|
HAYATIN DUYGUSAL DETOX DÖNEMİNDE OLMAK...
Kimilerine göre yepyeni ve olağanüstü duygular, en çok yeni olayların ardından başlayabilir... Ya da iyi hissetmek için kötü giden, aksayan, duran ya da bitmiş olan her şeyin; sihirli bir değnekle düzelmesini beklemekten başka çıkar yol yoktur. Acaba siz de böyle mi düşünüyorsunuz?
'Evet' diyenlerinizin hayli yüksek olabilme ihtimalini göz önüne alarak, size kendi formülümü söylemeliyim. Ve inanın ki, bu benim değil, hayatın gerçeklerini keşfe çocuksu bir zevk duyan herkese ait; öncelikle neyi istediğinizi anlamanız lazım. Malum bizler 'koleje yetiştirilen çocuk köleler' olduğumuzdan, hep bu tip durumlarda 'şıklar'a yönelik işletiriz beynimizi: 'Hayatta şu an en çok neyi istiyorum?' diye sorarım kendi kendime ve başlarım sıralamaya... Taa ki kalbim derinden derinden atarken, hızlanana dek... Gerçekten ne istediğimizi anlamak için; içimizi gerçekten dinlememiz de birincil kuraldır esasen...
Ardından o yakaladığım duyguların üzerinde hiç ama hiç düşünmeden başlarım... 'Neye?' derseniz? Gereken her şeyi yapmaya... Bu yüzden heyecanlı ve mutlu olduğum görüntüsüne ait çok zamanlarım vardır hayatta. İşte bence yepyeni ve olağanüstü duygular böyle başlar. Ama bu konuda bir keşfim daha var nacizane!
İçini dinlemek, ancak içini gerekli gereksiz ıvır zıvırdan kurtararak başlar. 'Bu nasıl olur' diye sormayın; çünkü söz dönüp dolaşıp 'pozitif düşünce'ye takılıyor ki, bunun da modası geçmeye başladı gibi geliyor insana... Ama doğru yine kendimi zorlayarak da olsa bulduğum diğer bir anlatım şu bu konuda: 'pozitif istekler!'
Hep bizlere öğretilmiştir 'fazla istemek' ayıptır diye. İşte isteyememekten, hatta isteklerimizden korka korka geldiğimiz nokta, üstüne üstüne eklenen sorunlarla birlikte iç kirliliğine yol açar, bana göre... Malum, bunun yönetici bir bilim kurumu olmadığı için böyle düşünmekte serbest hissediyorum kendimi. Bence her pozitif istek (ister yat-kat; ister şan şöhret; ister bir dilim baklava) insanın içinde bir yer açar. Ama tek şartla; olmayacak diye korkmak yok!
* * *
Neden yazıyorum; bahar geliyor, havalar artık düzelmeye de başlayacak çok geçmeden, içimizdeki en değerlisinden en değersizine kadar olan tüm arzularınıza yüklenin istiyorum (başkalarına zarar verecek istekler olmasın lütfen!). İşte siz de benim formülüme göre isteyerek, dileyerek içinizdeki en ufak dert kalıntılarını temizlemeye başlıyor olacaksınız. Temizlenen duygularla açılan içinizde de yenilikler kaçınılmaz gelecek sizlere; hayat kavganız, mücadeleniz, bir yaşama zevkine dönüşecek. Ben size böyle diliyorum; 'Tüm ALEM okuyucularının istekleri, heyecanları artsın ve zoru aşmak için kolay fikirler, kolay yollar aklınıza ve ayağınıza gelsin bir çırpıda'. Bu da hepinizin cildini, saçını, kilosunu, düşünmeden önceki bahar ve yaz hedeflerine dönüşsün. Bakalım heyecanların hücrelerinize yaptığı etkiyi, hangi krem firması geçebilecek? Siz de izleyin, bir arkadaşınıza da rica edin, sizin için izlesin. Ama dediğim gibi, 'Ya olmazsa, aman olmaz' demek yok; tek şart bu.
