapmak istediğimiz buluşmayla bir anlam ilişkisi olsun istedik. Bu yüzden Dünya Padel Günü'nü beklemeyi tercih ettik. Padeli oynadığımız kadar konuştuğumuz, etrafında oluşan kültürü de görünür kıldığımız bir organizasyon için bu zamanlamayı çok anlamlı buluyorum. 20 Ekim'de İstanbul'da başlayıp 21 Ekim'de Bodrum'da devam edecek bir akış hazırlıyoruz. İki farklı şehir, iki farklı atmosfer ama aynı heyecan. Bu da organizasyonun yalnızca bir kortla ya da tek bir çevreyle sınırlı kalmamasını sağlıyor.
Padel Talks fikri nasıl ortaya çıktı? Kortun yanında neden bir sohbet alanına ihtiyaç duydunuz?
Çünkü padelin etrafında yalnızca oynanacak maçlar değil, konuşulacak çok şey de var. Oynarken ve dünyadaki örnekleri takip ederken sürekli aynı sorulara dönüyordum: Bu spor neden insanları bu kadar içine çekiyor? Sosyal hayatımızda nasıl bir yer ediniyor? Kulüpler, markalar ve farklı topluluklar bu dünyanın neresinde duruyor? Padel Talks bu meraktan doğdu. Kortta yaşanan deneyimin yanına fikir paylaşımını da koymak istedik. Padelin yükselişini, yaşam tarzına dönüşmesini ve markalar için sunduğu fırsatları farklı bakış açılarıyla ele alacağız. Bu oturumları turnuvaya eklenmiş ayrı bir program gibi görmüyorum. Günün doğal bir parçası olarak düşünüyorum. Biraz oynamak, biraz izlemek, biraz dinlemek... İnsanların hem yeni biriyle hem de yeni bir fikirle karşılaşabileceği bir alan yaratmak istiyoruz.
Markaların ve kulüplerin desteği bu yolculukta nasıl bir rol oynuyor?
Böyle bir buluşmayı hayata geçirirken, bu dünyaya inanan kurumlarla birlikte olmak çok kıymetli. Padeli erken keşfeden ve bu alana yatırım yapan markaları görmek, bu sporun gelişimi açısından da önemli. QNB Türkiye bunların başında geliyor. Ana sponsorumuz olarak Bosphorus Padel Cup'a verdikleri destek ve katkıları için kendilerine özellikle teşekkür etmek istiyorum. arsaVev Invest Club'ın ve MINI Türkiye'nin de bizimle olması çok değerli. Bu güçlü iş birliklerinin, padelin Türkiye'de daha geniş kitlelere ulaşmasına ve sürdürülebilir bir ekosistem oluşturmasına katkı sağlayacağına inanıyorum. Kulüplerle olan ilişkim ise yalnızca organizasyon üzerinden gelişmiyor. Oyuncu olarak içinde olduğum, insanlarla tanıştığım, zaman geçirmekten keyif aldığım yerlerden söz ediyoruz. Glass'ta onlarca yeni oyuncuyla tanıştım. Bu nedenle Glass'ın bu yolculukta iyi bir partner olması benim için kişisel olarak da anlamlı. Le Padel, konumu ve atmosferiyle sevdiğim kulüplerden biri. Bodrum'da ise Bodrum Padel Club bu buluşmanın çok kıymetli bir parçası. Her birinin katkısı farklı. Markaların desteği, kulüplerin kendi karakteri ve oyuncuların enerjisi bir araya geldiğinde, organizasyon fikri gerçek bir buluşmaya dönüşüyor.
İş dünyasıyla sosyal hayatı buluştururken nasıl bir iletişim ortamı yaratmak istiyorsunuz?
