Huzur dolu bahçeden yalıya adımınızı attığınız anda sanatseverlerin kayıtsız kalamayacağı dakikalar başlamış oluyor. Her bir köşesine sanatın sindiği yalı, resim, heykel, enstalasyon ve objeleri ile sizi içine çekiyor. Adım adım gezerken karşılaşılan birbirinden etkileyici eserler Berrak-Nezih Barut Koleksiyonu’nun özenle seçilen parçaları. Tam bu kadardır diye düşünürken karşılaştığınız yeni bir eser hem şaşırtıyor hem de büyülüyor. Berrak Barut tutkuya dönüşen sanat sevgisini yaşamının içine davet ederek sanatı yaşıyor. Berrak Barut’a sanat tutkusunu ve sanata hayatında ayırdığı yeri sorduk ve tadına doyamadığımız bir söyleşi gerçekleştirdik.
Nezih-Berrak Barut Koleksiyonu’nuz bir kitap olarak basıldı hangi eserler vardı kitapta?
Koleksiyonumuzu ziyaret eden misafirlerimiz için hazırlanan bir çalışmaydı aslında. İçinde 65 farklı sanatçıya ait eserler yer alıyor. Kitaptaki bazı sanatçı ve eserlerinin isimlerini şu şekilde sıralayabilirim; Antony Gormley - Sublimate XXII, Erol Akyavaş – Blockade, Tony Cragg - Dancer, Julian Schnabel - Last diary entry, Alex Katz - Sarah Mearns, Haluk Akakçe - Bird Cage.
Beğendiğiniz ressamlardan birkaçını ve onlara olan merakınızın nedenleri anlatır mısınız?
20. yüzyılın en büyük İngiliz ressamı olarak bilinen Francis Bacon’u çok beğeniyorum. Bacon’ın figüratif ekspresyonist tablolarında korku, ızdırap ve karamsarlık çok çarpıcı bir şekilde hissediliyor. İnsanoğlunun doğasındaki o kötülüğü, ümitsizliği ve şiddeti sert fırça darbeleriyle ustaca dışa vuruyor. Mehmet Güleryüz heykel, baskı, yağlıboya, performans, enstalasyon çalışmaları ile, tiyatro ve sinema alanında gerçekleştirdiği projeler ile çok yönlü bir sanatçı. Sıra dışı bir tekniği olduğunu düşünüyorum. Bence Nejat Melih Devrim, Türk resminde bir fenomen. Çok sevdiğim bir isim. Modern sanatta, soyutta çok önemli bir sanatçı. İnci Eviner; benim için çok özel, eserleri koleksiyonumuzda da yer alıyor.
Çalışmalarındaki çok yönlülük inanılmaz, disiplinler arası bir noktada durduğunu söyleyebilirim. Yine Yayoi Kusama; yaşayan en önemli sanatçılardan. Yaşam öyküsü her zaman beni çok etkilemiştir. 10 yaşından beri gördüğü halüsinasyonlardan esinlenerek benekler ve ağları resmetmeye başlamış. Geceleri gönüllü olarak kaldığı bir akıl hastanesinde, gündüzleri ise atölyesinde geçiriyor olması sıra dışı. Bunun yanında roman, şiir ve otobiyografi yazıyor, film yapımcılığı ve yayıncılık gibi projelerde de imzası var. Çok yönlü bir sanatçı, yarattığı eserlerde de bunu keşfetmek inanılmaz bir yolculuk. Mark Rothko ve Vincent Valdez de ilk etapta aklıma gelen isimlerden. Çalışmalarını çok beğeniyorum.
Contemporary Istanbul Collectors’ Stories kitabına hangi eserinizle girdiniz? O eseri seçme nedeniniz neydi?
İki eser yer alıyor. Biri Fahr el Nissa Zeid’in Piyanist adlı eseri. Diğeri ise Marc Quinn’in Çiçekler/ Gece Bahçesi. Fahr el Nissa Zeid ile aynı çatı altında yaşamış olmamın yanında, Türkiye’nin en önemli modern kadın sanatçılarından biri. Hayatının farklı dönemlerinde figürleri, desenleri ve renkleri kullanımındaki değişkenlik ve zenginlik beni çok etkiliyor. İlginç yaşam öyküsünün yansımalarını figürlü, geometrik ve soyut kompozisyonlarında ve portrelerinde görmek mümkün. Piyanist de iç dünyasının derinliklerini yansıttığı figüratif döneminin eserlerinden biri. Marc Quinn’in Çiçekler/Gece Bahçesi, yaklaşık 5 yıl önce koleksiyonumuza dahil oldu. Bu tabloda, modern teknoloji ile doğanın limitlerinin zorlandığını ve farklı mevsimlerde açan çiçeklerin bir arada olabildiğini görüyoruz. Sıra dışı bir karşıtlığı aynı karede sunuyor. Quinn’in birçok alanda farklı eserler üretebilme yeteneği gerçekten müthiş. Quinn’i şahsen tanıyor olmak ve sanata yaklaşımını bire-bir kendisinden dinlemiş olmak, kurduğumuz bağı daha da güçlendiriyor.