* * *
Rıfat Özbek... Sizin için modacılar ne ifade ediyor bilmiyorum, benim için çok şey. Zannetmeyin ki giyinmeyi çok seviyorum, alışverişten çok hoşlanırım! 'Asla; vakit kaybı gibi geliyor' diyenlerden de değilim. Benim için alışveriş yenilik demek, bir yerlerde, birilerinin aldığı aynı şeyleri benim de alıyor oluşumdan başka düşündüğümü de sanmayın. Andy Warhol'un müzeler hakkında söylediklerini biliyor musunuz. '21. yüzyılda müzeler mağazalarda olacak...' Ne demek istemiş olduğunu, NY Soho'da Prada'nın butiğine girdiğimde anladım. Gerçek bir modern sanat eserini andırıyordu mağazanın tamamına bakabildiğiniz de. Konseptini anladığınızda, modacının da ruhunu kapıyordunuz. İşte modanın sanat olduğunu, gerçek modacıların sadece kumaşa bakarak, seçerek, dikerek değil; hayata, duygulara ve hayallere dokunarak giysilerini tasarladığını, kumaşında bir vesile olduğunu (ama iyi bir vesile) anlayabiliyorsunuz. Bir modacının peşinden gidiyor olanları, 'Ne yazarsa yazsın ama illa ki o yazar olsun diyenler' ile kıyaslamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Ya da Picasso toplayanlarla... Her türlü modacının da modaya doğru baktığında - ki aslında bu ters bakabilmektir - kendi alıcılarına kavuşabileceğini düşünüyorum.
Geri dönersek, Rıfat Özbek'e...
Evet, 'Kral geri döndü' dedik... Tüm dünya basını da onun bu dönüşünü olumlu cümlelerle karşıladı. Ara vermek, çoğu zaman kendini dinlendirmekten çok, kendini sınamak gibi geliyor, düşününce... Buna, cesaret ve hayata pozitif bakanların yapabileceği ya da hayatı tamamen bırakanların duygusal transformasyonu da diyebiliriz.
Ama Rıfat Özbek'te bunun ikisi için de sinyaller yoktu. Hırsın ve isteğin, ilk kez yeteneğin ardına geçişine şahit oldum diyebilirim.
Kimsenin eleştirmediği başarılar galiba asıl yeteneklerin dışa vurumu. Tek değişmeyen tarafı, heyecan; bir sonraki adımın düşünülüyor olduğu her işte bu heyecan ilk andan itibaren karşımıza çıkıyor.
* * *
Modacı pek çok arkadaşım, tanışıklığım olan insan var. Onlarda da aynı şeyi fark ediyorum; mevsiminden önce mevsimi yaşamanın, bilinmeyeni bilinir kılmanın verdiği istek ve heyecan, takvimdeki gün ile aynı günü yaşayanların yaptıkları işlerle kıyas bile kabul etmiyor. Galiba 'takviminde yaşamak', böyle yaşayanların gerçek düşlerini oluşturuyor. Bugünden yarını tasarlamak, hoş gibi geliyor içinde olmadan. Ama yoruyor hem de zamanından önce. İşte ara vermek, bazı ilham kaynağı gerektiren işlerde de kaçınılmaz oluyor.
Bu, Rıfat Özbek için geçerli mi bilemiyorum. Rıfat Özbek ile Türkiye'ye ilk geldiğinde bir defa defilede karşılaşmıştık ilk kez.
Onun podyumlardan uzak duruyor oluşu, içimi çok acıtmıştı. Belki de kaçırdığımı zannettiğim içindi; onun defilesini izlemeyi ve onu yazabilmeyi (bizimki de böyle bir meslek)... Ama başta da dediğim gibi istemiştim, hem de çok; onun tekrar podyumlara dönmesini, başarılarını dünya basınıyla yazabilmeyi, paylaşabilmeyi... Ama anlaşılan eksik istemişim ki, ben gidemedim. Olsun, bir dahaki sefere kısmet olur eminim.
İçinden bolca modanın, ünlünün, olayın geçtiği şöhretli bir ALEM daha var bu hafta önünüzde okuyacağınız.
Kendinize dikkat edin; haftaya görüşmek üzere hoşçakalın...
|
|
10 Mart 2004 Yıl:11 Sayı: 2002/10
|