|
'HIRÇIN KIZ'DAN 'GURBET KADINI'NA MELTEM CUMBUL CANLANDIRDIĞI 'AYKIRI' KARAKTERLERİ, ÖZEL YAŞAMINI VE PROJELERİNİ ANLATTI

Sinema, tiyatro, müzik, dans, televizyon ve daha pek çok alanda adından başarıyla söz ettiren Meltem Cumbul, kısa bir süre evvel Çağlayan Tuğal ile evlenmişti. Evlendikten sonra da süratle çalışmalarına devam eden Meltem Cumbul Tuğal'in hızına yetişmekse mümkün değil. Gerçekleştirmiş olduğumuz röportajı, 'Şurada yapalım... Hayır! O saatte bir konferansta; o zaman burada yapalım...' derken işte havaavalanındayız... Bizim bir yere gittiğimiz yok, ancak Meltem Cumbul Tuğal, SHOW TV için çekilen ve çok beğenilen dizi 'Gurbet Kadını' için yollara düşmüş, biz de peşinde... Havaalanında bir yanda uçak seferlerini duyuran anonslar, diğer yanda Meltem Hanım'ın fotoğraf çektirmek isteyen hayranları ve meraklı bakışlar arasında gerçekleştirdiğimiz söyleşi oldukça keyifli, bir o kadar da süratliydi. Eee, tabii konuk Meltem Cumbul Tuğal olunca bu çok da hayret edilecek bir durum değil. Dakikada kaç kelime konuştuk bilinmez ama işte Meltem Cumbul Tuğal'in evlendikten sonraki yaşamı ve ileriye yönelik projeleri; birbirinden güzel fotoğraflarla ilk kez ALEM'de...
SHOW TV için çekilen 'Gurbet Kadını' adlı dizi için bu kez yollara düştünüz. Bu dizinin bu kadar beğenilmesini nelere bağlıyorsunuz?
 Bir projenin başarısı her zaman birincisi senaryo, ikincisi de ekibe bağlıdır. Gerçekten çok sağlam bir hikaye. Hikaye çok sağlam olunca, onu gösterecek oyuncu kadrosu, yönetmen, prodüktörün de sağlam olması gerekiyor. Bütün bunlar bir araya geldiği zaman, ancak izleyicilerin beğendiği, sevdiği aynı zamanda da reyting alan bir dizi oluyor. Her zaman izleyici tarafından beğenilen projeler, reyting alamayabiliyor. 'Gurbet Kadını'nda Allah'a bin şükür yüzümüz kara çıkmadı. Ben bu sezon dizi yapmayı düşünmüyordum. Tek yapma sebebim, dediğim gibi hikayeden çok etkilenmem ve duyduğum anda 'Vay be! Bu hikaye çok beğeni kazanır, rüzgar estirir' şeklinde düşünmem oldu. Bunda da haklı çıktım, Türker İnanoğlu gerçekten çok doğru bir karar vermiş bu hikayeyi yapmakla bence. Hepimizi de bir araya getirdi. İyi bir iş çıktı, ben de 'yapmam, yapmam...' derken yapmış oldum.
Burada farklı bir karakter var. İki büyük çocuğunuz var mesela.
Ben Türker Bey'e dedim ki: 'İnanacaklar mı?'. Bana, 'Seni küçük yaşta evlenmiş gibi yaparız' dedi. Türkiye'de gerçekten evlilik, hatta annelik yaşı oldukça küçük. Mesela benim annem 18 yaşında anne olmuş. 16 yaşında bir sürü insan var. Buna da uzak kalan bir karakter değil sonuç itibariyle. Önemli olan seyirciye onu yaşatabilmekti ve seyirci onu hemen kabullendi. Benim o yaşlarda çocuklara anne olabileceğimi, sadece oyunculukla kabul ettirebilirdim; bunun başka bir açıklaması yok. Ne benim yaşım tutar, ne de onların yaşı tutar. Tek kabul ettirebildiğim nokta; bu kadar medeni ve bu kadar ultra modern bir insan olarak, nasıl köylü kızını kabul ettirebiliyorsam, bu da öyle oldu. Oyunculuk gerektiren bir şeydi yani. Tamamıyla oyunculukla sahte olmayan, 'gerçek-miş' gibi. Çünkü bizim işimiz 'miş-gibi'yi inandırmak; ve inandırdık.
