TRUVA'YA YOLCULUK

21.06.2018 18:24:59

Troy, Troya, Troia, Truva… Yaklaşık 5.000 yıllık bir geçmişe sahip olan bu antik kentin bilinen birçok ismi var. 2018’in ‘Troia Yılı’ ilan edilmesiyle Troia bölgesi ile Assos’u keşfe çıktık.

Berin SOMAY – berin.somay@alem.com.tr
Fotoğraflar: iStock

2018 yılının Troia’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girişinin yirminci yıl dönümü olması sebebiyle Çanakkale’nin bu yıl çok özel bir misyonu var. Dünyanın en çok bilinen ikinci kültürel miras alanı Troia, yaklaşık 5.000 yıllık tarihiyle Çanakkale’ye bağlı Hisarlık Höyüğü’nde her gün yüzlerce ziyaretçi ağırlıyor. Homeros’un İlyada Destanı ile ölümsüzleşen, yıllarca süren Truva Savaşı’na şahit olan ve ikonik Truva Atı’na ev sahipliği yapan Troia antik kenti, üst üste inşa edilmiş dokuz katmanlı yapısıyla diğer antik kentlerden ayrılıyor. Milattan önce 3000 yılında kurulan Troia, elverişli konumu ile hep aynı noktada, bir önceki yerleşim alanının üzerine baştan inşa edilerek adeta bir tepe oluşturmuş…

Troia’nın arkeolojik keşfi, Heinrich Schliemann’ın küçüklüğünden beri başucundan ayırmadığı Homeros’un İlyada’sında geçen Truva kentini keşfetmek üzere yollara düşmesiyle başlıyor. Esasında bir arkeolog olmayan Alman iş adamı Schliemann, İlyada destanında okuduğu Truva kentinin varlığına o kadar inanıyormuş ki, araştırmaları onu Çanakkale’ye kadar getirmiş… Schliemann tarafından 1870 yılında başlatılan ilk kazı, Troia kentinin varlığını kanıtlamaya yetmiş ama kazının arkeolojik bir stratejiyle yapılmaması, kazı alanında büyük bir tahribata yol açarak şehir katmanlarını birbirine karıştırmış. Schliemann’ın başlattığı ve Dörpfeld, Blegen ve Korfmann’ın devam ettirdiği arkeolojik çalışmalar, günümüzde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rüstem Aslan tarafından sürdürülüyor. Her bir katmanında bambaşka hikayeler olan ve kazdıkça yepyeni bilgilerin gün yüzüne çıktığı Troia’da gerçekleştirilen kazılarda dokuz farklı kent katmanına ve 50’den fazla yapı evresine rastlanmış. M.Ö. 3000’den M.S. 500’lere kadar yerleşimin devam ettiği bu antik kentin evreleri, yapılan kazılar sonrasında ortaya çıkmış.

TroIa Ören Yeri’ne ziyaret
Çanakkale il merkezinin 30 km güneyinde konumlanan, arkeolojik kazı alanının bulunduğu ‘Troia Ören Yeri’, kıyıdan yaklaşık 4.5 km içeride yer alıyor. 1996 yılında Milli Park olarak ilan edilen antik kent bölgesi, yaklaşık bir saat süren rehberli bir turla keşfedilebilir. Başlangıcından bitişine kadar ufuk açıcı bilgiler öğreneceğiniz geziden akıllara kazınan detayları derledik.  

PIthos bahçesi
Troia Ören Yeri’ne girer girmez sizi bir Pithos bahçesi karşılıyor. Büyük, fıçıya benzer bir saklama kabı olan ‘pithos’, evlerin bahçelerine yerleştirildiği için bahçelere de kendi adını veriyor. Yarısı toprağın içerisinde bulunan ve kendi de topraktan yapılan pithoslar, o dönemde buzdolabı görevi görüyordu. Pithosların içine stoklanan yiyecekler, serin bir şekilde muhafaza edilebiliyordu.

Truva Surları
Her adımda karşınıza çıkan Truva surları, depreme oldukça dayanıklı. Mısırlılardan ilham alarak inşa ettikleri düşünülen ve eğimli yapılarıyla piramitleri andıran surlar o kadar güçlü ki, insanlar bu surları tanrıların inşa ettiğine inanırmış. 12 ve 18 metre arasında yükseklikleri olan bu surların taşları arasında tutkal gibi herhangi takviye edici bir destek bulunmadığı için günümüze kadar gelmiş olmaları büyüleyici olduğu kadar şaşırtıcı.

