TÜRKİYE'NİN ÇAĞDAŞ DON KİŞOT'U ANKARA TİCARET ODASI BAŞKANI SİNAN AYGÜN KAZANDIĞI BAŞARILARINI, YENİ PROJELERİNİ VE AİLE YAŞAMINI ANLATTI

Türkiye'nin ekonomiden siyasi yapısına kadar birçok alanda çarpıklaşmış sistemiyle mücadele veren bir isim Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün. Sivil inisiyatifin sesi olma adına günde 18 saat mesai yapan Aygün, 21. yüzyıl Türkiyesi'nin çağdaş Don Kişot'larından. Başında bulunduğu sivil toplum kuruluşunun bilincinde olarak hizmet veren Aygün, geçtiğimiz ay, fahiş faiz uygulamalarıyla tüketiciyi inleten bankalara karşı bir zafer kazandı. Şimdilerde Aygün'ün ajandasında elektrik ve suya uygulanan yüksek KDV oranlarıyla mücadele var. Zaman zaman kendi işlerini bile aksatma pahasına Türkiye'nin çarpıklaşan sistemini düzeltmek için mücadele veren Aygün'le, iş hayatından sorumluluklarına, hobilerinden aile yaşantısına kadar birçok konuda konuştuk.
İş hayatına nasıl atıldınız?
Ben bu günlere kendi bileğimin gücüyle geldim. Ne babadan kalma bir servet buldum ne de kurulu bir işin başına geçtim. Hep içimdeki girişimci ruhun sesini dinledim. Daha öğrencilik yıllarında iş hayatına atılma kararı aldım. 1978'de üniversite son sınıfta öğrenciyken, 4 arkadaş inşaat malzemeleri satan bir dükkan açtık. Uzun bir süre çalıştıktan sonra 1985 yılında kendi yolumu çizme kararı aldım. Ortaklıktan ayrılarak, Rüzgarlı'da tek başıma bir işyeri kurdum. 1995'te Ankara Ticaret Odası'nda meclis üyesi oldum. iki yıl süren çalışmalarımdan sonra da oda başkanı seçildim. 70 meslek odası ve 125 bin üyenin sorumluluğunu taşıyorum.
Sivil toplum kuruluşu olmanın gereğini yerine getiren bir başkan olarak kamuoyunda dikkat çekiyorsunuz. ATO gibi büyük bir sivil toplum kuruluşunun başında olan bir yönetici olarak öncelikli hedefiniz nedir?
Benim asıl hedefim Türkiye'deki çarpık yapıyı düzeltmek. Bu çok iddialı bir düş gibi görünebilir. Ancak bir yerlerden bir şeylere başlanması halinde çarpık düzenin değişeceğine inanıyorum. Türkiye'nin borçlarını yeniden borçlanarak ödemesiyle bir yerlere varması mümkün değil. Öz kaynaklarımızı etkin bir biçimde kullanarak gelişebiliriz. Bunun için de bilinçli bir toplum olmak, olmazsa olmaz koşuldur. Sivil inisiyatifin gelişmesi, gerekli yerlerde gerekli tepkilerin konulabilmesi çok önemlidir.
Kredi kartlarına uygulanan faizlerle mücadeleniz nasıl başladı?
Kredi kartlarıyla ilgili çok şikayet geldi. Şikayetler artınca ben de merak edip araştırdım. Yüzde 375 olan banka faizleriyle karşılaşınca şok oldum. İnsanlar bu yüzden intihara kalkışıyordu. Birçok ailenin yuvası yıkılıyordu. Çoğu sürekli adres değiştiriyordu. Sonunda bu yüksek faizler çok aşağılara indi. Yüzde 35 olan temerrüt faizi yüzde 7'lere düştü. Tabii ki bu benim için büyük başarı. TBMM'den kanunun çıkmasının ardından vatandaş, bankaların elinde tutsak olmaktan kurtuldu.
Şu an üzerinde araştırma yaptığınız bir konu var mı?