Anneliğe rolünüz gereği kaptırdınız mı kendinizi?
Hayır, çünkü rolüm gereği benim çocuklarım çok problemli. O yüzden de şu aralar anne olmayı düşünmüyorum.
Şehir Tiyatroları'nda 'Hırçın Kız' adlı Shakespeare'in yazdığı oyunu oynuyorsunuz Mehmet Ali Alabora ile. Bundan bahsedebilir misiniz?
Şehir Tiyatrosu'ndan geçen yıl teklif aldım. Teklifi oyun yönetmeni Kemal Kocatürk yaptı. Gerçekten provalar zamanı yorulmuştum ama oyun oturdu artık. Her ay bir hafta oynuyoruz. Maaşallah, çok güzel gidiyor. Şehir Tiyatrosu'nun zaten belli bir kitlesi vardır. Bizim en büyük amacımız, tiyatroya gitmeyen seyirciyi tiyatroya çekebilmekti ve bunu becerdik. Her oyuna 100 ekstra sandalye konuyor ve bilet çıktığı gün, bitiyor. Tiyatro kitlesi olmayan bir kitle de geliyor. Ve onlara biz Shakespeare'i 5 milyon liraya oynuyoruz. Mehmet Ali Alabora ve ben hiçbir maddi kazanç göz etmiyoruz. Amaç, tamamıyla tiyatroya hizmet ve kendimizi beslemek. Tiyatro bir sanat dalıdır ve sahne üstünde seyirciyle bir arada olduğun noktada çok beslenirsin. 'Hırçın Kız' gibi Shakespeare'in; çok 'ağır' bir yazar gibi tanınan, bir dünya yazarının, aslında hiç de öyle olmayan bir yazarın kitlelere ulaşmasını sağlamak amaç aslında. Bunu da beceriyoruz çok şükür. Bundan dolayı da ben çok mutluyum.
Bir de 'Simbad' var. Bir çizgi filmde seslendirme yaptınız ve bu ikinci oluyor bildiğimiz kadarıyla.
Ben dublaj yapan bir sanatçı değilim; bu benim ikinci dublajım. İkisi de çizgi filmdi. Biri 'Herkül'; Tarkan ile beraber yapmıştık yıllar önce. Yıllar sonra şimdi 'Simbad'da Cem Davran ile bir aradayız. 'Simbad'ın orijinal sesi Catherine-Zeta Jones'a ait. Zeta orada 'Simbad'ın sevgilisi 'Marine'i seslendiriyor. Zeta Jones ile de ses rengimiz benziyor açıkçası. Ama sonuçta yaşar gibi, o çizgi karakterler o kadar muhteşemler ki. Ben 'Herkül'de de çok etkilenmiştim. Hareketleri, mimikleri çok güzel. Sesinle onlara hayat vermek çok büyük bir keyif. Ben çok keyif aldım ve Sicilya'daki balayından sırf bunun için geri döndüm. 'Simbad'ın konusu Sirakuza'da geçiyor. Ben de balayında Sirakuza'daydım. Şaşırdım Sirakuza'yı karşımda görünce.
'Abdülhamit Düşerken' adlı sinema filminde oynadığınız karakterle Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 'En İyi Kadın Oyuncu' ödülü aldınız. Böyle bir sonuç bekliyor muydunuz?
Böyle bir sonuç beklemiyordum. Rolü kötü oynadığım için değil tabii ki. Çünkü Antalya'dan şimdiye kadar hiç ödül almamıştım ve bana da vereceklerini düşünmüyordum açıkçası. Bir önyargım vardı. Bu önyargıymış demek ki, ben yanlış düşünmüşüm. O yüzden de şaşırdım ve çok sevindim tabii ki. Çünkü Altın Portakal Film Festivali, Türkiye'nin en önemli sinema ödülü. Bunu almak beni çok onurlandırdı. Özellikle 'Abdülhamit Düşerken' ile almak. Çünkü benim çok sevdiğim bir filmim ve Ziya Öztan'ın üzerimde çok emeği var. Kadın üzerine kurulu bir hikaye oluşu, benim için çok önemli. Çünkü kadın üzerine kurulu hikayeler çok az yapılıyor.
Size sıkça sorulan, sizin de bıkmadan yanıtladığınız bir soru: 'Yoruldunuz mu?' Yanıtı aynı ise sormayalım...
