08.03.2018 17:27:35

Moda dünyasının en büyük imparatorluklarından biri olan ünlü İtalyan markası Fendi’nin kurucularından, moda tasarımcısı Anna Fendi ile ALEM’e özel ilham verici bir buluşma organize ettik.

Hikayesi, Roma’da bir kürkçü dükkanıyla başlayan ünlü İtalyan giyim markası Fendi’yi ailesinden devraldıktan sonra uluslararası üne kavuşturan Anna Fendi, geçtiğimiz hafta İstanbul’daydı. Anna Fendi, Bahçeşehir Üniversitesi’nin bünyesinde kurulan Markalama Merkezi’nin tanıtım toplantısında bir sunum yaptı. Moda dâhisi Karl Lagerfeld ve Anna Fendi’nin kızı Silvia Venturini Fendi’nin geçtiğimiz aylarda yaptığı Fendi 2016 İlkbahar-Yaz Koleksiyonu defilesi ardından, markanın özünü yaratan bir ismi İstanbul’da görmek mutluluk verici bir gelişme oldu ve Anna Fendi ile ilham verici bir buluşma organize ettik. ALEM Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Zuhal Pirinçcioğlu ile İstanbul manzarasının fon olduğu bir sohbet gerçekleştiren Anna Fendi, İstanbul’un harika bir şehir olduğunu düşünüyor ve İstanbul’a ait düşüncelerini şöyle ifade ediyor: “Bir şey güzel olduğu zaman onu yeniden görmek, yaşamak istersiniz.”

Fendi’nin macerasının bugün kendisi ve kardeşlerinin başarısıyla dünya modasına yön veren bir marka olarak devam ettiğini anlatan Anna Fendi, “Duygular, yaratıcılık, rasyonellik ve hız bu hedefe ulaşmakta önemli rol oynuyor” diyor. Samimi aynı zamanda zarif görünümüyle bizi etkisi altına alan Bayan Anna ile Fendi Ailesi’nde var olan yaratıcılık geninden, modaya bakış açısına, aile iç tüzüklerinden markanın dönüm noktalarına pek çok detayı ALEM’e özel olarak konuştuk.


Türkiye ve İstanbul seyahatinizden ne tür izlenimlerle dönüyorsunuz?
Güzel bir şehir gördüm. Daha önce de İstanbul’da bulundum. Her gördüğüm de daha da güzel geliyor. Bir şey güzel olduğu zaman onu yeniden görmek, yaşamak istersiniz. Harika bir şehriniz var. Tüm ışıklarıyla, Boğaz’ın manzarası hem gündüz hem gece unutulmaz bir görsellik sunuyor. Gerçekten unutulmaz görsel şölen yaşattı bana İstanbul. 

Dünya markası olmak için sizce neler yapılmalı?
Duygular, yaratıcılık, rasyonellik ve hız bu hedefe ulaşmakta önemli rol oynuyor. Küreselleşme de çok önemli. Tabii ki bir ürün yaratılırken hem kendi köklerine sadık kalmalı hem de uluslararası olacak niteliklere sahip olmalı. Diğer yandan öncelikle çizimsel olarak bir yatkınlığınızın olması gerektiğini düşünüyorum. Bu yatkınlığı hissedersiniz. Bu hissiyatı yaratıcılığınız ve rasyonellikle birleştirdiğinizde ve bunlara hız, zamana karşı yarış ve küreselleşmeyi de eklediğinizde ortaya iyi bir sonuç çıkacaktır. Ve her zaman için üretilen ürünün bir ruhu ve kendi köklerinden gelen bir ilhamı olmalı. Ayrıca ürettiğiniz ürünün kesinlikle uluslararası bir geçerliliği olmalı çünkü global bir dünyada yaşıyoruz. Dolayısıyla ürettiğiniz ürün hem kendi köklerinize sadık kalarak markanın profilini yansıtacak nitelikte olmalı hem de uluslararası platformda kabul görmeli. 

Uluslararası bir marka olmak yolunda Fendi için dönüm noktası ne oldu?
Biz Amerika pazarına girdikten sonra açılım yaptık ve dünya çapında bir marka olduk. Hikayemiz İtalya’da başladı tabii ki, sonra Japonya ve daha sonra da Amerika pazarına girdik. Büyük bir uluslararası başarıya ulaştık. Özellikle New York’ta 5. Cadde’de Bergdorf Goodman ve Henri Bendel mağazalarına girdikten sonra büyük bir başarıya ulaştık. 1976-1977 yıllarında oldu bu. İlk olarak kürkler, çantalar ve kadınlar için hazır giyim ve aksesuarlarla başladık işe. Kürklerle olan ilk çıkışımızı Chiacago’da yaptık. Chicago bu anlamda büyük bir pazar. 

Kürk oldukça önemli bir konu. Kürkler açısından aktivistlerle bir problem yaşadınız mı? 
Evet, zor bir dönem oldu. Her markanın yaşadığı sıkıntıları biz de yaşadık ancak mümkün olduğunca kürkleri bir statü sembolü olarak değil de işlenmiş bir sanat eseri gibi sunmaya çalıştık. O arada şöyle bir şansımız da oldu: Bir kürkün baştan sona nasıl yapıldığını, bir sanat eseri gibi nasıl işlendiğini Roma Modern Sanat Galerisi’nde tanıtma fırsatımız oldu.1985 yılında çizdiğimiz bu rota, yaptığımız işin anlaşılmasında önemli bir adım oldu. Diğer yandan son dönemde kürk sahibi olmak prestij simgesi olarak kabul edilmiyor ve tasarım olarak kabul görüyor. 

PAYLAŞ