Çekim günü, sabah saat 08.30’da Soho House İstanbul’da Missoni Ailesi'nin fertleriyle buluştuğumuzda çekim için hazırlıklar henüz devam ediyordu. Missoni Ailesi, Assouline'in Türkiye Marka Sahibi İrem Kınay'ın davetlisi olarak kitabın imza günü için İstanbul'a gelmişti. Ailenin göz bebeği olan Rosita Missoni, Cowshed Spa’da hazırlanıyordu; Angela Missoni, Ömer Faruk Dinç ile makyajı üzerine sohbet ediyordu… En tasasızı ise yazdığı ve Assouline tarafından yayınlanan The Missoni Family Cookbook adlı kitapla aile geleneklerini yaşatmaya niyetli olan Francesco Maccapani Missoni’ydi. O Alice’te oturmuş çayını yudumluyordu. Ben de yanına oturup kendime bir kahve söyledim. O anda çayını bitirmek üzere olan Francesco’ya da bir Americano isteyip istemediğini sordum. Cevabı çok net bir şekilde hayır oldu. Meğer kendisi asla kahve içmiyormuş. E, peki bu kadar nitelikli bir kitabın yazarı ne yiyor, ne içiyor, nasıl oldu da böyle bir kitap yazmaya karar verdi... Angela ve Rosita hazırlanırken biz de Francesco’yla sohbete başlayalım dedik.
Francesco Maccapani MISSONI
Nasıl bir beslenme düzenine sahipsiniz?
Hayatınızı renklendiren en büyük lüksünüz nedir?
Rosita & Angela MISSONI
Francesco Maccapani Missoni’nin kaleme aldığı yemek kitabı sizde nasıl bir his uyandırıyor?
Rosita Missoni: Bu yemek kitabının bu sene piyasaya çıkması ailemiz için gerçek bir kutlama niteliğinde! Missoni, kuruluşunun tam 65. yılını kutluyor bu sene. Bu da bir hatıra kitabı. Ve bizim için çok değerli. Aile geleneklerimizi yaşatıyor.
Angela Missoni: Francesco, zaten her zaman geleneklerine çok bağlı bir çocuktu.
Yemek yemek sizin için ne ifade ediyor?
R.M.: Paylaşmayı, bir arada olmayı... Çok şanslıyız ki, İtalya’da hala mevsimleri yaşıyoruz. Ve en önemlisi mevsim dışında hiçbir şey, pişirmiyoruz. Örneğin, yılbaşı sofrasında servis edilen domatesten nefret ederim çünkü domatesin mevsimi kışın değil! Her sebzenin ve meyvenin bir sezonu var. Sadece patates ve soğanı yıl boyunca yiyebilirsiniz...
A.M.: Annem Rosita’nın evi, hepimizin çalıştığı Missoni fabrikasına çok yakın. Tüm aile öğle yemeklerinde annemin sofrasında buluşuruz. Öğle yemeği için eve gitmek... Bundan daha büyük bir lüks olabilir mi sizce? Bu sofrada, işle ilgili her türlü soruna çare getiririz. Bolca sohbet ederiz. Bunca yemeği kim yapıyor derseniz çok şanslıyız ki, annemin de, benim de yanımda uzun yıllardır çalışan Filipinli ve Sri Lankalı yardımcılarımız var. Onlara tüm aile tariflerimizi öğrettik. Ve birlikte üstesinden gelemeyeceğimiz davet yok.
Sizce iyi bir davet vermenin sırrı nedir?
A.M.: Evde davet vermeyi çok severim. Özellikle yazın Sardinya’daki evimin bahçesinde... Bence iyi bir davet vermenin sırrı, lojistik olarak iyi bir plan yapmaktan geçiyor. Ben şahsen partilerde insanların ellerinde yiyecek ve içecekler sıkış tıkış oturmalarına tahammül edemiyorum. Bu nedenle bahçeyi ona göre her davette farklı bir şekilde düzenlerim. Misafirler, eve her geldiklerinde şaşırmalılar. Her defasında farklı masa örtüleri, sofra takımları, mumlar kullanmaya bayılırım. Bir de partide en önemli şeylerden biri hiç şüphesiz ışıklandırma.
Annenizden aldığınız en iyi hayat tavsiyesi nedir?
A.M.: Hayatta ne olursa olsun ailenizle asla kavga etmeyin.
R.M.: Hayatta ne yaparsan yap, farklı ol. Diğer insanları takip etme. Ben hayatta bir tek yemek konusunda gelenekselciyim. Başka konularda ise oldukça açık görüşlüyümdür.
A.M.: İnsanların hafta sonu için gittikleri yerde biz yaşıyoruz, fabrikamız orada. Tam tersi hafta sonları ise Milano’ya gidiyoruz. Milano’ya sadece 40 dakika uzaklıktayız. Bu bile ne kadar farklı bir annem ve babam olduğunu gösteriyor. Yıllar önce buraya taşınmışlar.
Hayatınızdaki en büyük lüks nedir?
A.M.: Şu kümes meselesini Francesco size anlatmıştır. Ben komşum, annem ise kendi kümesi olduğu için çok şanslı!
R.M.: Kendimle zaman geçirmek. Torunum Margherita ile alışverişe gitmek, bit pazarlarını dolaşmak.
Missoni stili sizin için ne ifade ediyor?
A.M.: Missoni, renk ve desenlerle konuşan bir marka. Böyle bir dil yarattı. Her rengin bir anlamı var.
R.M.: Eşim sanatçıydı. Renkler onun için çok önemliydi. Renkler Missoni’nin DNA’sı.
A.M.: Missoni, 1953 yılında annem Rosita ve babam Ottavio tarafından kuruldu. Bu marka o zaman için büyük bir yenilikti. Renk ve desenlerin hakimiyetinde bir marka... Herkesin sade giydiği bir dönemde... Ailemin ne kadar farklı olduğunu buradan anlayabilirsiniz.
R.M.: Ben dergilerden sayfaları kesip saklayan ve onları arşivleyen bir çocuktum. İleride bir marka yaratmak, hep aklımda olan bir şeydi.
Verebileceğiniz en iyi stil tavsiyesi nedir?
R.M.: Kendimi kıyafetimin içinde rahat hissetmiyorsam eve gidip üstümü değiştiririm. Rahatlık ve kendin olmak, bunlar en önemlisi.
A.M.: Kızım Margherita, altı yaşındayken odamda kıyafetlerime bakıp, “Anne kıyafetler müthiş. Ne giysen harika görünüyorsun” derdi. Ben de ona cevap olarak, “Hayır, kıyafetler müthiş değil; benim gardırobumdakiler bana uygun oldukları için müthiş görünüyorlar” derdim. Önemli olan size uygun kıyafetleri giymeniz.
Missoni Ailesi'nin çekim arkası videosu
Francesco Missoni röportaj videosu