FERRUH KARAKAŞLI ZAMANSIZ MODANIN TEMSİLCİSİ

03.06.2015 17:15:50

Moda alanındaki çalışmaları ile tanıdığımız Ferruh Karakaşlı gizli kalmış yetenekli bir ressam. Kişiye özel giyimden sonra ‘Ready koleksiyonu’ ile sektörde bulamadığı hazır giyimi kendi üretmeye karar vermiş.

Ferruh Karakaşlı çocukluğundan itibaren giyime merak sarmış, Avusturya’ya okumak için gidip orada bir mağaza açmış. Orada Rahmi Koç’la tanışarak birlikte Türkiye’de mağaza açma kararı almışlar. Önemli olanın kusurları olan bir vücuda kıyafet dikerek onu kusursuz göstermek olduğunu düşünen ünlü modacı ile özel bir söyleşi gerçekleştirdik.


Biraz geçmişe dönersek moda merakınız nasıl başladı, ilk tohumlar ne zaman atıldı?

Ben giyinik doğmuşum derim her zaman. Annem hep anlatır küçük yaşlardan itibaren ben kendi alışverişimi yapayım sonra buluşalım dermişim. Bunun da bir kökeni olması gerekiyor o da babam ve amcama dayanıyor. Babam Ayhan Işık’ı giydirirmiş. Babam ve amcam o dönemlerde İngiltere’den kumaş getirerek kumaş ithalatı yaparlarmış. Babamın Beyoğlu’nda kişiye özel, ısmarlama ürünler yaptığı atölyesi ve dükkanı varmış. Sonradan banka ve emlak işlerine girmişler ama ben çocukluğumda kumaş, giyim, kesim ile ilgili havayı solumuş oldum. O zamanları hatırlıyorum, raf raf kumaşlar hep gözümün önündedir, demek ki çocukluğumda bu durum damarlarıma girmiş. Çok küçük yaştan beri kıyafete ve giyime meraklı olduğumun temelini buraya bağlıyorum.

Babanız ve amcanız giyimlerine düşkünler miydi?

Evet, ikisi de giyimine düşkündü, özellikle amcam muhteşem iyi giyinirdi. Türkiye’de hala pek rastlamadığım, merdivenle çıkılan 2-3 katlı kütüphanesi vardı. Ben de kitap merakı da çoktur o da sanıyorum amcamdan geldi.

Modacı kimliğiniz daha sonra nasıl gelişti?

Her zaman çok iyi bir tüketiciydim. Kalite, kumaş, aksesuar her zaman ilgi alanım oldu. Çocuklar oyuncaklarla oynar ben elbiseler, kumaşlar, düğmelerle oynardım. Kumaşlardan şekiller çalışırdım bu da sanırım tamamen içgüdüsel bir şey. Tamamen tutku, Japonca bir kelime vardır ‘otaku’ bu kelime tutkunun biraz ötesinde takıntının yani hastalık noktasının biraz gerisindedir. Benimki de öyle.

İlk mağazanızı nerede açtınız?

Viyana’da açtım. Ben çok uzun başında duramadım ama o mağaza fenomen oldu. İngiliz Büyükelçiliği’nin karşısındaydı, o dönem mağazamız İngiliz Centilmenler Kulubü gibiydi. Ortasında kahve içilen sonbet edilen bir bölümü de vardı. Özellikle İngilizlerin geleneksel markalarının ithal edilerek, satıldığı bir mağazaydı. Gerek Avusturya içinden gerek Avusturya dışından Avrupa’daki aristokratların gözdesi oldu. Viyana’da Swatsenberg meydanı vardır, o meydanda muhteşem bir şato otel vardır. Otelin sahibi de bu ailedir. Bu aile ve ailenin yakınları, kuzenleri, yeğenleri, akrabalarının buluşma noktası bizim mağazamız oldu. Rahmi Koç’ta bir gün mağazamızı ziyaret ettiğinde Audrey Hepburn ile film çevirmiş bir erkek oyuncu vardı, Rahmi Koç’u ortak katıldıkları bir davetten hatırladı ve sohbet ettiler. Rahmi Bey’de o ambianstan etkilendi ve biz birlikte Edwards of Hisar’ı açtık. 

Kişiye özel dikimin yanında bir de ‘ready wear’ ürünlerinin yer aldığı koleksiyonunuz var bu geçiş nasıl oldu?