Sahip olduğunuz Berrak- Nezih Barut Koleksiyonu’ndan biraz daha detaylı bahseder misiniz?
Oryantalist resim ve yağlı boyalarla başladık. Bunun dışında tombak, toprak altı ve Beykoz koleksiyonumuz mevcut. Takip eden zamanlarda da resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon gibi farklı mediumlardan modern ve çağdaş sanat eserlerini koleksiyonumuza katmaya devam ettik. Koleksiyonumuzun başlarında dönemsel bakmaya çalıştık ancak zaman içinde o kadar çok çarpıcı ve etkileyici yapıtla karşılaştık ki, koleksiyon kendi içinde sürekli yenilenen çağdaş bir çizgiye geldi. Sadece resim değil, objeler, heykeller, enstalasyonlar, fotoğraflar ve videolar da koleksiyonumuzda önemli yer kaplıyor. Tamamen kendi bakış açımızı, algımızı ve beğenimizi yansıtanlar özellikle de.
Heykele olan ilginiz de biliniyor, beğendiğiniz takip ettiğiniz heykeltıraşlar kimler?
Evet, heykeller koleksiyonumuzda önemli bir yer tutuyor. Beğenerek takip ettiğimiz, koleksiyonumuzda da olan sanatçılar arasında ilk aklıma gelenler; Seçkin Pirim, Seyhun Topuz, Jaume Plensa, Antony Gormley, Ai Weiwei, Xavier Veilhan, Jack Pierson, Tony Cragg, Anish Kapoor.
Görür görmez etkisi altında kaldığınız bir eser var mı?
8 sene evvel Art Basel’de gördüğüm ve o dönemde sanatçısını tanımadığım bir heykel beni bir anda beni kendine çekmişti. Mermerden yapılmış, uyuyan bir çocuk heykeli. Üzerinde dünya alfabesi vardı. Çok etkilenip aldığım bu iş, Jaume Plensa’ya aitti.
Eşinizle birlikte sanat koleksiyonuna sahipsiniz aranızda sanat sohbetleri olur mu? Zevkleriniz ortak mıdır?
Elbette bu alandaki paylaşımlarımız oldukça yoğun oluyor. Sanat, eşim ve benim ortak tutkumuz. Beğendiğimiz bir eser ya da objeyle karşılaştığımızda aynı heyecanı duyar, bu heyecanı da birbirimizle paylaşırız. Eşimle birlikte, yurt içi ve yurt dışındaki sergileri, müzayedeleri kaçırmamaya çalışıyor, beğendiğimiz sanatçıların eserlerini yakından takip ediyoruz. Ortak seyahatlerimizin pek çoğu sanat fuarları, bienaller ve sergilere yoğunlaşıyor. Eserleri genellikle birlikte karar verip alırız. Birlikte katalogları incelemeyi çok severiz. Sanat alanındaki beğenimizin birbirine çok yakın olduğunu söyleyebilirim. Genellikle aynı eserler ve aynı sanatçılar bizi heyecanlandırıyor. Birlikte fikir alışverişinde bulunuyor, koleksiyonumuza ekleyeceğimiz parçalara birlikte karar veriyoruz. Bunun yanında zevklerimiz bazen de farklılık gösterebiliyor.
Yaşadığınız bir anı var mı bu konuda?
Evan Penny’nin bir eserini eşim çok almak istiyor, ben ise istemiyordum. Sonunda o iş alındı, ama eve değil, eşimin ofisine gitmek durumda kaldı. İlerleyen zamanlarda ise eseri gördükçe çok etkilenmeye başladım, eşime seçiminden dolayı hak verdim ve şu an çok beğeniyorum. Bugün Penny’nin bu eseri evimizin en özel yerlerinden birinde.
İş yerinizde sanata özellikle yer veriyorsunuz, çalışma odanızda hangi eser bulunur?
Koleksiyonumuzun büyük çoğunluğu Abdi İbrahim’in merkez ofisi, üretim ve Ar-Ge binalarında sergileniyor. Tasarımıyla mimarı Dante Benini’ye İtalya’da “Yılın En İyi Mimarı” ödülünü kazandıran merkez binamızın modern tasarımıyla koleksiyonumuzdaki bazı sanat eserlerinin bütünleştiğini söyleyebilirim. Binalarımız kendi içinde bir çağdaş sanat merkezine dönüştü. Bu değerlendirmeyi binamızı ziyaret eden dostlarımızdan ve çalışanlarımızdan duymak bizi mutlu ediyor. Koleksiyona ait eserleri özel yaşamımıza ait mekanlarda olduğu kadar, Abdi İbrahim’e ait binalarda da sergiliyor olmamız çalışanlarımızın motivasyonlarını ve en önemlisi sanata olan ilgilerini de artırıyor. Bununla birlikte, her yıl Contemporary Istanbul kapsamında sanatseverler ve yabancı gazeteciler, sanatla mimarinin iç içe geçtiği Abdi İbrahim Tower’ı ziyaret ediyor.