BANU ÇARMIKLI İLE SANAT DOLU SOHBET

31.01.2018 10:47:18

Sanata bakısının ve kisisel görüslerinin bir yansıması olarak tanımladıgı sanat yazılarından olusan bir seçkiyi bloguyla aynı adı tasıyan ‘Gezdim, Gördüm, Yazdım’ adlı kitabında bulusturan Banu Çarmıklı ile gerçeklestirdigimiz keyifli söylesiye davetlisiniz.

Röportaj: Gözde YÖRÜKOĞLU 
Fotoğraflar: Zeynel Abidin AĞGÜL 
Fotoğraf asistanı: Hüseyin Rahmi AĞGÜL

Sanatla iç içe bir yaşam süren Banu Çarmıklı, koleksiyoner ve izleyici kimliğini derinleştirme hedefiyle 2011 yılından bu yana sürdürdüğü sanat yazılarını bir derlemeyle okuyucularla buluşturdu. Bu güzel gelişmeden sonra Banu Çarmıklı ile bir araya gelip, sanat yazarlığı üzerine konuştuk.

Sanatla ilgili yazmaya nasıl başladınız?
Özellikle yurt dışında beni çok heyecanlandıran sergileri gezerken notlar tutuyordum. Tamamen keyif aldığım için bu notlarımı, derli toplu yazılara dönüştürerek kendime bir çeşit gezi hatırası bırakıyordum. Stratejik bir eylem olarak değil kendiliğinden ilerleyen bir süreç oldu benim açımdan. Beş yılın ardından geldiğim noktada hala benim en büyük motivasyonum, yorumlarımı yazıya aktarmaktan ve sanatseverlerle paylaşmaktan keyif almak.

Bir iletişim aracı olarak sanat yazarlığı hayatınızda nasıl bir fark yarattı?
Elbette çağımızın bir gereği olarak sosyal medya, benim bu iletişimi kurmamda en etkili araç diyebilirim. Bu sayede fark ettim ki Türkiye’de sanatla ilgili her türlü gelişmeden haberdar olmayı önemseyen ciddi bir kitle var. Ülkenin çeşitli şehirlerinden gelen mesajlar, sergi tavsiyesi ricaları, olumlu yorumların fazlalığı beni her gün şaşırtmaya devam ediyor. Ne düzeyde ya da bilinçte olursa olsun sanata ilgili geniş bir kitle var. Onlarla iletişim kurmamı, bilgi aktarımı yapmamı sağladığı için yazmak, artık benim adıma daha da değerli bir eylem. Yazı yazan biri için de okunuyor olduğunu görmekten daha motive edici bir şey olamaz sanırım.

Kitabınızın önsözünde Marcus Graf’ın belirttiği gibi, ‘’sanat yazarları, sanat sahnesi ve insanlar arasında bir çeşit köprü kurma görevi üstlenirler.’’ Bu süreçte gözlemlediklerinizi aktarma sürecinizle ilgili bizimle düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?
Marcus Graf’ın çok değerli yorumundaki gibi; bahsettiğim bilgi paylaşımı mevzusu daha misyona yönelik bir tutumu beraberinde getiriyor. Yazmaya başladığım ilk yıllardan bugüne dek hiçbir zaman iddialı bir söylemin peşinde olmadım. Fakat geldiğim noktada görüyorum ki; bu köprü kurma görevi zaten eylemin paralelinde gelişen, olumlu bir durum. Özellikle sanat ortamımızın belli büyük şehirler ve periferilerde hareketlilik gösterdiğini düşünürsek; çoğu önemli sergiye gidemeyen, sanat gündemini aktif olarak takip edemeyen ciddi bir grup var. Bu anlamda sanat eleştirmenliği daha derin ve çok yönlü bir birikim gerektiren, farklı bir alan. Ancak birilerinin biraz daha rahat okunabilir, didaktik ya da akademik olmayan bir ifade diliyle; sergi değerlendirmelerini, sanatçı söyleşilerini ya da gündeme dair yorumlarını paylaşabileceği bir alan yaratabilmesi de önemli bana göre. Bir nebze de olsa bunu gerçekleştirebildiğim için mutluyum. Kitabınız yazılarınız ve röportajlarınızın yer aldığı bir seçkiden oluşuyor

Son dönemlerde dünyaca ünlü moda markaları sanatçıların eserlerinden oluşan koleksiyonlar üretmeye başladı. Bu akımı, sanatın popüler kültürün içine girmesi ve tüketilir olması açısından eleştirenler de var tam aksine sanatla ilgili olmayıp sadece lüks tüketim yapan grupların bu eserlerle bir şekilde iletişime geçmesini sağladığını düşünenler de. Siz bu bağlamda hangi taraftasınız?
Yaşadığımız çağın bir gereği olarak bu tür tanıtım faaliyetleri, prestijli sanatçıların da yöneldiği bir konu oldu artık. Burada önemli olan ortaya çıkan işin kalitesi bana göre. Louis Vuitton, Marc Jacobs gibi markaların vitrin ya da defile tasarımları için Olafur Eliasson gibi yıldız sanatçılarla çalıştığına tanık oluyoruz. Bunların da kendi sektörel düzleminde geliştirici ve yenilikçi olduğuna inanıyorum.

Kültürel mirasımızı sahiplenmemiz ve yeni nesillere aktarımını sağlamamız açısından nasıl bir yol izlenmesi gerektiği kanısındasınız?
Coğrafi ve tarihsel önemi her şeyin üzerinde olan bir ülkede yaşıyoruz. Sahip olduğumuz kültürel miras elbette nesillere doğru bir şekilde aktarılmalı. Bu konuda ONE Derneği, Epos 7 Derneği gibi çok değerli girişimler var. Türkiye’nin dört bir yanındaki kültürel mirası ve tarihi dokuyu korumaya, yurt dışında doğru bir tanıtım stratejisi kurgulamaya ve toplumda farkındalık geliştirmeye yönelik başarılı projelere imza atıyorlar. Örnek alınması gereken bu tür faaliyetlerin devamlı olmasını diliyorum.

Genç sanatçıları desteklemek adına güzel gelişmeler de yaşıyoruz, Base son örneklerinden biriydi. Taner Ceylan gibi gençleri destekleyen sanatçılar da var, bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Usta isimlerin gençlerimizin elinden tutması çok önemli. Sanatçısından küratörüne kadar herkesin; ilham verici, egoların öne çıkartılmadığı, sanat ortamımızı bütünsel bir yapı olarak ayakta tutacak ve geliştirecek bir atmosfer yaratmaya çalıştığını düşünüyorum. Dediğim gibi; bu ülkede sanat adına bir şeyler daha da yükselecek ise bu her birimizin emeklerinin birleşimi sonucu olacak.

Röportajın tamamı bu hafta ALEM'de...

PAYLAŞ