İnsanların kendilerini tanıtmak zorunda hissetmeden tanışabildiği bir ortam. Benim için iyi bir buluşmanın farkı burada. Birlikte bir deneyim yaşadığınızda, konuşacak ortak bir şeyiniz zaten oluyor. Aynı maçın heyecanını paylaşmışsınız, birlikte gülmüşsünüz ya da bir panelde aynı fikir dikkatinizi çekmiş. İletişim çok daha doğal başlıyor. Bazen uzun bir toplantıda kuramadığınız bağı, birlikte oynadığınız bir maçta kurabiliyorsunuz. Bosphorus Padel Cup'ta da bunu önemsiyoruz. İnsanları yalnızca bir araya getirmek değil, birbirlerini tanıyabilecekleri zamanı ve ortamı sunmak istiyoruz. O gün başlayan bir sohbetin sonrasında da devam etmesi, benim için davetli sayısından çok daha anlamlı.
Markaların bu deneyimde nasıl yer almasını istiyorsunuz?
Bir markanın logosunu görmekle, varlığını anlamlı bulmak arasında büyük bir fark var. Benim önemsediğim, markanın bu buluşmaya neden dahil olduğunun hissedilmesi. Bu yüzden yalnızca görünürlük alanlarını değil, markaların katılımcılarla nasıl temas kurabileceğini de düşünüyoruz. Maçlar, Padel Talks ve sosyal buluşmalar farklı ilişki kurma fırsatları sunuyor. Özellikle padelle erken bağ kurmuş markaların desteğini çok değerli buluyorum. Çünkü bu ilişki tek bir etkinlikle sınırlı kalmayabiliyor; kulüplere, oyunculara ve yeni başlayanlara uzanan daha uzun soluklu bir katkıya dönüşebiliyor. Amacımız, markaların deneyimin dışında duran bir unsur olması değil. Buluşmanın karakterine uygun, doğal ve katılımcıya değer katan bir şekilde içinde yer almaları.
Açılış ve after-party dahil, katılımcıları nasıl bir gün bekliyor?
Ritmi olan bir gün hazırlıyoruz. İnsanların geldiği andan itibaren özenli bir buluşmanın içinde olduklarını hissetmelerini istiyorum. Açılış için bir sürprizimiz var; detayını şimdilik saklayalım. Ardından maçlar, Padel Talks, sohbetler ve sosyal buluşmalarla devam ederken; akşam da İstanbul'da Hidden House Bebek'te, Bodrum'da ise İxir Bitez'de gerçekleşecek after-party ile başka bir enerjiye geçen bir akış olacak. Ama benim için asıl mesele, programın yoğunluğu değil, nasıl yaşandığı. Her anı düşünülmüş olsun istiyorum; fakat katılımcılar bunu katı bir program gibi hissetmesin. Oynamaya, izlemeye, sohbete ve spontane karşılaşmalara da alan kalsın. İyi tasarlanmış bir etkinliğin biraz da böyle olduğunu düşünüyorum: Arkasında büyük bir hazırlık vardır ama içinde olmak zahmetsiz hissettirir.
Bu ilk edisyonun ardından Bosphorus Padel Cup için nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?
Bu buluşma ilk edisyonumuz. Bosphorus Padel Cup'ı yılda dört kez, farklı kulüplerle iş birliği içinde gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Tek bir etkinlik yapıp bitirmek değil, insanların yeniden buluşmayı beklediği bir takvim oluşturmak istiyoruz. Farklı kulüplerle çalışmak benim için ayrıca önemli. Her kulübün kendine ait bir atmosferi ve oyuncu çevresi var. Bu çeşitliliği koruyarak, her edisyonda yeni insanlarla tanışan ama kendi kimliğini de sürdüren bir buluşma yaratmak istiyoruz. İlk edisyondan ayrılan deneyimli bir oyuncunun "Bir sonrakinde yine oynayacağım", yeni başlayan birinin "O zamana kadar biraz daha hazırlanacağım", izlemeye gelen birinin de "Bir dahaki sefere ben de kortta olacağım" demesi beni çok mutlu eder. Çünkü benim için bu hikâyenin en güzel tarafı, tesadüfen başlayan bir hobinin yeni arkadaşlıklara ve yeni fikirlere kapı açması. Bosphorus Padel Cup'la paylaşmak istediğim duygu da bu: O gün güzel vakit geçirmek ve bir sonraki buluşma için şimdiden heyecan duymak.