Elektrik faturalarına uygulanan faizler de inanılmaz yüksek. Şimdi bununla ilgili çalışmalarım var. Tefeci faiz diyoruz. Ama devletin uyguladığı faizler de tefeciden aşağı kalmıyor, KDV yüzde 18. Elektrik lüks olmamalı. Su faturalarında da KDV yüzde 18. Ayrıca su faturalarında bir de atık su bedeli var. Su ekmek gibidir. Su ile viskiyi aynı tutamazsınız. Bunları birbirinden ayırmak gerekir diye düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bu iki konuda çalışmalarımızı sonuçlandıracağız.
Çok istediğiniz ama başaramadığınız bir proje hiç olmadı mı?
Başaramayacağımı hissettiğim konu üzerinde durmuyorum. Beceremeyeceğime inandığım, sonuç vermeyeceğini düşündüğüm bir şeye boşuna mesai harcamıyorum. Bu kişisel hırsın ötesinde, duyarlı sivil toplum kuruluşu olmanın getirdiği bir sorumluluk.
Odanızın her yerinde aldığınız ödüller var. Ödülün anlamı sizin için nedir?
Bu zamana kadar bana birçok ödül verildi. Ödüllerin çoğu, Türk halkını ilgilendiren konularda verildi. Bu benim için ciddi bir övünç kaynağı. En son aldığım ödül, hala masamın üzerinde duruyor. Platin Dergisi, bana sosyal sorumluluk ödülünü layık gördü. Aldığım her ödül, beni toplum için çalışma konusunda biraz daha teşvik ediyor. En azından benim için gelecekteki yaşantıma 'referans' oluyorlar.
ATO Başkanı olarak üstlendiğiniz sorumluluk, ayrıca sivil toplum için verdiğiniz mücadele kendi işlerinizin aksamasına neden olmuyor mu?
Doğrusu, bu yoğunluk içinde kendi işimi ihmal ediyorum. İşlerime çok az vakit ayırabiliyorum. Günde 18 saat mesai yapıyorum. Bundan gocunmuyorum. Çünkü birilerinin sorunlarla ilgilenmesi lazım ve bunu da yapan kişilerden biri ben olabilirim. Elbette başarı ve zafer için sıkıntı çekmek gerekiyor. Bir yanı yaparken, bir yanı ihmal etmek zorunda kalıyorsunuz.
Yoğun işleriniz arasında ailenize vakit ayırabiliyor musunuz?
Oda başkanı olmadan önce ayırdığım vakti ayırmam söz konusu değil. Ama elimden geldiği kadar vakit ayırmaya özen gösteriyorum. Fırsat buldukça akşam yemeklerine çıkıyoruz. Bir insanın aile desteği olmadan başarı elde etmesi mümkün değil. Ben 'Her başarılı erkeğin ardında bir kadın olduğu' görüşüne inananlardanım. Light erkek değilim ama eşimin fikirlerine her zaman önem veririm. 22 yıldır evliyiz. Evlilik aşkı öldürür diyorlar ama ben buna inanmıyorum. Bizim aşkımız 22 yıldır devam ediyor. Eşim Mine ile her zaman birbirimizi el üstünde tutmuşuzdur. Bir de kızımız Burcu var. Eşim Mine ve benim için kızımız en önde geliyor.
Hobileriniz var mı?
Tespih koleksiyonum var. İlk başta koleksiyonum evde duruyordu. Bir baktım her geçen gün sayısı artıyor ve ben onları her zaman görmek istiyorum. Bu nedenle ATO'daki odama getirdim. Onlar için masamın hemen yanında çok özel bir köşe yaptım. Tespih merakımı bilenler bana gittikleri yerlerden tespih getiriyorlar. Tespih benim için delikanlılıktan kalan bir merak diyebiliriz. Ama özellikle son yıllarda ülke ekonomisinde yaşanan sıkıntılar, delikanlılık günlerine bizi götürür oldu. Özellikle hükümetlerin yaptığı hatalar karşısında sakinleşebilmek için 'tespih çekmek' zorunda kalıyoruz.
