Antik ismi ile Pergamon, modern ismi ile İzmir’in bir ilçesi olan Bergama, antik dönemin en gözde şaheserlerinden biri olan “Büyük Sunağı”, yaklaşık 2200 yıl topraklarında saklayabilir, ta ki 1869’da Osmanlı Devleti hesabına İzmir’den Dikili’ye giden demiryolu inşaatını yapan Alman mühendis Carl Humann, Pergamon’da daha öncesinde gördüğü bazı heykeltıraşlık parçalarını Berlin’e taşımaya başlayana kadar... 1871’de Pergamon’da gördüğü bazı önemli heykeltıraşlık parçalarını Berlin’e gönderen Carl Humann, 1878’de kazı çalışmalarına başlar ve kazılar süresince bulduğu tüm heykeltıraşlık kalıntılarını Almanya/Berlin’e gönderir.
Attalosların mitolojik atası: Telephos
Sepet Anadolu’nun Mysia (İzmir ile Çanakkale arası) kıyılarına ulaşır. Telephos ilerleyen yıllarda Mysia’nın kralı olur ve Truva Savaşı’nda Truvalılar’ın yanında yer alır. Akhilleus’u yaralar ve kahinlerin dediğine göre ancak Telephos’dan yardım isteyerek yaranın iyileşmesini sağlar. Telephos’un bu mitolojisinden dolayı Pergamon’u kuran efsanevi kral olduğu kabul edilir. Sunağın iç cephesinde Telephos’un hayatının anlatılmış olması da bu nedenledir. Bazı bilim insanları sunağın iç avlusundaki bu güçlü anlatım ve tarihsel özdeşleşmeye istinaden sunağın Attalosların kurucu hanedanlıklarına büyük bir övgü ve gönderme yapıldığını söylerken sunağında Telephos’a adanmış bir kült yapısı olduğunu belirtmişlerdir. Bu şekilde Pergamon’un gerçek kurucuları olan Attalos hanedanlığı tanrılaştırılmış olmalıdır.
Buna zıt olarak doğu yönü ise, en güneşli yön olmasından dolayı, aydınlık gün ve parlayan güneş ile ilişkili tanrılar ve tanrıçalarla doldurulur. Sunağın batı yönü, en önemli yöndür, çünkü tüm Olympos tanrıları bu yönde mücadele ederler. Sunağın heykeltıraşlık planının yerleştirilmesi sadece tanrıların sahip olduğu, tanrısal güç ve kuvvet aldıkları doğa ile bağlantılı değildir. Buna ek olarak her yönde bir aile birliği ilişkisi göze çarpar. Bu ilişki, anne-kız, baba-oğul, aşk ya da kardeşlik ilişkisi şeklinde bir tür ailevi destek amaçlanarak planlanmış olmalıdır. Tabii ki, alegorinin Pergamon dünyası ve krallık sarayında da bir anlamı vardır. Çünkü antik dönemde sanat amaçsız ve plansız yapılamaz.