İsviçre Ticaret Odası Derneği’nin, Türkiye ve İsviçre arasındaki iş birliğini güçlendirmek hedefiyle düzenlediği İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu bu yıl 12. kez gerçekleşti. Swissotel The Bosphorus’da gerçekleşen “Yaşam Bilimlerinde Dijital Değişim” konulu forumda açılış konuşmacılarından biri de İsviçre İstanbul Başkonsolosu Monika Schmutz Kırgöz’dü. Beş yıldır görev yaptığı Türkiye’ye Haziran ayında veda etmeye hazırlanan Kırgöz ile İsviçre Türkiye Ekonomik Forumu, Türkiye ve İsviçre arasındaki ilişkiler, İstanbul ve moda üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Beş yıldır Türkiye’desiniz. İki ülke arasında benzerlikler var mı?
Ne yazık ki Haziran’da ayrılıp Lübnan’a gidiyorum. İş hayatındaki disiplin ve sıkı çalışma anlamında Türkler ve İsviçrelilerin çok benzediğini düşünüyorum. Türkler çok sadık ve çalışkanlar. İnsanlar gerçekten çok sıkı ve ciddi çalışıyorlar. Bunlar İsviçrelilerde de olan özellikler. İşteki ciddiyet duygusu ve dinamizmin çok benzediğini düşünüyorum. Kültürel olarak durum biraz farklı. Biz dört farklı dilin konuşulduğu, üç farklı dinin olduğu küçük bir ülkeyiz. Yine de şunu unutmayalım ki, İsviçre’de yaşayan 100 bin Türk var. İsviçre’de Türk asıllı parlamenterler de var.
İsviçre’de yatırım yapmakla ilgilenen çok sayıda Türk iş adamı var mı?
Evet, hem de çok sayıda.
İsviçre’ye yatırım yapmanın avantajları neler?
Avrupa’nın tam merkezinde, teknolojinin son derece ileri seviyede olduğu bir ülke İsviçre. Aynı zamanda vergi anlamında da avantajları var. İsviçre’de üretilen her şey yüksek kalitede. Türk iş adamları son derece akıllı ve stratejik hareketler yaptıkları için ve ileri görüşlü oldukları için yatırım yapıyorlar. Bir ayakları çoktan İsviçre’de diyebiliriz. Ayrıca şunu da söylemek isterim, İsviçreli iş adamları da Türkiye’de yatırım yapıyorlar. Türkiye’ye en çok yatırım yapan beşinci ülkeyiz.
Türkiye’de geçirdiğiniz süreyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Daha gitmeden özlem duygusu başladı. Haziran sonunda gideceğim. Çok özleyeceğim, ama eşim Türk olduğu için sık sık ziyaret edeceğim. Burası benim ikinci ülkem gibi…
En çok neleri özleyeceksiniz?
Öncelikle misafirperverliği. Dünyada insanların bu kadar sıcak ve cömert olduğu başka bir yer yok bence. Bu beş yılda insanlar bana ve aileme kucak açtılar. Herkes bana çok iyi davrandı. Ne zaman İsviçre’ye gitsem, iki gün sonra Türkiye’ye dönmek istiyorum.
Sizin için özel olan yerler var mı?
Adalar’ı çok seviyorum. Boğaz’da koşuyorum. Bana hep “Bu kadar çok yiyip nasıl zayıf kalıyorsun” diye soruyorlar. Çünkü her gün fitness yapıyorum ve koşuyorum. Çok erken kalkıyorum, balıkçılarla aynı anda! Beşinci senenin sonunda artık herkesi tanıyorum. Her sabah aynı insanları, balıkçıları görüyorum ve selamlaşıyoruz. Küçük bir aile gibiyiz. Türkiye böyle bir yer. Bir restorana üç kez gittikten sonra insanlar sizi tanıyorlar. Her zaman kendimi çok iyi ağırlanmış hissediyorum. İlgi gösteriyorlar, kahve ikram ediyorlar. İsviçre’de aynı restorana bin kere gitsem de bana kahve ikram etmeyeceklerini garanti ederim size. Burada insanların sıcaklığı bambaşka. Ayrıca yemekleri de çok seviyorum. Neyse ki Lübnan’da da benzer tatlar var.
Her zaman çok şıksınız. Modayı seviyor musunuz?
Kesinlikle evet. Eşim bana “Artık alışverişi bırak, nasıl taşınacağız” diye takılıyor. Modayı çok seviyorum, ayrıca Türk markaların tasarımları da çok hoşuma gidiyor. Gardırobumun yüzde 80’i Türk markalardan oluşuyor. Vakko’nun tasarımlarının iş kadınları için kusursuz olduğunu düşünüyorum. Hem şık hem orijinal. Beymen’den de uluslararası markalar yerine kendi tasarımlarını alıyorum. Machka, Roman, İpekyol, Silk & Cashmere de sevdiğim markalar arasında. Kapalıçarşı’da kuşaklardır mücevher yapan zanaatkarlar var, gerçekten çok güzel.
İş ve aile hayatını nasıl dengeliyorsunuz?
Çocuklar erken çıktığı için ben de erken kalkıp onları görüyorum. Daha sonra sporumu yapıyorum. Bütün sosyal programlarımı hafta içi yapıp, hafta sonlarını ailemle geçirmeye çalışıyorum. Ailece seyahat etmeyi çok seviyoruz. Bodrum’a, İzmir’e çok sık gidiyoruz. Kapadokya, Gaziantep… Bence Türkiye’de en iyi mutfak Gaziantep’te, üç kez gittik bugüne kadar.
Siz yemek yapar mısınız?
Hayır, ama eşim yapıyor. Benim çok vaktim yok, merakım da. Büyük oğlum benim gibi yapmayı değil, yemeyi seviyor. 13 yaşındaki küçük oğlum ise babası gibi yemek yapmaya çok meraklı. Ekmek bile yapıyor.
Yılbaşını nasıl geçireceksiniz?
Bodrum’da Türk arkadaşlarımızla olacağız. Bodrum’da çok güzel bir evleri olan arkadaşlarımız bizi ağırlayacak.