 Hazır giyim ve koleksiyonlarda beni hep rahatsız eden kıyafetlerin fiziklere uygun olmama durumu vardı. Yapılan hazır kıyafetlerin çoğu beni görsel olarak tatmin etmiyordu çünkü ben iyi bir tüketiciyim. Bugün hala dünyanın peşinden koştuğu, idolize ettiği marklarda hatalar var. Ben sanki modaya arka kapıdan girdim. Modanın içinde yeteri kadar kalite bulmuyordum. Hazır ürünlerin insan vücuduna uyumsuzluğu da beni hep rahatsız etti. Hep kadınlar için bir kıyafetin seksi olmasından bahsedilir ama erkek içinde kıyafetlerin seksi olması, vücuda uyması önemli bir faktör. Bu açıdan markette aradığımı bulamadığım için kendim yapmaya karar verdim. Ben önce insan vücudu için doğru olan kıyafetleri ısmarlama olarak yaptım sonra olması gereken kupları oluşturarak hazır giyim yaptım. Hazır giyime gireli yaklaşık 2 sene oldu.

Sizin ürünlerinizin en belirgin özellikleri neler?

En önemli özelliğimiz kilolu insanları daha zayıf göstermemiz, bunu ısmarlamada sağlıyorduk ama hazır giyimde sağlamamız çok kolay değildi. Uzun bir araştırma ve geliştirme süreci sonunda hazır kıyafetlerimizde de aynı sonuca ulaştık. 

İlk dükkanı neden Viyana’da açtınız orada mı yaşıyordunuz?

Evet, orada yaşıyordum. Viyana çok acımasız bir markettir, Avusturya- Macaristan İmparatorluğu’ndan gelen geleneksel ayakkabı ve deri kültürü vardır. Kraliyet kökenli oldukları için el işi ve ısmarlama kültüründe çok iyi bir birikime sahiptir. Orada yaşayan aristokrat kitle görsel ve kalite anlamında çok üst düzey bir beklenti içindedir. Viyana’da yaşarken böyle bir kitlenin varlığı da beni böyle bir işe girmeye yöneltti. 90’lı yılların başındaTürkiye tüketici olarak bilinçli bir tüketici değildi. Son yıllarda Türkiye’de her şey değişti ama o yıllarda Türkiye’nin en köklü ailelerinde bile ben açıkçası detaylı bir giyim kültürü görmüyordum. En üst düzeyde olmayan alt ve orta seviyelerde hiç olamaz. Türkiye’de potansiyel görmüyordum, Rahmi Bey beni çok teşvik etti. O dönem için Viyana daha doğru bir başlangıç noktasıydı. 

Viyana marketi bir okuldu diyebilir miyiz?

Kesinlikle, özellikle meşhur balolar var, frak ve smokin kültürü var. Muhteşem bir seramoniel kültür var dolayısı ile orada tatmin edecek bir market vardı. Orada seramoni kıyafeti bu kadar gelişmişken Türkiye’de Akmerkez daha yeni açılıyordu. Türkiye tabi bugün geldiği durum itibari ile aradaki mesafeleri çok büyük bir hızla, katlayarak geçti. Özellikle 2000’den sonraki süreç büyük bir gelişme süreci oldu bunu kabul etmek lazım.

Viyana’ya okumak için mi gitmiştiniz?

80’li yılların sonu 90’lı yılların başında Türkiye’de çok iyi bir iklim yoktu. Devrim olmuş, ortalık karmakarışık, ekonomi kötü durumdaydı. Huzursuz bir eğitim süreci vardı dolayısı ile ben Türkiye’deki bu iklimden uzaklaşarak üniversiteye Viyana’da devam etmek istedim. Gittiğimde de iş yapmaya başladım. Burada Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyal İlimler Bölümü’nde okuyordum oraya geçiş yaptığım zaman Viyana Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü’ne geçtim. 

Resim merakınız nereden geliyor?

O da bir tutku. Aslında içinizde imgelerle, objelerle haşır neşir olma durumuz varsa resme yöneliyorsunuz. Çocukluğumdan beri fotoğrafçılığa da meraklıydım, kendi karanlık odam vardı. Görsellik bir yerde damarlarda akan bir şey, şekiller, renkler, objelere merakınız yaşantınızda diğer alanlara da yanıyor. Dekorasyon da benim için önem taşır. Kıyafetleri tasarlarken bir vücudu giydirmek ve şekillendirmekle uğraşıyorsunuz orada hizmet verdiğiniz kişinin talepleri ile sınırlısınız. Kırmızı ceket giymeyecek birine kırmızı ceket veremezsiniz. Resimde ise özgürsünüz, istediğiniz gibi figürlerle ve renklerle oynayabilirsiniz. Resim benim için modada beni sınırlayan koşulların ötesine geçmek oldu.