Yorulmadım. Bu bana Allah'ın verdiği bir lütuf. Bu hiç gerçekten anlatılır bir şey değil. Bu bana Allah'ın sunduğu bir hikmet. Bana vermiş paylaşayım diye. Yorulmadan, usanmadan bunu aktarmam gerekiyor, kendime saklamamam gerekiyor. Bu konuda cömert olup, herkese aktarmam gerektiğine inanıyorum ve bu yüzden de çalışmaya devam edeceğim.
Çevrenizdekiler, yakınlarınız size yakınmıyor mu sizi göremedikleri için?
Onlar beni sürekli görüyorlar; ekranda, sahnede. Ben daha çok yakınıyorum. Onlar bir şekilde benimle beraberler. Ben tabii uzak kalmış oluyorum. Ama muhakkak vakit bulup onlarla bir arada oluyorum. Bunu söylerken ailemden bahsediyorum, çünkü kocamla zaten görüşüyorum.
Şu anda genç bir oyuncu olarak zirvedesiniz. Bir sonraki adımınız ne olacak?
Başarılı işlere devam etmek istiyorum. Bundan sonraki hedefim, işimi doğru düzgün ve başarılı yapmaya devam etmek. Örnek teşkil edecek bir insan olabilmek yani sadece başarıyla değil, insan olarak da örnek teşkil edebilmek isterim her zaman. Çünkü göz önündeyiz. Arkamızdan bizi takip edebilecek genç bir nesil geliyor, onlara o örneği veremezsek eğer, umutlarını kırmış oluruz. Daha çok hayal kurabilmeleri, önlerini açmak için bizim yollar açmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Dürüst, çalışkan, disiplinli ve başarılı bir 'Atatürk Kadını' olarak yoluma devam edeceğim.
Eğlenceli ve hep gülen birisiniz. Bir rivayete göre, dışarıdan böyle görünen kişilerin, iç dünyalarında melankolik bir yapıya sahip olduğu söylenir. Bu tez size göre ne kadar doğru?
Bu benim için geçerli bir tez değil. Benim içim de coşku dolu. Hayatı yaşamayı çok seviyorum ve sahip olduğum her dakikanın keyfini çıkarmak benim için büyük mutluluk. Çünkü ne kadar zamanımız olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Sahip olduğumuz tüm özellikleri herkesle paylaşmak, onlara tüm enerjiyi, mutluluğu dağıtabilmek çok önemli. Benim böyle bir yapım var, melankolik olamıyorum. Hayat benim için ciddiye aldığım ama bir o kadar da dalga geçilebilecek, gerçekten de keyfini çıkarabileceğim, kendimle de dalga geçebileceğim bir yer. Sonunda ölüm olduğu için sadece var olduğumuz süre içinde doğru, dürüst keyfini çıkarabileceğin, sonra da adından güzel bahsedilecek bir yer olarak görüyorum dünyayı. Hiçbir zaman kendimi aşağı düşürecek şeylere izin vermem. Sinirlendiğim zamanlar da var ama bunlar daha çok insan haklarına aykırı olabilecek şeyler oluyor. Ya da işine ciddiyetsiz bakan insanlarla bir arada çalışmak olabiliyor. Ama sonuçta hiçbir şey ölümcül değil. Bir çözüm bulunup işin içinden çıkılabilinir olduğu için ve ölüm hariç her şeyin çözümü olduğundan dolayı, sinirlenmiyorum.
Neden evlendiniz?
Aşık oldum... Hiçbir şey düşünmedim... Düşünmeye başlasaydım, bence orada başka tuhaf durumlar olabilirdi. Hiç düşünmeden, kısa süreli bir beraberlikten sonra evlendim. Düşünmeden 'gönlümün sesi'ni dinledim.
Evlilikle ilgili ilk izlenimleriniz neler?
Bizim hala ilişkimiz flört eder gibi devam ediyor, aynı evi paylaşıyor olsak da... Çünkü ikimiz de çok çalışıyoruz. Bu yüzden de heyecanımız, sürprizlerimiz oluyor. O beni görmeye Urfa'ya geliyor, ben onun için Antalya'ya gidiyorum... Birbirimize sürekli sürprizler yapıyoruz. İnanılmaz güzel ve keyifli geçiyor, hep diri tutmak lazım diye düşünüyorum. 'Evlendim, artık ben sereyim' diye bir şey olursa, o çok fena. Birçok evliliğin bitme sebebi bence bu. Bu sadece evlilikte değil, güzel giden bir ilişkide de olabiliyor. Hiç sağlam düşünmeyeceksin. Sanki her an elinden o güzel varlık gidebilirmiş; bu kadar kıymet gösterdiğin kişiyi kaybedebilirmişsin; ya da sen de gidebilirmişsin gibi düşündüğünde, ilişki çok değer kazanıyor. Her an emek harcıyorsunuz. İşin için harcadığın emeğin aynısını ilişkin için de harcamalısın.