Sizce yaşadığımız kriz atlatıldı mı?
Türkiye ekonomisi üst üste yaşadığı krizleri henüz atlatmadı. Tam tek partili hükümetle işler yoluna girebilir düşüncesi piyasalara hakim olurken, Irak Savaşı bomba gibi üzerimize çöreklendi. Oldu olacak derken, geçen hafta başlayan Irak savaşı krizin etkilerini daha şiddetli hissettirecek bize. İşler Aralık 2002'den bu yana bıçak gibi kesildi. Olası savaş beklentisi insanları üretmemeye tüketmemeye itmişti. Elbette üretim ve tüketim olmazsa 2003 yılında büyüyemeyeceğiz. Reel faizin yükselmesi, piyasanın sıkışmasını da beraberinde getirecek.
Siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?
Siyaseti düşünseydim şu an parlamentoda yer almıştım. Birçok partiden teklif aldım ama siyaseti düşünmediğim için hiçbirini kabul etmedim. Ben halka hizmetin sadece parlamentodan yapılacağına inanmıyorum. ATO'da 4 yıl görev sürem var. Bu süre zarfında da halka hizmet etmeye devam edeceğim. Gelelim neden siyaseti düşünmediğime. Siyaset en azından şu an için bana cazip gelmiyor. Siyaset sahnesine giren birçok arkadaşım var. Bu arkadaşlarımın hepsi, sivil toplum kuruluşlarının başındayken birer cengaverdiler. Doğru buldukları görüşleri sonuna kadar savunuyorlardı. Ülkeleri için daha yararlı oluyorlardı. Rıdvan Budak, Bayram Meral... Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Yasası'nı değiştirmeden milletvekillerini hür iradeleriyle baş başa bırakamıyorsun.
AKP iktidarı için düşünceleriniz nelerdir?
Türkiye tek partili iktidarı çok ama çok özlemişti. Yıllardır koalisyonlarla yönetilen hükümetin, siyasi ve ekonomik istikrar için tek partili iktidara ihtiyacı vardı. Daha önceki iktidarlar, bildiğiniz üzere 'Koalisyon dönemlerinde ancak bu kadarı yapılıyor. Biz istemiyoruz, ortağımız istiyor. Biz sıcak bakıyoruz, onlar bakmıyor' gibi savunular getiriyordu. Şimdi en azından AKP'den böyle mazeretler dinlemeyeceğiz. 58. Hükümet Acil Eylem Planı'nı 3 aylık gerçekleşmelerinde temerrüde düşmüştür. Acil Eylem Planı'nın ilk altı ay içerisindeki gidişine bakıldığında, periyotların yakalanması zor görülmektedir. Kıbrıs, AB, Irak gibi dışsal sorunların varolması, içerideki sorunlarda bir ilgisizlik ve atalet yaratmış olabilir. Bunları anlayışla karşılamayı umuyor, ancak mazeret olarak değerlendirmiyoruz. Yeni hükümetin bu açığı kapatmasını umuyoruz. Tek parti iktidara gelmiş olmanın avantajlarını Türkiye'ye hissettirmesini istiyoruz.
Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.




26 Mart 2003 Yıl:9 Sayı: 2002/13

  • türkiye'nin çağdaş don kişot'u ankara ticaret odasi başkani sinan aygün kazandiği başarilarini, yeni projelerini ve aile yaşamini anlatti
  • 'dünya duvarlari'nin
  • 'house of style'ın sahibi nurhan lilozyan ile 'antika' üzerine keyifli
  • columbia/cornell üniversitelerine bağli new york presbyterian hastanesi'nin türk kardiyoloğu dr. özgen doğan yükselişini, başarilarini, abd'de doktor olmayi, kalp hastaliklarini anlatti...
  • chinese in town restaurant'ın işletmecisi selim yalin 'uzakdoğu mutafağı'nı ve yeni projelerini anlattı