Truva Atı’nın gerçek hikayesi
Yapılan kazılar sonucunda beklendiği gibi bir Truva Atı’na rastlanmıyor. Hem Çanakkale merkezde hem de Ören Yeri’nde bulunan iki Truva Atı orijinal atlar değil. Ören Yeri’ndeki at, 1974 yılında temsili olarak inşa edilmiş. Merkezde bulunan at ise 2004 yılı yapımı ‘Truva’ filminde kullanılan atın kendisi. Truva Atı’nın hikayesi esasında Truva Savaşı döneminde yaşanan büyük bir depreme dayanıyor. 10 yıl boyunca aşılamayan surlar, depremle beraber yıkılıyor ve bu sayede Akhalılar, şehri ele geçiriyorlar. Aynı zamanda deprem tanrısı da olan Poseidon’un sembolü at olduğu için şehri ele geçiren Akhalılar, Poseidon’a minnetlerini göstermek amacıyla bir at heykeli inşa ediyor. Efsanevi Truva Atı’nın böyle ortaya çıktığına, zaman içerisinde ise mitolojik bir kahramanlık hikayesine dönüştüğüne inanılıyor. 

Truva Filmi
Paris ve Helen’in büyük Truva Savaşı’nı başlatan aşklarını konu alan 2004 yapımı Truva filmi, altıncı katmanda geçmektedir. Destanlara ve filmlere konu olan meşhur kent, Troia VI evresine aittir. 

Truva hazineleri
Schliemann’ın kazılar esnasında ikinci katmana ait bir hazine bulması ve bu hazineyi herkesten saklaması hala günümüzde yankı uyandırıyor. Schliemann’ın karısı Sophia ile Osmanlı’dan gizlice kaçırdığı hazineler, Schliemann öldükten sonra Almanya’ya miras kalmasına rağmen 1993 yılında Rusya’da ortaya çıkmış. İşin ilginç tarafı ise Rusya’nın II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’dan savaş tazminatı olarak bu hazineleri alması…

Hamamlar
Antik Truva kentinde Romalılara ait bir de hamam bulunuyor. Romalılar, hamamlara çok önem veriyor, hamamları sadece temizlenmek için kullanmıyor, orada sosyalleşiyorlardı. Hamamların içinde dükkanlar, kütüphaneler ve toplantı salonları da bulunuyordu. 

TroIa Ören Yeri’nden Assos’a
Troia Ören Yeri’nden sonra bir saatlik bir araba yolculuğuyla Assos’a varıyoruz. Çanakkale’nin 87 km güneyinde, Behramkale Köyü sınırlarında bulunan bu antik liman kenti, tepeye tırmandıkça muazzam manzarasıyla sizi karşılıyor. Arkaik Çağ’da inşa edilen Anadolu’nun en eski Dor tapınaklarından Athena Tapınağı’nın bulunduğu tepeden, Midilli Adası ile Kaz Dağları görünüyor.

Yunanlılar buraya yerleştiklerinde ‘Assos’ demişler. Daha sonra Persler gelmiş ve zafer ya da savaş tanrısı anlamına gelen ‘Behram’ ismini vermişler. Sonrasında bizler gelmişiz ve Behram’ın sonuna ‘kale’ ekleyerek buraya ‘Behramkale’ demeye başlamışız. Antik Yunan filozofu Aristoteles’in felsefe okulu açtığı ve evlenerek bir dönem yaşadığı Behramkale’de deniz seviyesine doğru indikçe çarşı, tiyatro, kent meclisi binası ve antik mezarlık kalıntıları karşınıza çıkıyor.
Behramkale’yi, yani eski adıyla Assos’u tanırken, bir şehir kurmanın hiç de kolay olmadığını öğreniyoruz. Antik dönemde şehir kurmak istiyorsanız, bölgenin üç kritere sahip olması gerekiyordu: Yüksekçe bir tepesinin olması (bu tepe özellikle surlarla çevrildiği zaman doğal bir savunma alanı oluşturuyor), temiz içme suyunun bulunması ve bereketli topraklara sahip olması. Bu üç kriteri de mükemmel bir şekilde karşılayan Behramkale, bin yıllar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Anadolu’nun kadim bir değeri olarak Türkiye toprakları içerisinde yer alması ise etrafımızın köklü bir tarihle çevrili olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

PAYLAŞ