Başarılı iş hayatı ile her zaman göz önünde olan Mine Kalpakçıoğlu Kanlıca’daki 2. dereceden tarihi eser evinde oğlu Kaan ile huzurlu bir yaşam sürüyor. Motorsiklete ve yeşil doğaya tutkusu olan Mine Hanım stili ile de büyük beğeni topluyor. İşindeki başarısını özverili çalışmasına bağlayan Mine Hanım oğlu ve arkadaşları ile geçirdiği zamanın yeni nesille iyi iletişim kurmasını sağladığını söylüyor. Mine Kalpakçıoğlu ile samimi bir söyleşi gerçekleştirdik. Mine Kalpakçıoğlu asil güzelliği ile objektifimizin karşısına geçince ortaya birbirinden güzel kareler çıktı.
Marka imajının oluşmasında “halkla ilişkiler”’in rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Birlikte çalıştığınız firmalara danışmanlık veriyor musunuz?
Birlikte çalıltığımız firmalar bizden bir halkla ilişkiler şirketi olarak zaten buna destek vermemizi talep etmekte. Biz T.I.M.E PR olarak tüm müşterilerimizi kendi yerimiz gibi sahipleniyoruz dolayısıyla bildiğimiz haşkla ilişkiler hizmetinin ötesine taşıyoruz hizmetimizi. Birçok müşterimizin genel kurul toplantılarına da çağrılıyoruz zira biz bir nevi onların dışarıdaki gözü oluyoruz. O yüzden de bizi seçen müşterilerimizin bizim de inanarak iletişimini yapabileceğimiz şirketler olması için çaba gösteriyoruz. Müşterilerimizle ‘aynı lisanı konuşamazsak’ istediğimiz iletişimi yapamayız; ama başta da dediğim gibi hep yolumuz açık oldu ve hep sevdiğimiz saydığımız zevkle çalışıp hizmetlerini çok beğendiğimiz müşterilerimiz oldu.
İş hayatınızda vazgeçemediğiniz kurallarınız var mı?
Ben çok genç yaşlarda bu işe gönül verip hep bu sektörde hem Yurt dışında hem Türkiye’de çalıştım. İşimi çok iyi bildiğime ve yaptığıma inanıyorum. Dolayısıyla müşterinin istediklerini önce dinleyip daha sonra kendi başımıza buyruk çalışmak biz en önemli özelliğimiz. Müşterimiz karşı çıktığı noktalarda ticaret için boyun eğmeyip kendi doğrularımızı uygulamakta ısrar etmekten vazgeçmeyiz çünkü sonunda istediği neticeyi almaya başladığı zaman hem müşetri hem biz mutlu oluyoruz. Müşterinin başarısı bizim de başarımız olduğundan yapmak istediğimizi sonuna kadar savunmayı gerekirse müşteriyi kaybetmeyi bile göze alarak yolumuza devam etmeyi bir kural olarak aldım. Tanrıya bin şükür bu güne kadar da bu kuralımdan dolayı hiç mahçup olmadım.
Çok güzel ve etkileyici bir kadınsınız hiç oyunculuk teklifi aldınız mı? Ya da başka bir görsel sanat dalından teklif geldi mi?
Yalan söylemiyeceğim çekinerek soranlar oldu genç yaşlarda ama ben sahne üstünde olmaktansaa sahne arkasında olmayı tercih ettim. Ama okul yıllarımda gayet ciddi tiyatrolarda yer aldım. Örneğin Lisede Shakespeare’in ‘Venedik taciri’ adlı eserinden uyarlanan oyununda Portia rolünü oynadım.
Motorsiklet tutkunuz devam ediyor mu? Motorsikletin hayatınızdaki yeri nasıl şimdi?
Motorsiklet bir turku benim için. Motorsikleti doğada kullanmayı, motocross yapmayı seviyorum. Doğayla yüz yüze olmak tamamı ile bir hürriyet duygusu veriyor bana. Maalesef Istanbul da motorsiklet kullananlara saygı yok o yüzden de oğlum başta sonra da erkek arkaaşım motorsikletimi satmakta ön ayak oldular bana. Şimdi sadece sayfiye yerlerinde, orman dağ taş tepede kullanıyorum tatillerde.
12 kuşaktır Kanlıcalısınız, Kanlıca’yı nasıl anlatırsınız?
Annem tarafından Kanlıcalıyım. Hep yurt dışında yaşadım çocukluğumda ama Kanlıca’da yazları geçirdiğim zamanlar çok keyifliydi. Kanlıca eski zaman İstanbul’u gibi; herkes birbirini tanır, sokakta selam verir, saygılıdır sevecendir. Eski örf ve adetlerin hala uygulandığı bir yerdir benim için.
Şimdi oturduğunuz ev ikinci dereceden tarihi eser, evinizi döşerken nelere dikkat ettiniz? Antika eşyalar mı yoğunlukta yoksa modern çizgileri mi tercih edersiniz?
Evimin kendisi dışında pek eski ve antika eşya sevmem. Yeni, temiz, kullanılmamış severim. Net modern cizgiler severim. Evimi döşerken evin ruhunu kaybetmemek için çok modern çizgilere gitmedim biraz daha otantik havada, daha rahat kır evi gibi döşedim. Evin rahatlığı benim için en önemlisiydi zira oğlum Kaan 3 yaşındayken bu eve taşındım ve onun sakınmadan yaşayabileceği bir ev olmasını istedim.