Eşiniz, 'Artık çalışmanı istemiyorum; evinin kadını ol' deme lüksüne sahip mi?
Demez öyle bir şey. Çünkü benim işime çok saygı duyuyor, aynı şekilde ben de tabii. Ben nasıl öyle demeyeceksem, o da söylemez. Onunla, da işimle de çok mutluyum. Mutlu olduğum hiçbir şeyden feragat etmem gerekmiyor başka birşey için. Böyle bir durumumuz yok.
İleriye yönelik projeleriniz nelerdir. Örneğin, müzikallerin devamı gelecek mi, albüm yapacak mısınız, 'bebek' düşünüyor musunuz?
Sürpriz bir proje olabilir ama 2004 için geçerli olacak bir proje bu. 2004 yılında yine sahne üzerinde gerçekleşecek bir projenin içindeyim ve bu konuda daha fazla bir şey de söylemeyeyim.
Müzikal anlamda mı?
Evet, müzikal anlamda.
Ya 'bebek'?
Daha düşünmüyoruz, anne olmaya hazır değilim henüz.
Nihat Odabaşı ile yaptığınız bu çekimler nasıl bir ortamda gerçekleşti?
O çok iyi bir fotoğrafçı. Ben genelde yıllık fotoğraf çekimlerimi kendim yapmayı tercih ediyorum. Nedeni ise, kendimi hem iyi hissettiğim hem de yoğun koşuşturma içinde olmadığım zamanlarda ve iyi fotoğraflar çektirmek istemim. Nihat Odabaşi ile ilk kez çalıştık. Ben hep aynı ifadeleri veriyorum; hep aynı bakışlar oluyor. Nihat Odabaşı farklılığı çok iyi yakaladı. O yüzden 'ellerine sağlık'... Çok seri çektik ama hiç boş çıkmadı, hepsi çok güzeldi. Nihat'ın gözüne sağlık görebildiği için.
Şimdiye kadar çekilmiş fotoğraflarınıza baktığımızda, hepsinde başka başka biri varmış gibi. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Evet, doğru. O bana yurtdışında kataloglarımı gönderdiğim kişilerin de söylediği bir şey; 'Her karende başka bir yüz var' diyorlar. Tanrı'nın yine bana cömertçe ikramı ki, farklı karakterleri de o şekilde oynayabiliyorum. Çünkü yüzüm değişiyor. Saçımı en ufak değiştirdiğimde, bakışımı değiştirdiğimde, bambaşka Meltem olabiliyorum.
Boş vaktiniz var mı; hobileriniz nelerdir?
Yazın su; kışın kır sporları yapıyorum. Geçen yıl snowboard'a başladım; bu yıl ilerletmeyi düşünüyorum. Çok yakın zamanda 'kung-fu' öğrenmek istiyorum. Çünkü Bruce Lee'ye hayranım. Son zamanlarda izlediğim filmlerde de 'kung-fu' bazlı hareketler çok hoşuma gidiyor; dans gibi. Yıllarca dans ettiğim için de 'kung-fu'yu becerebilirsem eğer, öğrenmek istiyorum.
Hayatını oynamak istediğiniz biri var mı? Hemen hemen her oyuncunun arzusudur bu herhalde.
Evet; Atatürk'ün hayatında önemli bir yeri olan 'Fikriye'yi oynamayı çok isterdim. Geçtiğimiz günlerde 'Cumhuriyet' filmini izlediğimde, 'Fikriye'nin faytonda kendini öldürdüğü sahnede yine hüngür hüngür ağladım. Adı geçtiğinde gözlerim dolan, gizli kalmış bir kadın kahraman o. Bu yüzden çok etkileyici.
Bu söyleşi için teşekkür ederiz.
|
|
19 Kasım 2003 Yıl:11 Sayı: 2002/47
|