KENDİNİ BİR ÇOCUK KADAR MERAKLI GÖREN PINAR DU PRE

19.05.2015 15:54:58

Kendi tekniği medyafüzyon’u ortaya çıkaran Pınar Du Pre’nin “Snapshot” serisinin devamı olan kişisel sergisi 6 Hazirana kadar RenArt Galeri’de sergilenecek.

Pınar Du Pre, çalışmalarında birçok farklı tekniği içinde barındırıyor. Kendi geliştirdiği tekniğe sanal ortamı "gerçek hayat" ile birleştirerek "Neo Popart" adını veriyor. Avusturya doğumlu ressam 2000 senesinde birkaç aylığına geldiği İstanbul’u çok beğenerek kalmaya karar vermiş. Neoklasik ve Art Deco dönemin büyük yaratıcı ressamlarından esinlenmesine rağmen eserlerini “ilerici ve modern” olarak nitelendiriyor. Resimlerinde incelikli keşiflerden ilham alan ve bunları farklı öykülere bağlayan Du Pre “İnsan figürüne ve insanlığa olan ilgim, insan hayatının kutsallığından, eşsizliğinden ve sanatın bunu fark etme ve gösterme gücünden kaynaklanıyor” diyor.

Resim merakınız nasıl başladı?

Küçüklüğümden beri en sevdiğim oyun hayal aleminde yaşamaktı. Bu hayal alemini kurmak için en güzel yöntem kendi dünyanızı kendiniz çizmek oluyor. O yüzden çok küçük yaştan beri resim yaparım. 

Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz, nerelerde okudunuz? Resim üzerine eğitim aldınız mı?

Avusturya doğumluyum ve Viyana’da marketing okudum. Resim üzerine eğitim almayıp kendimi geliştirdim, hayatım boyunca hep resim yaptım. 2000 senesinde Türkiye’ye birkaç aylığına gelip yaşamak istedim ve o gün bugündür ayrılamadım İstanbul’dan. 

Kendinize ait tekniğiniz medyafüzyon’dan bahseder misiniz nasıl bir teknik ve bu tekniği nasıl keşfettiniz?

Çok genç yaşta yağlı boya ve akrilik boya ile resim yapmaya başladım. O zamanda bile bu medyumları farklı şekilde kullanmayı severdim. Örneğin 12-13 yaşlarımda kendi kendime bir yağlı boya baskı tekniği geliştirdim. Zamanla dijital dünya ilgimi çekti ve kendime bir grafik tablet aldım. Dijital çizim yapmanın uçsuz bucaksız özgürlüğü çok büyük bir keyifti ve bu yeni bir dünyanın kapılarını açtı bana. Seneler geçtikçe yine gerçek hayat medyumlarını özledim ve bir noktadan sonra ikisini birden kullanmaya başladım; dijital ve gerçeği... Hayatımızdaki füzyon gibi bende resimlerimde kullanıyorum.

Bilime olan merakınızın kökleri ne zamana ve hangi nedene dayanıyor?

Sürekli her şeyi kurcalarım, yaradılışımda çocuksu ve bitmek bilmeyen bir merak var.  İnsan hayatında en büyük meydan okuma gerçekliği ve bununla beraber kendini keşfetmek benim için. Bunu keşfetmek için çok küçük yaşta Sokrates’ten başlayıp Kierkegaard ve Nietzsche’e kadar tüm klasik felsefe kitaplarını okudum. Bu bir entelektüel doyum getirse de tabi ki her şeyin cevabını bulamadım. Her şey çok teorikti, doğru olsa da yaşanmış gelmedi bana ve kişisel içsel bir yolculuğa başladım. Kendi cevaplarımı kendim bulurum diye. Bununla beraber bilim merakım alevlendi. Bence zaten bilim ve felsefe el ele giden ayni madalyonun iki yüzü...