Kaç senedir resim yapıyorsunuz?

Çocukluğumdan beri yapıyorum ama son 20 senedir daha çok yapıyorum. Türkiye’de modacı kimliğim çok ön planda olduğu için resim arka planda kaldı. Resme beni teşvik eden bir arkadaşım oldu. Ben aynı zamanda koleksiyonerim, evimde hem o resimler hem de benim yaptıklarım mevcut. Türkiye’nin bilinen pek çok çağdaş ressamının resimleri var bende. Bir arkadaşım önemli bir otel gurubunun bütün sanat alımlarını yapan, uzun seneler Los Angeles’ta yaşamış, dünya sanat piyasasını çok iyi bilen bir kişi. Ben de o zamanlar resimlerimi yeni yeni, daha aktif bir şekilde yapmaya başlamıştım. Resimlerimden birkaç tanesinin önünde durup “Bu adam kim?” dedi, ben de bilerek yapıyor dalga geçecek zannettim, şakayı devam ettirip Viyana’da yaşayan yaşlı bir ressamın resimleri dedim. O da “Sen bu adam ölmeden başka resimlerini de topla, bu Bacon gibi bir ressam” dedi. Ben hala şaka yaptığını zannediyordum, bu durum beni oldukça cesaretlendirdi, ondan sonra daha çok resim yapmaya başladım. Yurt dışında Miami’ye, Hamburg’a, Amsterdam’da, Berlin’e resim gönderiyorum. Türkiye’de modacı kimliğim ön planda olduğu için resimlerim arka planda kaldı.

Sergi açmayı düşünüyor musunuz?

Onu bile sessiz sedasız yapıyorum, kendi dostlarıma çevremdeki insanlara yapıyorum. Bir kere Borusan’la bir etkinlik yaptık, onların yeni çıkan araba modellerinin lansmanında benim resimlerim sergilendi. Geçtiğimiz aralıkta gerçekleştirdik. Birçok kişi de resimlerimi ilk defa orada görmüş oldu.

Moda ve resim birbirlerine etki ediyorlar mı?
Resimlerimde modamın etkisi, modamda resimlerimin etkisi görülüyor. Baktığınız zaman resimlerimdeki renk ve figür temalarımın bir şekilde kıyafetlere uygulandığını görüyorsunuz. Kıyafetlerin çoğu da resim gibi birbirini tekrar etmeyen ürünler. Astarı olsun, aksesuarı, düğmesi olsun hep birbirinden farklıdır. Buraya girdiğinizde aynı ceketi, seri mantığını pek göremezsiniz. Hep bir farklılık vardır, aynı şeyi tekrar etmeyiz.

Moda için ilham kaynaklarınız neler?

Çok fazla, etrafımdaki her şey. Tabiattan, insanlardan, gördüğüm tüm güzellikler ve görselliklerden ilham alıyorum. Modayı daha spesifik olarak ele alacak olursak, benim modada net olarak tarif edilmiş hedeflerim var; insan vücudunu olduğundan daha iyi göstermek. Kilo fazlalığı olanlar beş kilomu vereyim öyle geleyim diyor, benim hedefim o beş ya da on kilo fazlalığı göstermemek. Dört dörtlük bir insanı şık giydirebilirsiniz, önemli olan vücudundan memnun olmayan, mutsuz insanı giydirmek. Ben kişilerin mutsuz geçirdikleri o süreci iyi hale getirmek istiyorum. Güzel gözükmek ertelenmemeli. Moda ötesi bir kalıcılık da olduğuna da inanıyorum ürünlerimizde. Bizden giyinen biri gelip “Bu ceketi 15 yıl önce senden aldım.” dediği zaman çok mutlu oluyorum. Bir sanat eseri nasıl belli bir kalibrede olunca zamansız oluyorsa bizde de kıyafetlerde aynı durum yaşanıyor. 

Sizin tasarımlarınızda insan vücudu ön planda diyebilir miyiz?

Evet, modada tasarıma çok fazla odaklanılıyor ve insan vücudu geri planda kalıyor. Biz insan vücudunun sorununu çözüp sonra üstüne modayı ekliyoruz. Bizden 15 sene önce alınmış bir takım bile kişinin vücuduna dört dörtlük uyuyor. Başkalarının pantolonlarına, ceketlerine bakın ya demode ya da bugün güncel olarak komik hale gelmiş oluyor. Bizde bu durum gardıropta pek olmuyor.