Bir dönem Amerika’da yaşadınız oradayken günleriniz nasıl geçerdi, yapmaktan hoşlandığınız aktiveteler, gittiğiniz yerler nereleriydi?
Evet, hem İngiltere’de hem Amerikada yaşadım. O yıllar hayatım daha çok işle geçerdi. İş dışında yaşadığım şehir ve etrafını keşfetmeyi severdim. Özellikle Londra da, bir taksi şöförü gibi bilmediğim sokak mahalle nadir vardır herhalde. Bazı günler durmadan 10-12 saat yürüdüğüm olmuştur. Onun dışında tenis oynamayı çok severdim o dönemde ve o yüzden muhakkak bir tenis kulübüne üyeliğim olurdu boş vakitlerimde hem spor yapar hem de sosyalleşirdim.
Oğlunuz Kaan ile birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?
Her şeyi…Ama o artık bir küçük adam, kendi hayatı olmaya başladı buna da saygım var tabii. Arkadaşları da beni sevdiği için arkadaşlarıyla da hep beraber programlar yapıyoruz. Onların enerjisi bana doping oluyor, kendimi çok genç ve zinde hissediyorum onların sayesinde. Kaan ile doğada spor yapmayı çok severiz. Futbol oynarız, tema parklarına gider bütün oyuncaklara birlikte bineriz, maç seyrederiz. Kaan ayrıca işimin de en büyük destekçisi. Onun bana verdiği fikirleri çok ciddi dinlerim, yeni nesili anlayıp onlara da iletişim kurmamda büyük payı var oğlumun.
Hayatta sizi en iyi anlayan kişi kim? Onunla neler paylaşırsınız?
Hayatta beni en iyi anlayan tabii ki annem ve babam. Maalesef babamı bir kazada kaybettim 5 sene önce. Annemle her şeyi konuşmayız ama nasıl oluyorsa o her şeyi anlar. Benimle konuşur konuşturur; ama hep benim doğruyu bulmam ve olayları çözmem için bana yol gösterir. O benim kahramanım.
Güzellik sırlarınızı bizimle paylaşır mısınız? Rutin bakımlarınız var mıdır? Detoks cilt bakımı gibi uygulamalar yapar mısınız?
Evet var. Genelde makyaj yapmam, gerekiyorsa da çok hafif yaparım. Cildime fazla kimyasal sürmeyi sevmem o yüzden doğal yağlarla nemlendiririm. Bir keresinde tüm gün teknede rüzgar yediktan sonra bir balıkçıya indik. Cildim o kadar kurumuştu ki hava çok soğuktu. Zeytinyağını sofrada görünce yüzüme bacaklarıma sürmeye başladığımda tüm arkadaşlarum dalga geçmişti. Onları ikna edip sürdürdürdükten sonra onları da soğuk sıkım zeytinyağına alıştırdım. Ağır makyaj yapmam yapmam, yaparsam da davet biter bitmez eve dönünce çıkartırım, suyla sabunla yüzümü yıkar ve yüz fırçasıyla fırçalarım.
Stilinizle öne çıkıyorsunuz, kendi stilinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Stilim kendi vücudumu tanımak. Kusurlarımı güzelliklerimi bilip onları kabullenmek. Rahat ettiğim, okazyona uygun kıyafet seçerim, rahat ettiğim kıyafet ile en güzel olurum çünkü. Şayet sevdiğim bir çizgi değilse trendlerden çok etkilenmem. Alış veriş yaparken markaya önem vermem, kesim ve renge bakarım. Seçtiğim parçaları istediğim ‘look’ a göre aksasuarlarla tamamlarım. Çantaya hiç para vermem, önem de vermem. Bazen aynı çantayı 2 hafta her gündüz kullandığım olur. Benim için çantanın işlevi görselliğinden daha önemlidir.
Dünyadan ve Türkiye’den beğendiğiniz tasarımcılar kimler?
Türkiye’de Arzu Kaprol ve Raisa Vanessa. Dünyadan ise Stella McCartney, Tom Ford.
Seyahate çıktığınızda yanınıza mutlaka aldığınız üç parça ne olur?
Telefonum, kulaklığım ve güneş gözlüğüm.
Tatilleriniz için favori rotalarınız hangileri?
Ben sıcak yerleri, doğası yeşil olan yerleri seviyorum. Uzak Doğu’yu kültüründen dolayı ve doğasından dolayı hep sevdim. Ama Afrika’da Zimbabwe, Botswana ve Güney Afrika Cumhuriyeti’ni çok severim.
Bugün 20’li yaşlarınıza bir mesaj iletme şansınız olsa ona ne söylerdiniz?
Eyvah! Çok fazla mesajım var ama galiba onu da başka bir röportajda ayrı işeyebiliriz. Epey bir mesajım var; iyisiyle kötüsüyle ama bunların hepsi bir teşekkür mahiyetinde; bugün olduğum insanı şekillendirdikleri için müteşşekkirim onlara.