“Gerçeğin arkasında başka bir gerçeklik var.” Demişsiniz biraz açar mısınız?

Her gün yaşadığımız hayattaki varsayımlarımızın çoğu yanlış. Bilimde bile asla değişmez olarak bildiklerimiz modern bilim anlayışı ile antik cağdan kalan varsayımlar olduğu öne çıkıyor. Örneğin vücudumuzun şeklinin DNA’ dan geldiğini zannediyoruz, halbuki Human Genome Projesi ile beraber bilim adamları böyle bir bilgiyi DNA’mızın hiç bir yerinde bulamadılar veya hatıralarımızın beyinde saklı olduğunu var sayıyoruz,  halbuki bir çok deney ile bunun doğru olmadığı yüzde yüz kanıtladı ama bizler hala öyle zannediyoruz. Bu konu ilgili şu sıralar Doktor Rupert Sheldrake’in ‘A New Science of Life’ kitabı inanılmaz aydınlatıyor. Teorisine göre her bir türe ait “ morphogenetic field”lar (yani şekil veren alanlar) bu muammayı çözüyor. 

İlham kaynaklarınız neler, nelerden beslenirsiniz?

İçsel yolculuk ve hayatı sorgulama benim besin kaynaklarım.

Resim ile ilgili en büyük hayaliniz nedir?

Resim ile ilgili en büyük hayalimi yaşıyorum şu anda. Resim yapıyorum ve çok beğenenlerim var. Bir ressam olarak değil, bir insan olarak daha büyük bir keyif düşünemiyorum. En sevdiği işi yaparak hayatını kazanmanın tadı.

Viyana ve Türkiye’yi resim sanatı açısından karşılaştırırsanız neler söylersiniz?

Bence Türkiye kat ve kat ileride, sanatımız daha gelişken, daha dinamik, daha açık ve çok daha heyecan verici. Avusturya’nın geçmişte kalan yenilikçiliğinden maalesef eser yok ama tabi Klimt ve Egon Schiele gibi eski üstatların her zaman yeri ayrı.

Beğendiğiniz ressamlar kimler?

Liste çok uzun,  örneğin Paris’teki Musée D’orsay’da senelerimi geçirebilirim. Fransız sembolizmi çok seviyorum Odilon Redon favorim. Fauvist’lerden Kees van Dongen’in  naif  kadın portrelerine aşığım. Tabi ki Lucian Freud, Edward Munch ve Egon Schiele de benim ressam kahramanlarım arasında.

Snapshot koleksiyonunuzdaki kadınları neye göre seçtiniz?

Kesinlikle bir anlık bana gelen bir ilhama göre.

RenArt Gallery sahibi 
BERRİN AKMANLAR KERPİÇ 

Pınar Du Pre’nin Snapshot II sergisi için neler söylersiniz?

Sezonun bizim için son sergisiydi. Pınar’ın işlediği konular çok ilgimi çekiyor. Çok ilgi gören bir sergi oldu. Düşüncelerindeki derin ve ince duyguları tuvale çok canlı aktaran bir sanatçı. Eserlerinde ki dinamiği seviyorum ve anlatımını çok başarılı buluyorum. Ayrıca tuval ölçüsü değişse de vermek istediğini her boyut tuvalde eşit derecede veren bir sanatçı. Anlatım ve etki aynı ölçüde kalıyor.

RenArt Galeri neler yapıyor?

RenArt 4. yılını bitirdi ve bu kısa sürede daha çok yurt dışı ile ilgili bağlar oluşturdu, önümüzdeki projelerde de bunları gerçekleştireceğiz. Biz aslında vizyon olarak yurt dışını kendimize daha yakın buluyoruz.

Melis BAYRAKTAROĞLU-Alem.com.tr
Fotoğraflar: Oğuz BİRKARDEŞLER
Mekan sponsoru Avantgarde Collection Hotels'e teşekkür ederiz.

PAYLAŞ