2015’te hangi koleksiyonlara yer verdiniz?

Bizim koleksiyonumuz üç gruba ayrılıyor; biri kişiye özel, ısmarlama olan, diğeri ‘limited’ dediğimiz sınırlı sayıda üretilen ürünler son olarak da ‘ready’ dediğimiz gustosu yüksek ve fiyatları da uygun hazır giyimimiz. Limeted grubunda daha çok ceket, pantolon, takım elbise ağırlıklı. Ready grubunda özellikle spor ceketler, spor pantolonlar, tişörtler, soft koton, renk renk pantolonlar var. Biz rengi seviyoruz ve çok kullanıyoruz. Türkiye’de 3 renk çorap var genel olarak biz çorapta büyük bir renklilik kattık. Ismarlama ayakkabı yapıyoruz, ayakkabılarımız tamamen el işi ve el boyaması. Çok beğeniliyor ve tutuluyor. Blue jean’lerimizde dört farklı kup var. Hazır giyimle modayı demokratikleşerek çok daha fazla kişinin şık giyinmesini hedefliyoruz. Bildiğiniz gibi ulaşılabilir moda gündeme oturdu. İnsanlar daha sık hoş şeyler almak istiyorlar.

Sizin kullandığınız özel olarak üretilen bir İngiliz kumaşı var Moxon bu özel kumaştan bahseder misiniz?

Moxon dünyanın tartışmasız en iyi kumaşı. Ben sahibine Moxon kumaşın Royce Roys’u dediğim zaman bile bana “Royce Roys kadar kötü müyüm ben?” diyor. Bu kumaş bir tutku ürünü. Avustralya’da alınabilecek en iyi, en yüksek kalibredeki yünü alıp belirli kalitede olmayan yünü kullanmıyorlar. “Benim ayırdığım, kullanmadığım yünle kumaş imal ediyorlar.” der. Çok özel bir su kullanıyorlar bir kalibrede su dünyada iki yerde var; biri İngiltere Huddersfield diğeri İtalya Biella. Çok eski makinalarla yapılıyor. Moxon dünyanın en eski kumaş fabrikası, 1500'lerde kurulmuş. Eski sistem üretmek için eski makinaları kullanıyorlar, bu şekilde üretim yapmaya çalıştıkları harcama ile birkaç tane kumaş fabrikası kurulabilir. Ticari olmanın ötesinde bir kaliteyi simgeliyor. Gustosu ve giyim tarzıyla tarihe damga vurmuş bütün kişiler, Amerikan Başkanları, ünlü oyuncular, Rolling Stones grubu üyeleri, David Beckham, Orta Doğu’daki bütün kralların gardroplarında kullanılan bir kumaş. Türkiye’de sadece biz satıyoruz. Bize vermeden önce bizi 6 ay araştırarak bize verdiler. Benim gurur duyduğum bir durum da Moxon ailesini bizim giydirmemiz.

Düğün ve mezuniyet sezonu başladı onlara yönelik nasıl çalışıyorsunuz?

Düğün çok özel bir durum, geçenlerde yaşları ilerlemiş bir çift bana bakıyordu, o kadar çok kişi ile çalışıyoruz ki hatırlayamayabiliyorum, sima olarak tanıyorum ama tam çıkartamadım. Dediler ki “Siz bizim oğlumuzun damatlığını dikmiştiniz.” Bu durum insanın çok hoşuna gidiyor. Damatlığın insanın hayatında çok özel bir yeri olduğu için biz çok özeniyoruz. Kişilerin kendi tarzlarına, dokularına, eğilimlerine uygun damatlıklar yapıyoruz. Gelen kişilerle birlikte renk eğilimlerini, tarzlarını, isteklerini konuşuyoruz. Eşler arasındaki görsel uyuma da çok önem veriyoruz. Genel görüntünün uyum içinde olması çok önemli. Aslında hayat boyu bir birlikteliğe ve uyuma ilk adımınız. Aksesuarlarda denemeler yapıyoruz. Biz de çeşit diye bir sınırlama yok hiçbir yerde bulmayacağınız bir kumaş alternatifini burada bulabilirsiniz.

Röportaj: Petek KIRBOĞA
Fotoğraflar: Ertan DEMİRBİLEK